3 Şubat 2009 Salı

DANONE'NİN HAİN PLÂNI!!

Mansur Erk uyardı, görev yapıyorum!
Paylaş


Bugün, 20:11'da
DANONE'NİN HAİN PLANI!!

İlginize;
Danone (YOĞURT) markasını Türkiye'de bilmeyen yok. Sabancı holding ortaklığı ile ve sağladığı güven ile Danone Türkiye'ye girmiş oldu. Bu gün Sabancı ile ortaklıklarının bitmiş olmasına rağmen çoğu insan Sabancı Holding ile ortak olduğunu zannederek bu ürünleri almakta. Peki, Fransızlara ait olan Danone Türkiye'de neden bu kadar çok çocuklar üzerine ürün çıkartmakta ve ucuza satmakta hiç düşündünüz mü?

Aklınıza bir marka düşmanı hatta yabancı düşmanı Profesör yazmış bu mesajı şeklinde bir fikir gelebilir. Söz konusu olayın geleceğimiz üzerinde oynanan çirkin bir oyun olduğu, laboratuar sonuçlarını aldığım zaman ortaya çıktı. Sizde eğer bilimle özellikle fen bilimleri ile ilgileniyorsanız, söz konusu üründen alın ve bir fen laboratuarında içerik testi yaptırın (ücreti en fazla 40$). Sonra bu sonucu bir nörologla paylaşın, bakın neler olacak. Gelişim ve düşünme üzerinde etkili hormonal dengelerin, özellikle muhakeme yeteneğinin nasıl engellendiğini bir nörolog anlatsın size, o zaman benim gibi tatmin olursunuz.

Danone'nin Türkiye için üretilen ürünlerinin içerisine çocukların zihinsel ve bedensel gelişimini etkileyecek madde olduğu ne yazık ki bir gerçek ve şu an Daninolar sadece 2 ve 12 yaş arası çocuklara yedirilmekte. Yani tam gelişim zamanında...
Gelecek nesillerimizin zeki olmasını engellemek için şimdiden yoğun çaba içerisinde oldukları anlaşılıyor ve tüm pazarlama şirketleri şuan Danone ile anlaşmalı. Kapı kapı dolaşıp piyasa fiyatının altında ürünlerini satmaktadırlar. Ayrıca şirketlere ve dağıtım elemanlarına çok iyi ücret ödenerek daha fazla surum yapılmakta, daha fazla insana ulaşmaktadırlar.

Lütfen Danone ürünlerini kullanmayalım ve bu konuda bizler duyarlı olabiliriz. Ama bu yetmiyor. Marka düşkünü bir gençlik olduğu sürece, bu firmaların Türkiye'de ekmeklerine yağ sürülecek tir. Lütfen uyanalım ve uyaralım.

Prof. Dr. Turan Karadeniz
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Ordu Ziraat Fakültesi
Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı ORDU
Tel: +90 452 230 05 56
Faks: +90 452 225 12 61


Bu iletiyi mümkün mertebe gönderebildiğiniz ölçüde birilerine gönderin. Savaş alanlarında kazandığımız özgürlüğümüzü ve onurumuzu masabaşı oyunlarla yitirmek istemiyorsak lütfen biraz daha duyarlı davranalım. Kendimizi yakacaksak bari evlatlarımızı yakmayalım. Bunu bir vatan borcu olarak addediyorum. Her birey üzerine düşen görevi bi hakkın ifa ederse, bilin ki, hiçbir kötü emel amacına ulaşamayacaktır. Bu işi herkes başkalarından beklerse, bilin ki, onların ekmeklerine yağ, daha da öte bal sürmüş oluruz.
Ben ülkemi seven bir insanım diyorsanız, lütfen gereğini yerine getiriniz.

31 Ocak 2009 Cumartesi

GENİŞ CEPHE YIKIMDIR

GENİŞ CEPHE YIKIMDIR ORHAN SELEN


Denetimsiz güç, güç değildir.
Sahibinin başına bela açar.
Hitler iyi araştırılırsa önemli dersler çıkarılır.
1940 lı yıllarda Alman ordusunun önüne çıkacak güç yoktu.
Değerli mareşallerini kenara itekleyerek ordunun başına geçen Hitler gücünü fazla abarttı.
Önce Avrupa’yı ele geçirip bir süre bekleseydi, büyük Nazi Avrupa’sı bugün de yaşıyordu.
Bir cephe Afrika’da açtı.
Bir cephe Sovyetler Birliği’ne açtı.
Bitmez sanılan asker bitiverdi.
Çocukları cepheye yollamaya başladılar.
Savaş yenilgiyle sona erdi.
Hitler de kendi hayatına son verdi.
60 milyon insan nedenini anlayamadan öldüler.
Tarihle dargın olan AKP aynı hatayı yineliyor.
Türkiye’deki her kesimle kavgalı olduğu yetmiyormuş gibi Ergenekon soruşturmasının arkasına sığınarak korku saçmaya çalışıyor.
Yandaş medya da tetikçiliğe soyundu.
Ne tuhaf rastlantıdır ki, AKP’nin ele geçirmeye çabaladığı için kavga ettiği her kesimden önemli kişiler ya göz altına alındı ya da tutuklandı.
Emekli Orgeneraller gözaltına alınarak televizyonlarda konuşan eski komutanlara gözdağı verildi.
Görevdeki subaylar tutuklanarak orduya meydan okundu.
İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Vedat Yenerer, Tuncay Özkan ile basın uyarıldı.
Kemal Güriz ile Üniversitelere korku salındı.
Sinan Aygün ile sivil toplum örgütleri susturuldu.
Mustafa Özbek tutuklanarak sendikalar hizaya sokuldu.
Doğu Perinçek ile dokunulmazlığı bulunmayan siyasetçiler korkutuldu.
Yalçın Küçük ile çok konuşan profesörlerin sesi kısıldı.
Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınanlar ve tutuklananların adları alt alta yazıldığında ortaya soyadına göre sıralanmış bir çeşit telefon rehberinden farklı bir şey ortaya çıkmaz.
AKP’nin bazı bakanları soruşturmayla ilgileri olmadığını söylerken Başbakan medyanın karşısına çıkarak meydan okuyor.
- Biz tekerlerine çomak soktukça bağırıyorlar.
Erdoğan demek istiyor ki :
- Çoğunluğumuzdan dolayı yasama elimizde. İktidarda olduğumuz için yürütme elimizde.
- Gördüğünüz gibi yargı da elimize geçmek üzere.
Bir koltuğa iki karpuz sığmazken, üç tanesi hiç sığmaz.
AKP cepheyi büyütüyor.
Tarihsel ve ideolojik kökü bulunmayan bir partinin her kesimle kavgaya tutuşması ancak pervasızlıkla açıklanabilir.
Pervasızlığın sonu her zaman yenilgi ve yıkımla bitmiştir.
Napolyon da pervasızdı.
Durmayı bilmedi ve sürgünde öldü.
Enver Paşa pervasızdı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun batışını çabuklaştırdı.
Başka bir pervasızlığın yolunda öldürüldü.
Erdoğan’ın bunlara benzemesi istenmez.
Günümüzde gücünü yanlış kullananlar ölmüyorlar.
Kendilerini ve ülkelerini yakıyorlar.
AKP kadrolarının günü kurtarmak ve kurumları ele geçirmek için yanlış tuğlaları üst üste koymaları sıkıntılı geleceğin alt yapısını hazırlıyor.
AKP bir gün geldiği gibi gidecektir.
Toplumun çeşitli kesimlerine açtığı savaş ve 7 yılda yoksullaştırdığı halk bu partiyi yakında sandığa gömecektir ama geride bırakacağı yıkım yıllarca onarılamayacaktır..

21 Ocak 2009 Çarşamba

YORUMSUZ!

FW: Yeni duyuru: YÜCE TÜRK MİLLETİ ADINA İLKER PAŞA'YA MEKTUP!‏

Kimden: irfan kaya (irfan.kayalar@hotmail.com)
Gönderme tarihi: 20 Ocak 2009 Salı 20:06:50
Kime: ay_su52@hotmail.com; azra.hasret@hotmail.com; basak_04@hotmail.com; Bora Tüfekli (bora_tufekli@hotmail.com); burcak.02@hotmail.com; cemre_ozgur@hotmail.com; cigdemremziye@hotmail.com; Niyazi Çamurcu (camurcular@hotmail.com); dilara_redrose@hotmail.com; Ekrem (mavifarma@hotmail.com); Elvan Kaya (elvankaya27@hotmail.com); eser321984@hotmail.com; feridedestan@hotmail.com; guelzadekaplan@hotmail.de; Kamer Genç (kamer.genc@tbmm.gov.tr); koray Hoca (mkbasyigit@gmail.com); ismailcatir@hotmail.com; KEREM SEVINC (ilkbahar_64@hotmail.com); keciyim123@hotmail.com; ladyroses_2005@hotmail.com; LERZAN TORLAK (lerzan.torlak@gmail.com); mali_kartal_@hotmail.com; mavhomer@hotmail.com; mehmettuncsahin@hotmail.com; mersoy4854@hotmail.com; minik_serce25@hotmail.com; more_difficult@hotmail.com; nerog50@hotmail.com; nihatozgur1979@hotmail.com; n.necla@hotmail.com; nurigonendi@hotmail.com; pinar.dicle@hotmail.com; rozarezzan@hotmail.com; semrasu7@hotmail.com; sil.dim@hotmail.com; carookee (system@carookee.com); suzidilara5@hotmail.com; ts_musti@hotmail.de; tugralistan@hotmail.com; ulku_ayhan@hotmail.com; yaren_1995@hotmail.com; yok_ole_bisi@hotmail.com; ysd592@gmail.com

To: irfan.kayalar@hotmail.com
Subject: Yeni duyuru: YÜCE TÜRK MİLLETİ ADINA İLKER PAŞA'YA MEKTUP!
From: yonetim@toplumsalbilinc.org
Date: Sun, 18 Jan 2009 00:54:05 +0000


İLKER PAŞAM..‎ Kahraman Türk Ordusunun başında, komutansınız.. Haddime değil ‎amma..Hatırlatmak üzerime vazife diye düşünüyorum. Mustafa Kemal ‎sizin makamınızı padişah Vahdettin’den alabilmek için çok mücadele ‎etmişti. Ne var ki padişah Vahdettin, “Saltanatını yıkmasından ‎korktuğu için” Mustafa Kemal’e o şerefli makamı vermemişti. ‎

Şimdi siz, Mustafa Kemal’in hak ettiği halde “oturamadığı”o şerefli ‎makamda oturmaktasınız. ‎
Paşam, Mustafa Kemal der ki: “Aziz milletime şunu tavsiye ederim ‎ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı ‎adamların kanındaki, vicdanındaki asli cevheri, çok iyi tahlil ‎etmek dikkatinden bir an feragat etmesin..”‎

Ne diyorsunuz Paşam? Mustafa Kemal’in dediği gibi, bağrımızda ‎yetiştirdiğimiz, başımızın üstüne kadar çıkardığımız Cumhurun ‎başının ve başbakanın kanındaki, vicdanındaki ASLİ CEVHERİ çok ‎iyi tahlil etmediğimizden dolayımı ihanete uğradık?‎

Paşam, Ülkemizde gelişen olaylara baktığımızda Cumhuriyet’in ‎tehlikede olduğunu görüyoruz. Tehlike o boyutlara ulaştı ki artık iş ‎Cumhuriyet’ten ve Cumhuriyetçilerden intikam almaya kadar ulaştı.‎

Bu ülke insanı –büyük çoğunlukla- cumhuriyetçidir. Neden ‎cumhuriyetçidir paşam? Mustafa Kemal, bu ülke insanının neden ‎Cumhuriyetçi olduğunu, olması gerektiğini kendi düşüncesi ile açıklıyor:‎ ‎' Türk genci, inkılâpların ve cumhuriyetin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların ‎lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve devrimleri ‎benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir ‎hareket duydu mu bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, ‎adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve ‎silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir, asıl suçluları ‎bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, 'Polis henüz devrim ve cumhuriyetin ‎polisi değildir' diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu ‎mahkûm edecektir. Yine düşünecek : 'Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre ‎düzenlemek lazım!' Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla ‎beraber, bana, İsmet Paşaya, Meclise telgraflar yağdırıp haklı ve suçsuz olduğu ‎için tahliyesine çalışılmasını, kayırtılmasını istemeyecek. Diyecek ki : 'Ben inanç ve ‎kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız ‎gelmişsem, bu haksızlığımı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmekte benim ‎vazifemdir.' İŞTE BENİM ANLADIĞIM TÜRK GENCİ VE TÜRK GENÇLİĞİ...'‎

Paşam, Mustafa Kemal’in Bursa Nutkundan güç alarak, inkılâpların, ‎cumhuriyetin ve rejimin sahibi ve bekçisi olduğumuzu ilan ettik. ‎Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inandık. Rejimi ve ‎inkılâpları benimsedik.‎

Paşam, ne yazık ki bugün inkılâplar, cumhuriyet ve rejim, devleti ‎yönetenler tarafından zayıf düşürülmüş, küçük kıpırtılar (ihanet) ‎büyümüş, devleşmiştir. Bu ihanete gözümüz ve kulağımızla şahit ‎olduğumuzda “bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ‎ordusu vardır, adliyesi vardır” demedik. Hemen müdahale etmeye ‎kalktık, bütün varlığımızla kendi eserimizi korumaya çalıştık. Bir sabah ‎kuşluk vakti polis kapımıza geldi. Polis asıl suçluları –bize göstermeden- ‎bıraktı, suçlu diye bizi alıp götürdü. ‎

‎“Polis henüz inkılap ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşündük, ‎fakat asla yalvarmadık.. Mahkeme arkadaşlarımızın bazılarını mahkûm bile ‎etti.‎
Yine düşündük, “Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre ‎düzenlemek lazım!” derken sıfatının önünde cumhuriyet yazan bir ‎savcının kasıtlı ve kindar tutumu ile hapse atıldık. Kanun yolundan ‎itirazlarımızı yaptığımızı yapmakla beraber, ne size nede meclise telgraflar ‎yağdırıp haklı ve suçsuz olduğumuz için tahliye edilmemizi, ‎kayırılmamızı istemedik. ‎

‎“Demek ki biz, inanç ve kanaatimizin icabını yaptık. Müdahale ve ‎hareketimizde haklıyız. Eğer hapse haksız girdi isek bu haksızlığı ‎meydana getirecek sebep ve amilleri düzeltmekte bize düşer”.. ‎Dedik, “Ergenekoncu Terörist” damgasını yedik. Ergenekon ne demek ‎Paşam? ‎

Paşam, kısaca Türk Yurdu demek olan Ergenekon adını, dışarıdan ‎kumandalı bir soruşturma kapsamında, özellikle ve bilinçli olarak terör ‎örgütüne monte ederek TÜRK milleti üzerinde korkuyu egemen kılmak ‎istediler ve bunda da başarılı oldular. ‎

Bugün cumhurun başında olan isim, Mayıs 2006 tarihinde, adına kasıtlı ‎olarak Ergenekon denilen operasyonun soruşturma amirliğini ‎üstlenmiştir.(Tabir Aydınlık dergisi, sayı 1115 sayfa 11’e aittir.) Cumhurun ‎başı, düzenlenen “brifingde” Mehmet Eymür patentli şemayı çok ‎beğenmiş ve “Değerlendirin.. Savcı bulun..Suçluları yakalayın” ‎şeklinde talimat vermiştir.(a.g.d.s.1115-sf.11)‎

O brifingden haberiniz var mı Paşam? Bu “talimat” sizin aklınıza ne gibi ‎sorular getiriyor? ‎
Kaldı ki, sabahın seher vaktinde vatan haini gibi birer ikişer alınıp ‎emniyete götürülen ve sonra birer suçlu gibi tutuklanıp cezaevine atılan ‎isimlerin çoğu emekli komutanlardandır paşam.. Bu değerli ‎komutanların suçu, cumhuriyete, rejime, laikliğe, Atatürkçülüğe, ‎vatanın ve devletin bölünmez bütünlüğüne, milletin milli birliğine ‎sahip çıkmak mı paşam?‎

‎301ci maddeyi kaldıranlardan bir kişi dahi var mıdır tutuklanıp “içeri” ‎atılan paşam? Cumhuriyete, laikliğe, Atatürk ilke ve inkılâplarına sövenler ‎bu cesareti nereden ve kimden alıyor paşam?‎

Türk Ordusu değil mi Cumhuriyet’i sonsuza kadar koruyup kollayacağına ‎dair söz veren ve yemin eden? Bu yeminin “gereğinin” şartları bugün ‎yaşanılmıyor mu Paşam? ‎

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, yargı mercii var. Bu ülkenin ‎anayasası da var. İşte o anayasaya göre suç olan bir eylemi ‎gerçekleştiren Başbakan, milletin dil birliğini bölerek, Kürt diye ‎ayırdığı kesime üstelik temeli ve hiçbir dayanağı olmayan bir dil ile selam ‎verebiliyor.‎

Başbakanı veto etmediği için, Cumhurbaşkanının sessizliğinden, dil ‎birliğinin bütünlüğünden yana olmadığı anlaşılıyor. Etik olmadığı ‎halde cumhurbaşkanı, “çok dillilik, kültürel zenginliğimizdir” ‎diyebiliyor.‎

Boğazı kravatlı resmi terörist çıkıp, “halkımızın dilini 20 senede ‎tanıyanlar bir gün bu toprakların da Kürdistan olduğunu kabul ‎edecekler” diyebiliyor.‎
Paşam.. İlker Paşam.. Elbette sizin yargıç ya da savcı olmadığınızı ‎biliyoruz. Hukuki anlamda siz bir şey yapamazsınız. Zaten biz de bir şey ‎yapmanızı beklemiyoruz. Ancak, Asker olarak sizden beklediğimiz çok şey ‎vardır.‎

Başında başkomutan olduğunuz Türk Ordusunun bir terör örgütü ile yan ‎yana getirilmesini kabul edebiliyor musunuz Paşam? Varlığınızın yegâne ‎sebebi, Türkiye cumhuriyetini ilelebet korumak ve kollamak değil ‎mi? Devletimizin üniter yapısına sahip çıkmak değil mi? ‎

Paşam, Mustafa Kemal diyor ki:‎ " Birinci vazifen, Türk İstiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa ‎etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin, en ‎kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ‎ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine ‎düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini ‎düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait çok namüsait bir mahiyetle tezahür edebilir. ‎İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünya da emsali görülmemiş bir ‎galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt ‎edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her ‎köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak ‎üzere memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta ‎hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi ‎menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler…‎"

‎ Kahraman ordumuzun şerefli subayları içinde kuvvet komutanlığına ‎kadar çıkma başarısı gösteren paşalarımızın istikbalimize ve ‎istiklalimize sahip çıkmaları suç mudur? Devletimizin üniter ‎yapısının bütünlüğünü korumada ısrarcı olmak, -emekli dahi olsa- ‎görevleri değil midir?‎

İlker paşam, siz ki Mustafa Kemal’in oluşturmak için hayatını ortaya ‎koyduğu, Çanakkale’de mucizeler yarattığı, İstiklal harbinde ‎gücünü dünyaya kabul ettirdiği ordunun başkomutanı olarak, ‎YIPRATILMAK İSTENDİĞİNİZİ anlayamayacak kadar “anlayışsız” ‎olamazsınız.‎

BOP’un “eş başkanı” olduğunu kendi sesi ve görüntüsü ile gururla ‎ifade edene, Yahudi olmadığı halde Yahudi lobisi tarafından ‎verilen CESARET MADALYASININ ŞARTLARINDAN BİRİ –neden- ‎TÜRK ORDUSUNUN YIPRATILMASI olduğunu sordunuz mu? ‎

Paşam, Bu hükümetin Türk Ordusunu yıpratmak için ne yapılması ‎gerekiyorsa yaptığını şüphesiz sizde biliyor ve inanıyorsunuz. ‎Özellikle son günlerde, adının önünde “CUMHURİYET” yazan bir ‎savcının talimatı ile “azılı teröristler” gibi sabah erken saatlerde ‎evlerinden alınıp tutuklanmak maksadıyla yaka paça gözaltına ‎alınmalarına vicdanınız nasıl müsaade ediyor?‎

Yada cumhurun başı.. Dışişleri Bakanı olduğu dönemlerde..2 ‎Nisan 2003 tarihinde Ankara’da Dışişleri Binasında, ABD’nin o ‎dönem Dışişleri Bakanı Colin Powell ile gizli bir –anlaşma adı ile- ‎sözleşme belgesi imzaladığı artık ayyuka çıktı.‎

‎2 sayfa 9 maddelik sözleşme belgesinin ilk maddeleri Türk ‎Ordusunu bağlıyor. Gizli imzalanan bu sözleşme belgesine göre ‎cumhurun başı hiç düşünmeden ve umursamadan, bir anlamda ‎düşman gibi kahraman ve şerefli Mehmetçiği Amerika ile kalleş ‎PKK’ya satmış yada teslim etmiş olmuyor mu?‎

‎2 Nisan 2003 tarihinden bu güne kadar kalleşler tarafından şehit ‎edilen her bir Mehmetçiğimizin katilleri PKK’lılar mı oluyor? Peki, ‎Paşam, 2 Nisan 2003 tarihinde Amerika ile 2 sayfa 9 maddelik ‎‎“ihanet belgesini” gizlice imzalayan ne oluyor? ‎

İlker paşam.. Sen ve mensubu olduğun Şerefli Türk Ordusunun ‎daha fazla yıpratılmasına, bir Türk olarak gönlüm razı olmuyor. ‎Sabrım taş olsaydı çoktan çatlardı. Ya sizin sabrınız Paşam? Bu ‎nasıl bir taş ki çatlamıyor? ‎

Türk Milleti ordusu ile vardır ve var olacaktır. Emperyalistlerin ‎istediği ise, Türk ordusu ile Türk Milleti arasındaki bu bağı ‎koparmak ve Yüce Türk Milletinin Türk Ordusuna olan güvenini ‎yok etmektir. Hiç şüphesiz bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz ‎paşam.. O halde neden? Neden susuyorsunuz Paşam?‎

Dosta düşmana karşı bu sessizliğinizi ve suskunluğunuzu, ‎vatandaşınız olarak ben kabul edemiyorum. Hazmedemiyorum ‎Paşam. ‎

Yüce Makamınızdan ve üstün anlayışınızdan talep ediyorum. ‎Madem Mustafa Kemal önderiniz.. O halde paşam.. Mustafa Kemal ‎ne yaptı ise, Mustafa Kemal’in yaptığını yapmak boynunuza ‎borçtur Paşam.. Bu vebal omuzlarınızdadır. ‎

Bu borcu Yüce Türk Milletine ödemek zorundasınız. Çünkü bu ‎millet yokluk ve fakirlik ile sizi bu mertebeye getirdi. ‎

Büyük Türk Milleti adına sizi GÖREVİNİZİ yapmaya davet ‎ediyorum paşam..‎

Damarlarında ASLİ CEVHER bulunanlara selam olsun!‎

Saygılarımla..‎



Vatanseverali

Bu gelen duyuruları kapatmak isterseniz, profilinizden bunu kolayca yapabilirsiniz.

Bu link'i takip ederek duyurunun tamamını görebilirsiniz:

http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4419.0

Saygılar,
T O G E Ç

18 Ocak 2009 Pazar

ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLENCİLİĞİ KAMPANYASININ ZAMANLAMASI

<>[DipDalgasi:5940]<> Zamanlamaya dikkat!
18 Ocak 2009 Pazar, 16:20
Kimden:
"T T"
Göndereni Kişiler'e ekle
Kime:
dipdalgasi@googlegroups.com


ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLENCİLİĞİ KAMPANYASININ ZAMANLAMASI:


Üç beş sözde aydının, AB ve Soroz’dan aldıkları paraları (http://www.kalinka.com.tr/default.asp?islem=sayfa&id=203) hak etmek, tarihi çarpıtmak ve ülkemizi karalamak için 4 yahudinin önderliğinde (http://www.yalcinkucuk.net/haber_detay.asp?haberID=198) başlattıkları, ve sahte imzalarla kabarttıkları, Ermenilerden özür dilenciliği kampanyasının zamanlaması, yani “bu da nerden çıktı şimdi” düşüncesi, epeydir zihinlerimizi kurcalamaktaydı.

“AB parlamentosunun Ocak ayı gündemi” önümüze gelince bu sözde aydınların da foyaları döküldü, ve bu özür işinin zamanlamasındaki çapanoğlu da böylece kendiliğinden ortaya çıkıverdi!

AB parlamentosu 21 Ocakta Ermeni Soykırımının AB’ye üye 27 ülkede tanınması ve soykırıma cezai müeyyide getirilmesi için yasa tasarısı hazırlığı gerçekleştirilecek. (http://www.ntvmsnbc.com/news/471724.asp#storyContinues)


PLANLADIKLARI ŞEY:

Planladıkları şey şu: Biz, AB Parlamentosundaki bu oylama sırasında çıkacak olan karara itiraz etmeye kalktığımızda, bize “Bakın, sizin kendi aydınlarınız da bu soykırımı zaten kabul ediyor ve Ermenilerden özür diliyorlar!" ..diyerek bizi kapana kıstırmak ve karşı itirazlarımızın peşinen önüne geçmek!

21 ocakta hazırlanacak olan yasanın oylanmasının sonucunda AB parlamentosunda alınacak olan Ermeni soykırımı kararı ise bütün AB ülkeleri için bağlayıcı nitelikte olacak! (Yani AB ye üye olabilmek için bu kararı biz de kabul etmek zorunda kalacağız!) Bunun devamı ise Ermenilere tazminat ödenmesi ve daha sonrasında toprak talebi!


OYUN BOZULUYOR:

Fakat bu sözde aydınların başlattığı “Ermenilerden özür dilenciliği” kampanyasına karşı 147 emekli büyükelçimizin ortak bildirisi (http://www.eraren.org/index.php?Page=Sayfa&No=44 ) ve peşi sıra Toplumsal bir tepki olarak her kesimden başlayan karşı kampanyalar da bir çığ gibi büyümekte.

KARŞI KAMPANYA SİTELERİ VE ŞU AN İTİBARİYLE DURUM: (lütfen bağlantıları tıklayıp katılınız)

http://www.ozurbekl iyorum.com 115.069 imza ve 17.766 ziyaretçi yorumu

http://www.ozurdile yenlerikiniyoruz .com (10.922 SMS + 24.572) =35.594 imza ve 24.572 ziyaretçi yorumu

http://www.ozurdile miyoruz.com 73.165 imza ve 2.350 ziyaretçi yorumu

http://www.ozurdile miyoruz.biz 82.525 imza ve 6.680 ziyaretçi yorumu

http://www.ozurdile me.com 30.730 imza

http://www.sizozurd ileyin.com 46.530 imza

http://www.ozurdile miyoruz.info 8.472 imza

http://www.igdirim7 6.com 2.882 imza

http://www.turkishforum.com/tr/content/ 20.377 imza

BU MEMLEKETİN SAHİPSİZ OLMADIĞINI GÖSTERELİM:

Aslında uyuyan bir devi uyandırdıklarının farkına çok geç vardılar!

(Şu an itibariyle..) Toplam: 4 0 9 . 2 7 2 imza, ve tam 5 1 . 3 6 8 “ZİYARETÇİ YORUMU”! (..kampanyalar sürmekte!)

100’lerce akademik ve gençlik forumlarında, çeşitli üniversitelerin, çeşitli toplum kuruluşlarının ve demokratik partilerin sitelerinde başlatılan diğer kampanyaları da katarsak toplam imza sayısı 1.000.000 sınırını çoktan geçmiş durumda. (Toplumumuzun çok büyük bir kesimde internet erişim olanakları bulunmadığını düşünürsek, bir kamuoyu araştırması mahiyetindeki bu rakamın istatistiksel olarak pek yakında Türkiye Cumhuriyeti Nüfusunun %100’üne denk geleceğini söylemek rahatlıkla mümkün.)

Sürmekte olan bu kampanyalara katılım rakamı bu memleketin sahipsiz ve bilinçsiz olmadığını bu kişilere gösteren 80 milyonluk bir tokat olacaktır.

Lütfen bu karşı kampanyaları herkese duyuralım ve 21 ocakta Avrupa Parlamentosunun karşısına tek yumruk olarak dikilip bu oyunu bozalım.

(Lütfen bu duyuruyu ulaşabildiğiniz herkese gönderiniz..

17 Ocak 2009 Cumartesi

NUR YÜZLÜ TUNCAY GÜNEY

Nur Yüzlü Tuncay Güney

15-01-2009 03:01
Ilımlı İslamcıların prensi,nur yüzlü Tuncay Güney’in videolarını izledik hep beraber.Hoş bu kadar önemli ve derin bir operasyon olan Ergenekon’un başlangıç videolarının alenen görsel ekranlarda gösterilmesinin başka hangi ülkede örneği vardır bilemiyorum.Zaten bir çok insan gibi videoları izledikten sonra bu soru o an aklıma gelmedi çünkü yine bir çok insan gibi bende “Ulan bu adam yüzünden mi bir sürü insan içeride?” dedim,kendi kendime.

Daha sonra baskı ve işkence sorularına aklıma takıldı.Bangır bangır görsel medya da “Bana baskı yaptılar,işkence gördüm” diyen Tuncay Güney gayet rahat bir şekilde ifadesini vermiş.Ancak kendisine ezberletilenler ile kendi hayal Dünyasını anlatırken çıkardığı ses tonu ve çelişkili yorumları karşı taraf için bir işkence olabilir.
Bugün kendisi Haham.Yani İsrail’e destek veriyor.Hani bugün güya İsrail katliamlarını kınayanların dayanağı çakma bir Yahudi ve İsrail hizmetkarı.

Ancak Nur yüzlü Tuncay Güney ifade esnasında şunu diyor ;

“Köken olarak Çorumluyum, namaz kılıyorum. Ayazağa'da din dersi alıyordum”

Yani o dönem Müslüman.Şimdi Yahudi.Ya da hiçbir zaman Müslüman olmadı o hep Yahudi idi.



Devam ediyor Ilımlı İslamcıların her söylediğini kutsal söz sayan,Tuncay Güney ;

“Fethullah Hoca bir vaaz verdi, doğal olarak etkilendim"
Tuncay Güney’i 2001 yılına kadar Müslüman sayarsak,
İslam’ın Kutsal Kitabı Kuran-ı Kerim değil midir? Resulü Hz.Muhammed değil midir?
Ama bu adam bunlardan değil Fethullah Gülen’den etkileniyor! Peki sonra neden İsrail’e hizmet etme aşkı alevleniyor? İsrailli çocuklar için ağlayan Fethullah Gülen’den yine etkilenip Yahudi mi oldu yoksa? Ya da etkilendiği kişi hiçbir zaman Müslüman olmadı mı?



Devam ediyor,Tuncay Güney ;
- Veli Küçük tırışkadan bir general ama general Müldür bile her istediğini yapıyordu.

Ne olursa olsun hiçbir zaman Tsk mensuplarına özellikle General rütbesine yükselmiş bir insana “Tırışka” deme rahatlığını kendisinde görüyor.Ancak “Tırışka” olarak hitap ettiği kişiyi de öyle bir anlatıyor ki!

Tansu Çiller mesela.Siyasi arenanın güçlü bir ismi.Tuncay Güney’in “Tırışka” diyerek hakaret edip küçümsediği Veli Küçük ile buluşmak istemiş.Ama Veli Küçük istememiş.Yani adam hem “Tırışka” hem de Tansu Çiller ile buluşmayacak kadar güçlü!

Veli Küçük ile alakalı devam ediyor Tuncay Güney ;

- Veli Paşa gönüllerde taht kurmuş bir insandır. Bir yüzbaşı ya da bir üsteğmen için ütopyadır.

Haydaa? Bu adam az önce “Tırışka” diyerek hakaret ettiği kişiyi şimdide idol yaptı!

Ilımlı İslamcıların nur yüzlü prensi Ergenekon’un hiyerarşi yapısını da tarif ediyor ;

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Ogeneral İsmail Hakkı Karadayı, Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Necip Torumtay, Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman, Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Rasim Betir, Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Güven Erkaya, Emekli Tümgeneral Nejat Müldür, Emekli Tümgeneral Osman Özbek, Emekli Tuğgeneral Engin Hoş, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük

Hepsi Tsk’ya hizmet etmiş insanlar.

Durumu özetlemek gerekirse ;

Tuncay Güney açık açık Fethullah Gülenci olduğunu saklamıyor.Peki Fethullahçı ve diğer Abd’ci kesimin en sevmediğim kurum nedir? Bazı Cia güdümlü basın organlarının her gün manşetlerinde sövdüğü kesim…Evet,Tsk.

Fethullah Gülen hayranı Tuncay Güney kimi hedef alıyor? Tsk.

Fethullah Gülen’i kim besleyip büyütüyor? Abd.

Gözaltına alınanların ortak özelliği ne? Abd ve güdümlüsü Fethullah Gülen’e karşı Ulusal direniş sergilemeleri.

Abd’nin,Türkiye’yi parselleme hedefinde ki en büyük engel kim? Tsk.



Daha ne diyeyim?


Cem Büyükçakır

16 Ocak 2009 Cuma

SAKIN ORDUMUZU KARIŞTIRMAYIN

(Ardan Zentürk'ün 8 Ocak 2009 tarihli "Sakın, ordumuzu karıştırmayın" başlıklı yazısından alınmıştır)

BİR: İsrail ordusu, mücadele ettiği unsurları ‘düşman ordu’ olarak tanımlamaktadır. TSK için PKK, bir ‘terör örgütüdür.’

İKİ: İsrail ordusu için ele geçirilen bir Filistinli savaşçı, ‘savaş esiridir.’ TSK için ele geçirilen PKK’lı savcıya teslim edilen, bağımsız yargı önüne çıkarılıp, tutuklama kararı sonrası cezaevine konulan ve normal yargılama süreci başlatılan bir ‘teröristtir.’

ÜÇ: İsrail ordusu, yerde yaralı yatan Filistinli’yi eğer o sırada fazladan bir ambulans veya bir doktor yoksa ‘görmezlikten gelir’ veya çiğner geçer. TSK, dağ başındaki yaralı teröristi kurtarmak için helikopter kaldırır.

DÖRT: Herhangi bir penceresinden ateş edilen bir bina, İsrail ordusu için tank ateşiyle yok edilmeyi hak etmiş bir binadır. Teröristin ateş ettiği bir bina, TSK için, ‘özel harekat timlerinin’ göreve çağrıldığı, mümkünse teröristin de sağ ele geçirilmeye çalışıldığı bir nokta operasyonu hedefidir.

BEŞ: İsrail ordusunun sivil yerleşim birimlerinin içinde tankla gerçekleştirdiği, topçu mermisi kullandığı harekatlar giderek çocuk katliamına dönüşebilir. TSK için sivil yerleşim biriminde ölçülü güç kullanmak ve masum sivil kaybı riskini sıfırlamak esastır.

ALTI: İsrail askeri kendisine taş atan 10-12 yaşındaki çocuklara mermi sıkabilir. Türk askeri kendisine taş atmaya zorlanmış çocuklar ile çikolata verip sohbet etmeyi tercih eder.

YEDİ: İsrail askeri için savaştığı unsur net bir algılamayla ‘ötekidir...’ Türk askeri için savaştığı teröristin anası, babası ve akrabaları vatandaşıdır ve asla ‘öteki’ değildir.

SEKİZ: İsrail ordusunun ana stratejisi ‘kontrollü kaos’ ortamı yaratmak ve yaratılan bu ‘kan gölünde’ konuyla bağlantılı tüm tarafları ateşkese mecbur etmek üzerine kurgulanmıştır. Türk ordusunun ana stratejisi ‘istikrar sağlama’ ve tüm insanları ‘istikrarı koruma’ fikrinde birleştirme esasına dayanır.

DOKUZ: Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın kuzeyine girse bile yanında sahra hastanesini götürür, oradaki insanların sağlığına destek sağlamaya çalışır. İsrail ordusu için girdiği yerdeki hedeflerden biri de zaten ilaç ve malzeme sıkıntısı içindeki hastanelerdir.

ON: Türkiye Avrupalı bir güç, yarım yüzyılı aşan bir süredir NATO’nun en önemli gücünü oluşturan Türk Silahlı Kuvvetleri de Avrupalı bir ordudur. Bu nedenle, sınır ötesi bir harekata kalkışması bile müttefikleriyle gerçekleştirdiği çok sıkı istişarelere dayanır. Çağdaştır. İsrail ordusu Ortadoğulu’dur. Sırtını sadece Amerikan Savunma Bakanlığı’ndaki güçlü Yahudi lobisine dayamıştır. Teknolojik üstünlüğü vardır ama düşünce yapısında çağdışıdır.

(Avrupalılık ve NATO vurgusu dışında, bu maddelerin altına imzamı atarım)

14 Ocak 2009 Çarşamba

İSRAİL'İN GAZZE SALDIRILARI VE FİLİSTİN SORUNU NASIL ÇÖZÜLEBİLİR?

İSRAİL'İN GAZZE SALDIRALARI VE FİLİSTİN SORUNU



NASIL ÇÖZÜLEBİLİR?



Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu



19 Aralık 2008 akşamı Hamas’ın İsrail’’e Quassam füzeleri fırlatması sonucu İsrail, Hamas yönetimini cezalandırmak için 27 Aralık 2008’de Gazze’deki Polis Okulu mezuniyet törenine füzelerle hava saldırısını bulundu. Sonuçta 300’den fazla kişi öldü 1400 kişi yaralandı(Tansi,2009). Aradan bir hafta geçtikten sonra İsrail bu defa Gazze’ye kara harekatını başlattı. İsrail yıllarca abluka altında bunalttığı insanları şimdi çoluk-çocuk, kadın demeden öldürmektedir. Bugün ölü sayısı 1000’e yaklaştı, bunların 200’ü kadın ve çocuk., yaralı sayısı ise 4000’e yaklaştı.



İsrail saldırısının iki amacının olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan birisi 2006’da Lübnan’da Hizbullah yenilgisinin izlerini silerek topluma güven kazandırmak, ikincisi ise İsrail’deki partilerin, kendilerini şahin göstererek Ocak 2009 yapılacak seçimleri kazanmak veya oylarını artırmak istemeleri.



Sorunu görüşmek üzere toplanan B.M., ateşkes için bir karar alamadan dağılmıştır. A.B.D. ve A.B. yetkilileri İsrail’in kendisini savunma hakkından söz etmişlerdir. Peki Filistinlilerin kendi yurtlarında bağımsız olarak yaşama hakları yok mudur? Öte yandan B.M. ateşkes kararı alsa ne olur? Nitekim 9 Ocak 2009 tarihinde B.M. Ateşkes kararı aldı. Fakat bugüne kadar İsrail daha önce alınan B.M. kararların hemen hiçbirisini uygulamamıştır. Bu durum, uluslar arası ilişkilerde hukukun olmadığını, güçlünün zayıfı ezdiği orman kanunlarının geçerli olduğunu göstermektedir. Türkiye’de ise Sayın Başbakan, İsrail’i şiddetli bir şekilde eleştirmiştir. Fakat Prof. Manisalı(2009), bir gazetede şunları yazmıştır. “Gazze’yi bombalayan İsrail pilotları Konya’da tatbikat yapmıştır. Ayrıca Gazze’yi denizden bombalayan İsrail gemileri ile Türk gemileri birlikte tatbikat yapmışlardır.”



Gerek Eyyubiler ve gerekse Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde Ortadoğu’da çeşitli inanç ve kültürdeki insanlar, barış içinde bir arada yaşamalarına rağmen I. Dünya Savaşı sonunda Ortadoğu’nun İngilizlerin eline geçmesi ve İsrail’in 1948 yılında kurulmasından sonra bölgede bir türlü barış sağlanamamıştır.



İsrail-Filistin ilişkilerinin yakın tarihine çok kısa değinmek istersek şunları söyleyebiliriz:İsrail, başlangıçta F.K.Ö. yıpratması amacıyla Hamas’ın doğuşunu desteklemiştir. Nitekim. Amerikan News Week Dergisi Şubat 1993’ün ilk haftasındaki sayısında “İslamcı militanları A.B.D., İsrail ve Arap ülkelerinin desteklediğini ifade ederek şimdi de “korkuyorlar” yorumunu yaptı. Hamas’ın A.B.D.’den yönetildiğini, örgüt militanlarının Arap ülkeleri ve ABD’den emir ve para aldıklarını ve İsrail’in de İslamcı gruplarla eskiden beri ilişki içinde olduğu”nu belirtti. Şimdi emperyalizmin senaryolarının uygulandığına bütün dünya şahit olmaktadır.



Ağustos 2005 tarihinde İsrail Başbakanı Ariel Şaron, İsrail askerlerini Gazze’den çekti. Bu arada A.B.D., A.B. ve İsrail, Arafat’ın yerine FKÖ Lideri Mahmut Abbası tanıdılar. İsrail’in Gazze’den çekilmesinden sonra oluşan boşluğu Hamas doldurmaya başladı. A.B.D., ve İsrail, Ocak 2006’da Hamas’ın seçimleri kazanmasını ve FKÖ ile Hamas’ın ortak hükümet kurmasını kabul etmediler. Daha sonra Abbas’ı, Hamas’ı bastırması için zorladılar. Bunun üzerine Hamas, Gazze’de F.K.Ö.’ne karşı bir darbe yaparak yönetimi ele geçirdi. Bu arada İsrail, 2006 Lübnan’a girerek Hizbullahla savaşması onun güçlenmesine yol açtı. Bu defa İsrail’in karşısına bir de Gazze’de Hamas çıkıyordu(Yıldızoğlu, 2009).



2008 başında Mısır’ın yardımıyla Hamas ve İsrail arasında sözde bir ateşkes sağlandı. İsrail, Hamas’ın tacizinden kısa bir süre de olsa kurtuldu. Fakat İsrail Gazze’deki ablukayı kaldırmadı. Gerçekten bu abluka insanlıkla bağdaşacak bir durum değildir. Çünkü hastalar hastahaneye yetiştirilemeden ölüyor. İhraç malları Filistin sınırından çıkamıyor. Mısır ve Ürdün’den gelen erzak, un, pirinç ve şeker Gazze’ye ulaşamıyor(Cerrahoğlu, 2009). Yine İsrail, Gazze’deki emniyetli yer altı suyunun sadece 5 /1’inin Filistinliler tarafından kullanılmasına izin vermektedir. Ayrıca 2007 ortalarından itibaren uygulanan petrol, enerji ve klor ambargosu sebebiyle 140 içme suyu kuyusundan 52’sinde pompalama işlemi mecburen durdurulmuştur. Sonuçta Gazze’de su, kaynatıldıktan sonra bile insan sağlığı için tehlikeli bir duruma gelmiştir(Yıldız, 2009).



Neden Hamas, İsrail’i füzelerle vurarak onun Gazze’ye saldırmasını teşvik etti ve buna İsrail neden hava saldırıları ile büyük bir karşılık verdi? Bunda hem Hamas’ın hem de İsrail’in kendilerine göre hesaplarının olduğu anlaşılmaktadır. Hamas, İsrail’i Gazze’nin dar sokaklarına çekerek Hizbullah gibi bir zafer kazanmak istiyor. İsrail ise yıkılan yenilmezlik imajını tamir etmek istiyor(Yıldızoğlu,2009).



Gerek A.B.D. ve gerekse Arap dünyası, İsrail saldırılarına niçin sessiz kalmaktadırlar? Bildiğimiz gibi şu anda Hamas, Sünni olmasına rağmen onu açıktan destekleyen sadece İran’dır. Bu sebeple A.B.D., bu sözde Şii çemberine karşı Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye gibi ülkelerle bir Sünni hattı yaratmak istemektedir. Nitekim Mısır ve Suriye rejimleri Hamas’ı provokasyonla suçlayarak İsrail’i desteklemiş oldular(Yıldızoğlu,2009). Düşündürücü olan ise İslam Dünyası yöneticilerinin üzerine ölü toprağı serpilmiş olmasına rağmen Venezuella yöneticilerinin İsrail Elçisini sınırdışı etmiş olmalarıdır.



Filistin Sorunu Nasıl çözülebilir?



Konuşmamın başında da söylediğim gibi Ortadoğu, 400 yıldan fazla Osmanlı hakimiyetinde kalmış fakat bu süre içinde hangi dinden ve hangi soydan olursa olsun bütün insanlar, barış içinde ve kardeşçe birlikte yaşamışlardır. Kanımca buradaki en temel sorun bir kültür ve medeniyet sorunudur. Çünkü Batı medeniyeti, bugüne kadar kendisinden olmayan insanları sömürdükten sonra yok etmeyi tercih etmiştir. Türk-İslam medeniyeti ise bunun aksine kendi inancından olmayan insanlara yaşama hakkı tanımış ve onların din ve kültürlerine dokunmamıştır. Batılı devlet ve sözde bilim adamları, kendilerinden olmayanları yok etmek istediklerini gizlemeyip açıkça ilan etmişlerdir. Örneğin İngiliz Başbakanı Churchile, I. Dünya Savaşı sırasında Avam Kamarasında şunları söylemiştir: “ Türkler Müslüman oldukları için insan sayılmazlar, onun için gaz bombaları ile öldürülmelerinde bir beis yoktur. Yine A.B.D. Dışışleri Bakanı Condalize Rice da Fas’tan Çin’e kadar uzanan 24 ülkenin sınırlarını değiştireceklerini söylemiştir. Oysa ülkeler parçalandığında ortaya çıkan manzaranın, kan ve gözyaşı olduğuna Irak’ta şahit olduk.



İngiliz Tarih Filozofu ve İstihbarat ajanı Arnold Toynbee Tarih Bilinci adlı kitabında şunları yazar: “ Hıristiyan Batı, devamlı olarak İslamiyet’e, Müslüman ülkelere askeri, ekonomik, siyasi, kültürel ve psikolojik olmak üzere her çareye başvurarak saldırmalıdır. Müslümanlar devamlı savunmada olmalı ve sindirilmelidir. İslam Uygarlığı, meydan okuma özelliğini yitirmiş olduğundan çökecektir, bunun için her çareye başvurulmalıdır.



Kısa bir süre önce ölen ABD’li stratejist ve siyaset bilimci Hungtington, Uygarlıklar Çatışması adlı eserinde şunları yazar: “Uygarlıkların çatışması kaçınılmazdır. Geleceğin en kanlı çatışmaları, uygarlıkların birini diğerinden ayıran kültür fay hatlarında meydana gelecektir.Batı’nın bundan sonra karşılaşacağı meydan okuma, kesinlikle İslam dünyası’ndan gelecektir. İslam, kanlı sınırlara sahiptir.



Bu tip insanlık düşmanı devlet adamları ve sözde bilim adamları Batı’da çok sayıda vardır. Buna karşılık az sayıda da olsa namuslu ve doğruları söyleyen bilim adamı ve filozoflar da bulunmaktadır. Örneğin I. Dünya Savaşı’nın etkisiyle Alman düşünürü Oswald Spengler Batı’nın Çöküşü adlı 2 ciltlik bir kitap yazarak özetle şunları söylemiştir: “ Batı medeniyeti vaatlerini yerine getirememektedir. Batı medeniyetinin nasibi sınırsız ilerleme değildir sonuçta çökecek ve medeniyet Doğu’ya taşınacaktır(Mayer, 1974). Kendisinden başkasına hayat hakkı tanımayan insanlık düşmanı bir uygarlığın uzun süre yaşaması mümkün değildir. Spengler’in dediği gibi Batı medeniyeti çoktan çökmeye başlamış ve uygarlık hızla Doğu’ya taşınmaktadır. Örneğin Japonya Avrupa’yı geride bırakarak A.B.D. ile yarışmakta onun arkasından Güney Kore, Çin ve Hindistan büyük gelişmeler göstermiştir. Eğer emperyalizmin kıskacından kurtulabilirse başta Türkiye olmak üzere Pakistan, Mısır, Endonezya, Malezya v.b. ülkeler de kısa sürede kalkınabilirler.



Gazze’deki ölen masum kadın ve çocuklara sadece Müslüman Arap olarak bakmak çok büyük hata olur. Onlar Yahudi, Hıristiyan ve Budist ve vb dinlere mensup da olsalar fark etmez. Çünkü buradaki olay, bütün dinlerin ötesinde bir insanlık sorunudur. Ayrıca Türk’ün felsefesi tasavvufa göre bütün insanlar kutsaldır ve suçsuz bir insanın öldürülmesi bütün insanların öldürülmesi gibidir. Onun için kimse bizden Gazze’de masum çocuk ve kadınların öldürülmesine duyarsız kalmamızı beklememelidir.



Ayrıca İsrail’de yaşayan bütün insanların ve hatta dünyadaki bütün Yahudilerin bu saldırılardan memnun oldukları söylenemez. Nitekim İsrail’in hava harekatı başladığında İngiltere’de bir grup Yahudi bunu protesto eden bir miting yapmışlardır. İsrail içinde de yine laik zihniyete mensup Yahudilerin, Gazze’deki suçsuz kadın ve çocukların öldürülmelerden memnun olacaklarını düşünemiyorum. Ancak İsrail’de telefon’un dışında hiçbir teknik araç kullanmayan ve tahrif edilmiş Tevrat’taki “Yahudilerden başka diğer insanların öldürülmesinin büyük sevap olduğu”na inanan Yahudiler, büyük bir sorun oluşturmaktadır. Çünkü bunlar şu anda İsrail’e etkin oldukları gibi siyasilerin de bunlardan oy talepleri bulunmaktadır.



Bu sebeple Filistin sorununun çözülebilmesi için önce İsrail’in Tevrat yasalarının geçerli olduğu dinci bir devlet olmaktan çıkıp laik bir yapıya kavuşturulması şarttır. Öte yandan İsrail, 1967 Arap-İsrail Savaşından önceki sınırlarına çekilmeyi, ablukayı kaldırmayı ve Filistin’de bağımsız bir devletin kurulmasını kabul etmelidir. Buna karşılık bütün Arap dünyasının da İsrail’in yaşama hakkını kabul etmeleri gerekir. Böylece hem Filistinlilerin kendilerine ait topraklarda bağımsız devlet olarak yaşayabilmeleri hem de İsrail’in varlığını sürdürebilmesi mümkün olabilir. Fakat bugüne kadar İsrail’in yapılan savaşlar sonunda Araplardan hep toprak kazandığı ve hiçbir uzlaşmayı kabul etmediği görülmüştür. Şu koşullarda barış nasıl sağlanacaktır?



Eğer İsrail kendisi barışa razı olmuyorsa büyük devletlerin İsrail’i bu konuda zorlamaları gerekir. Yazının başında da söylediğimiz gibi büyük güçler, İsrail’i barışa zorlamak şöyle dursun, aksine savunma hakkı diyerek onun uyguladığı şiddeti desteklemektedirler.



Geriye Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını yeniden kazanarak dünyada sözü dinlenen güçlü bir ülke olmasından başka bir seçenek kalmamaktadır. Peki bu nasıl mümkün olacaktır? Batı emperyalizminin tahsildarlığını yapan IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların uzmanları, Atatürk’ten sonraki bütün T.C. yöneticilerine serbest piyasayı ve özelleştirmeyi adeta bir din dogması şeklinde kabul ettirmişler ve bunun aksi görüş belirtenleri de nerede ise “dinden çıkmışlar” şeklinde değerlendirmişlerdir. Sonuçta ülkenin tarımı, hayvancılığı ve sanayisi yok edilerek Türk halkının büyük bir kısmı açlık ve sefalete sürüklenmiştir.



Ayrıca sadece Türk halkı değil serbest piyasanın hüküm sürdüğü bütün Batı ülkeleri halkları da sefalet ve perişanlık içinde yaşamaktadırlar. Çünkü serbest piyasayı veya vahşi kapitalizmi, kendi çıkarları için sonuna kadar kullanan çok uluslu şirket sahipleri, bütün dünya halklarını aldatmışlardır. Oysa krizden en az etkilenen ülkeler, onların kandıramadığı, İran, Çin ve Hindistan gibi ülkelerdir. Bu ülkelerin ekonomilerinde ise devletçilik ağır basmaktadır. Bu kadar acı tecrübeden sonra Türkiye de mutlaka devletin ağır bastığı Atatürk’ün karma ekonomi sistemine dönmek zorundadır. Şu halde başta iktidar olmak üzere mecliste grubu bulanan partilerin yetkilileri, bu konu üzerinde ciddiyetle düşünüp akılcı, yerli ve milli projeler ortaya koymalıdırlar. Çünkü bugüne kadar sadece din-iman sözleri ile Atatürkçülük ve hamaset edebiyatı ile bir ülkenin ekonomik kalkınmayı sağladığı görülmemiştir.



Türkiye’nin yeniden ekonomik olarak güçlenmesine, hem kendi halkımızı insanca yaşatabilmemiz hem de ülkenin bağımsızlığını koruyabilmemiz için mecburuz Ayrıca dünya barışı için de buna şiddetle ihtiyaç vardır. Çünkü Türklerin dünya siyasetinde etkinliğinin azaldığı ve Batı’nın Hakim olduğu günden beri dünya huzur ve barış yüzü görmemiştir.







KAYNAKLAR





Cerrahoğlu, Nilgün. “Şalom İsrail Arıyor”, Cumhuriyet Gazetesi, 5.1.2009:15.



Huntington, Samuel. Medeniyetler Çatışması, Çev: Mehmet Turhan, Cem Soydemir,

İstanbul, Okyanus Yayınları, 2006.



Manisalı, Erol. “ C.H.P.’nin A.K.P.’ye Alternatif Olabilmesi”, Cumhuriyet Gazetesi,

13.10.2008:9.

_____________ “Siz Asist Yapın, Golü Dinciler Atacak”, Cumhuriyet Gazetesi, 5.1.2009:9.



Mayer, Frederick. Yirminci Asırda Felsefe, Çev: Vahap Mutal, İstanbul, Hareket Yayınları,

1974.

Tansi, Deniz. “Şiddet Çözümü Öteliyor”, Cumhuriyet Gazetesi Strateji Eki, 5.1.2009:12-13.



Toynbee, Arnold. Tarih Bilinci, Çev: Murat Belge, İstanbul, Bateş Yayınları, 1978.



Yıldız, Dursun. “ Gazze’nin Su Sorunu”, Cumhuriyet Gazetesi Strateji Eki, 5.1.2009:13-14.



Yıldızoğlu, Ergin. “Anlaşması Zor Bir Savaş”, Cumhuriyet Gazetesi, 5.1.2009:15.






Diğer yazılar için (http://w3.gazi.edu.tr/web/iarslan/)