Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2024 Cumartesi

GURURLANACAĞIMIZA EZİLİYOR, HAYKIRACAĞIMIZA SUSUYORUZ!

FW: ‏
Kimden: halil babacan (tolgababacan_8@hotmail.com)
Gönderme tarihi: 31 Aralık 2008 Çarşamba 01:12:00


6 ek
ozurdiler...jpg (52,2 KB), ozurdiler...jpg (59,6 KB), ozurdiler...jpg (86,3 KB), ozurdiler...jpg (65,8 KB), ozurdiler...jpg (65,0 KB), ozurdiler...jpg (81,8 KB)




--------------------------------------------------------------------------------


ÖZÜR DİLERİZ

anavatanımız bozkırlardan gelip Anadolu'nun verimli topraklarını aldığımız için
Bizans imparatorluğunu yıkıp,İstanbulu fethettiğimiz için,
Preveze'de haçlı donanmasını denize gömdüğümüz Andrea Doryanın karizmasını çizdiğimiz için,
Hazır Sevr varken,kurtuluş savaşını başlatıp Lozan'ı imzalattığımız için;
Halen bağımsız bir Türkiye olduğumuz için herkesten özür dileriz...

Bizim özür dilememizle tatmin olmayacaksınız biliyoruz,zulüm ve mezaliminizden kurtulmayan kurtulan kim varsa onlar da sizden özür dilemeye hazırlar...evet bunu da istersiniz buyrun öyleyse,

Gururlanacağımıza eziliyor, haykıracağımıza susuyoruz!

içime sindiremiyorum. ..

VAKİT GAZETESİNE KINAMA ve YAHUDİ CESARET MADALYALI İSLÂM MÜCAHİDİ

<>[DipDalgasi:5586]<> Vakit Gazetesine Kınama
3 Ocak 2009 Cumartesi, 14:01
Kimden:
"cuneyt.itir@gmail.com"
Göndereni Kişiler'e ekle
Kime:
Undisclosed-Recipient@yahoo.com
Gönderenin Notu:Yobazlık/satılmışlık/hainlik/soysuzluk ve vicdansızlık örneklerini hepsini bir arada görebileceğiniz "süzme"ler gün geçtikçe çoğalıyor..

Vakit Gazetesine Kınama
3 Ocak 2009 Cumartesi





Ankara’da doğal gaz zehirlenmesi ile hayatlarını kaybeden gençlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.



Doğal gaz hayatımıza girdi. Kullanımı, kontrolünde yol kat edebilmek gelir ile ilgili mevzu. %95’i alt gelir seviyesinde yaşayan ülkemizde, zenginliklerimiz yabancıların eline geçerken, gelirimizde adil dağıtımı beklemek hayal. Bu tür olaylar olduğunda uzmanlar yapmamız gerekenleri maddeliyor fakat kapının açıldığı yer para.



Ankara’daki olayda yetkililer diyor ki “Yanmamış doğalgazı tespit edebiliyoruz, yanmış monoksit hale gelmiş olan gaz için ölçüm yapamıyoruz.” Neden? Halka iki kat fazla satılan sayaçların parası ile niye alınmıyor o aletler?



İşte bu cevap, Ankara’daki facia ve gelecekte olacakların habercisi gibi. “Kervan yolda düzülür” anlayışı, yedi gencimizin hayatına mal olmuştur.



Vakit Gazetesi yılbaşı kutlamaları çerçevesinde, Dünya’da meydana gelen faciaları yazmış. Bilkentli gençlerde bu kategoride. Filistin’de kan gövdeyi götürürken, kutlamaları “yılbaşı çılgınlığı” olarak ele almış.



“İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamına rağmen yılbaşını kutlayan duyarsız çevreler, çeşitli rezaletlerin yanı sıra facialara da sebep oldular” demişler.



Yılbaşı kutlaması yapanları dinsiz, imansız sınıfına sokmuşlar. Kendileri gibi olan dinli - imanlılar iktidarda. Ne yapıyorlar?



“İki Aşamalı” uyduruktan plan “İsrail’in beş aşamalı katliamını durdurabilecek mi?”



1 Ocak 2009’dan itibaren “Güvenlik konseyi Geçici üyeliği” Türkiye’de. Bu konuda bir girişimleri var mı?



Filistinliler için yapılacak şey nedir? İsrail’e yaptırım uygulamadır. Hemen her icraatının yanında olduğu AKP iktidarına bu konuda baskısı mevcut mu Vakit’in? Ya da AKP iktidarı İsrail için yaptırım uygulamayı düşünüyor mu? (AKP nin "bazı ileri gelenlerinin" "Yahudi kökenli" olduğu iddiasıyla KİTAP YAZAN bir yazar, mahkemesiz aylardır yatıyor!!)



Mademki Filistinlilerden yana olmalıyız (ki öyleyiz) AKP iktidarı geçmişte İsrail ile yapılan anlaşmalara niçin yenilerini ekliyor. ? Yakınlarda imzalanan 140 milyon dolarlık anlaşmaları niçin sür manşet yapmıyor Vakit Gazetesi?



“Ey Başbakan, O anlaşmayı feshet” niye demiyor.



Ceyhan boru hattının İsrail’i de kapsama alanına alması için, Erdoğan iktidarının attığı taklaları niye kaleme almıyor?



Bunlar hakkında tık yok ama ailelerin zorla okuttuğu 7 gence geldi mi karalıyorlar. Ailelerin perişan halinden de mi utanmıyorlar?



Yedi Genç yılbaşı gecesi toplandığı için, Allah razı gelmemiş. Bu iktidar 7. yıldır, tek başına görevde. O gençler AKP geldiğinde 10 yaşında idi. BOP eş başkanı olmayı biliyor, o gençler için ne yaptı iktidar?



Vakitçilerden razı mı Allah? Tecavüzcü - sapık yazarı nasıl savundukları hala hafızalarda.



“78 yaşındaki Hüseyin Üzmez’i korumak için takla atacaklar, 18 yaşındaki gençler yılbaşı kutladı” diye “cezalandırıldılar anlamındaki” satırlarla ibretlik ölüm hikayesi şekline getirilecek. “Yahudilerden cesaret nişanı alanlar”, İsrail ile yeni anlaşmalar yapan cezalandırılmayacak, “Yılbaşı gecesi” eğlenenler faciaya kurban gidecek.



Vakit Gazetesinin “Filistin” başta olmak üzere hayata dair konularda uyduruktan satırları bırakıp, “Müslüman’a” yakışır davranışlarını görmek isteriz.



Bunun için öncelikle “İslâmiyet’i kullanan” ruhban sınıfından çıkmaları gerekir. (Elbette gizli Yahudi veya Hıristiyan değillerse..)



* * *



Yahudi Cesaret Madalyalı İslâm Mücahidi



Yeni yılın ilk günü yazılanları sizin için taradım. 12’den vurduğu hedefi ile Yeniçağ Gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar’ın çok tartışılacak satırları:



“Adı: AJC (ABD Yahudi Kongresi)
1906’da New York’ta Yahudi bankerler tarafından kuruldu.
Misyonu: İsrail devletini kurmak ve Siyonizm’i dünyaya egemen kılmak.
Dünya Musevi Örgütleri’nin çatısı olan AJC sadece Siyonist önderlere layık gördüğü cesaret madalyasını kuruluşundan beri ilk kez bir Müslüman’a verdi.
Peki kim midir bu Müslüman?
Bütün gençliğini “Kahrolsun İsrail” diye bağırarak geçiren Recep Tayyip Erdoğan’dır. (Bu örneklerde görüldüğü gibi, Yahudilerin "kendilerini gizleme" örneklerinin liderleri rte ve a.g. değil midir?? insanın aklına gelmemesi imkansız: bunları iktidara taşıyan ve oy verenler de gizli Yahudiler mi? Kan çekiyor belki..)



*

2001 yılında, yani AKP’nin kuruluş aşamasında Abraham Foxman İstanbul’a gelmiş, Erdoğan ve Gül ile gizlice buluşarak Dünya Yahudi Cemaati’nin AKP’ye vereceği desteği taahhüt etmişti.



*

Bir insan hem Yahudi madalyalı hem de Hamas sevdalısı nasıl olabilir?



*

Yapılan açıklamaya göre Erdoğan Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’a gidecek!
İyi de Gazze’yi bombalayanlar bunlar değil ki!
Katliamı durduracaksan ya İsrail’e ya da sevgili Hasan Demir’in dün yazdığı gibi ABD’ye gitmen gerekmiyor mu?


Öyleyse çıkılan bu sefer tamamen gösterişe, yani hamasete endeksli olmuyor mu?”

( Sabahattin Önkibar – Yeniçağ – 1.1.2009)



nevalkavcar@yahoo.com

AKP'NİN CANINI ÇOK SIKAN O MAİL

From: DipDalgasi@googlegroups.com [mailto:DipDalgasi@googlegroups.com] On Behalf Of Selda KARTAL
Sent: Wednesday, January 28, 2009 8:42 PM

Subject: <>[DipDalgasi:6179]<> Fwd: C* AKP'nin canını çok sıkan o mail:


"Bu memleket tarihte Türk'tü, halen de Türk'tür ve ebediyen Türk kalacaktır!"

Mustafa Kemal Atatürk (16.03.1923, Adana )

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!!


Bir süreden beri internette mail gruplarında dolaşan bir mail var. İçeriğine baktığınızda bir takım bilgilerin toplandığı ve bunların "ilkler" diye sunulmasından ibaret.
AKP Genel Merkezi'nin canını oldukca sıkan bu maili bugüne kadar tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş. Yahoo ve Gmail mail gruplarında şu sıra en popüler içeriklerden birisini bu mail oluşturuyor. ..
İşte AK Parti'nin canını çok sıkan o mail:
"Türkiye'deki icraatlarının unutulmaması ve bakar körlerin gak guk etmemesi
için Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'nin Türk siyaset tarihindeki bazı
ilklerini hatırlatmakta yarar görüyorum.
1- İlk defa bir Başbakan " Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz" dedi
2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı
3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı.
4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin" dedi.
5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı
6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye'de banka satın aldı.
8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
9- İlk defa düşük faizli dış borç yüksek faizli iç borç ile ödendi
10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin
eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
11- İlk defa bir Başbakan " Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya" dedi.
12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.
14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan (Amerika Yahudi Konseyi-AJC) "Üstün Cesaret Ödülü" aldı.
15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.
16- İlk defa bir Başbakan " bir dönem dini kullandık" dedi.
17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi.
18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
20- İlk defa tezkere ret edilmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu.
22- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarıldı.
24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes'e razı oldu.
25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere "Gözünüzü toprak doyursun" dedi.
29- İlk defa kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı.
30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.
32- İlk defa bir Başbakan " Borç yiğidin kamçısıdır" diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.
34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin" dedi.
36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.
38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti. Hem de 10 Kasım günü...
39- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE "ANANI DA AL GİT" DEDİ...
40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİT ZİYARETİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR" DEDİ
41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 METRELİK GEMİYE GEMİCİK DEDİ.
42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN "..... GAZETELERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN" DEDİ.
43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.
44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.
45- İLK DEFA BİR HALK KENDİ LAİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN OLMAKTAN KORKTU...
46- İLK DEFA ATAMI ANLIYORUM.


Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizdeki her şeyi özelleştirmiş olacak...
İş bu ya, özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?

BAŞKA BİR SORU DA BENDEN; PEKİ BU SATIŞTAN ELE GEÇEN PARALAR NE OLDU?
- Türk Telekom, Arap'ın.
- Telsim İngiliz'in.
- Kuşadası Limanı İsrailli'nin.
- İzmir Limanı Hong Konglu'nun...
- Araç muayene işi Alman'ın.
- Başak Sigorta Fransız'ın.
- Adabank Kuveytli'nin.
- İETT Garajı Dubaili'nin.
- Avea Lübnanlı'nın.
- Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık Ermeni...)
- Rakı, Amerikalı'nın.
- Finansbank Yunanlı'nın...
- Oyakbank Hollandalı'nın.
- Denizbank Belçikalı'nın.
- Türkiye Finans Kuveytli'nin.
- TEB Fransız'ın.
- Cbank İsrailli'nin.
- MNG Bank Lübnanlı'nın.
- Alternatif Bank Yunanlı'nın.
- Dışbank Hollandalı'nın.
- Şekerbank Kazak'ın.
- Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
- Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
- Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.
- Enerjisa'nın yarısı Avusturyalı'nın.
- Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
- İzocam, Fransız'ın.
- TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
- Demirdöküm Alman'ın.
- Döktaş Fransız'ın.
- Süper FM Kanadalı'nın.



Hepsi TÜRK' tü bir zamanlar... sadece 5.5 yıl önce. (yani AKP hükümetinden önce)
Önemli! Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta. Arabayı bor madeniyle çalıstıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı. Turkiye, dünya rezervinin yüzde 70`ine sahip."




**************************************************************************************
"MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR."

GLOCAL FORUM-İHANET VE İŞGALİN STK KILIFI,GLOBAL GENÇLİK PARLAMENTOSUNUN İKİ TÜRK ÜYESİ (İ.MELİH OĞLU) OSMAN GÖKÇEK VE MURAT GENÇ,VATİKAN-MOSSAD ELELE

KRAL ÇIPLAK
"DÜŞMANIM DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR BEN DE ONUN AMANSIZ DÜŞMANIYIM" GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK "ŞARTLARI OLMAZDI ZATEN,ŞARTLARI BİZ DİKTE ETTİRİRDİK BÜTÜN DÜNYANIN HÜKÜMDARLARI,MEMURLARIMIZDI BİZİM." MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA

06 Kasım 2007 Salı
GLOCAL FORUM YUTTURMACASI

GLOCAL FORUM – İHANET VE İŞGALİN STK KILIFI
“GLOCAL FORUM, İtalya merkezli uluslararası kuruluştur. GLOCAL FORUM’un Yönetim Kurulu Başkanı, İsrail gizli servisi MOSSAD’ın İkinci Başkanlığı’na kadar yükselen David KIMCHE olup GLOCAL FORUM 5 toplantısından yaklaşık bir yıl önce 6 Ağustos 2005’de Ankara’ya gelmiş ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih GÖKÇEK’le hem toplantı yapmış, hem de GÖKÇEK’in “özel istekleri” üzerine görüşmüştü.

“DAVID KIMCHE İNGİLİZ BEYEFENDİSİ (!)
David KIMCHE, aristokrat, pek çok haham da çıkarmış bir İsviçreli Yahudi ailesinin ferdidir. Ailesi, o doğmandan hemen önce İngiltere’ye yerleşmiştir. KIMCHE, İngiltere’de doğmuştur. Bu nedenle diğer MOSSAD ajanlarından daha ince ve daha itidallidir. Ancak bu ince görünümü ardında, kanla beslenen bir canavar vardır.

MOSSAD’A GİRİŞ
KIMCHE 1946’da Filistin’e gitmiş İsrail devleti kurulduktan sonra şansını İsrail Dışişleri Bakanlığı’nda denemiştir. Ancak, sınavlarda başarılı olamamış, yeterli bilgi ve donanıma sahip olmadığı anlaşıldığından reddedilmiştir. KIMCHE bir süre Jerusalem Post’ta gece editörlüğü ve “şantaj gazeteciliği” yapmış ardından da, edindiği çevre sayesinde MOSSAD’a girmeyi başarmıştır.

AFRİKA YILLARI
David KIMCHE, 1950’li ve 1960’lı yıllarda Afrika’da görev yapmıştır. Yeni yeni bağımsız devletler oluşup, Afrika darbelerle çalkanırken, kıtada “David SHARON” sahte adıyla görev yapan İsrail dışişleri yetkilisi olarak bütün olup bitenlerde etkin rolü olmuştur. O dönemde Afrika’da görev yapan gazeteciler David SHARON’u belli başlı, ancak dezinformatsiyaya yönelik haber kaynağı olarak tanımlamaktadırlar.
David KIMCHE valizini alıp bir Afrika ülkesinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra orada ya bir iç savaş başlıyor ya da bir darbe gerçekleşiyordu. Afrika’nın ünlü yöneticilerinden İdi AMİN’in arkasında da David KIMCHE (ya da SHARON) uzun süre yer almıştır.

KÜRTLERLE DANS
KIMCHE aynı yıllarda Irak’taki Kürtlerle de teması kurmuş ve özellikle Barzani’nin ve peşmergelerinin eğitiminde görev almış aynı zamanda bu gruba silah da sağlamıştır. KIMCHE bir bakıma, BOP’un temellerini bölgede atan adamdır.
KIMCHE’nin en dikkat çekici yönü İran ve Türkiye’ye olan ilgisidir. Arap olmayan Müslüman Ortadoğu ülkeleriyle sıkı ilişkiler geliştirmesi ise bunun tezahürüdür. KIMCHE 1970’lerde MOSSAD’ın tepesine kadar yükselmiş, ikinci adam olmuştur. MOSSAD’ın başına geçmesine kesin gözüyle bakılırken, ani bir biçimde tasfiye edilmiştir.
Zamanın MOSSAD Başkanı, KIMCHE’yi kendisine bağlı bağımsız bir örgütlenme ve finans yapısı kurmakla ve bunu MOSSAD’ın başına geçmek için kullanmaya kalkışmakla suçlamıştır.

İRANGATE
David KIMCHE’nin sonraki durağı İsrail Dışişleri Bakanlığıdır. KIMCHE, İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı’na getirilmiştir. 1980lerin başındaki bu görevi sırasında İsrail, Lübnan’ı işgal etmiştir ve işgalin önemli aktörlerin birisi de KIMCHE’dir. David KIMCHE 1987’de patlak veren İRANGATE skandalının arkasındaki kişilerden biridir. Amerika, tüm dünyayı İran’a ambargo uygulamaya çağırırken, kendisi, “Lübnan’da rehin tutulan vatandaşlarına karşılık” diyerek İran’a silah satmakta, buradan gelen parayı da Nikaragu’daki Anti-Komünist CONTRA Gerillaları’na aktarmaktadır. Ancak ABD İran’la doğrudan temas halinde değildir; arada İsrail, İsrail adına da David KIMCHE vardı!
KIMCHE, dışişleri bakanlığındaki görevinden ve MOSSAD ikinci başkanlığından sonra boş durmamış ve GLOCAL FORUM’un yönetim kurulu başkanı olmuştur.

GLOCAL FORUM NE YAPAR?

Başında, açıkça İsrail’in en seçkin istihbarat ve diplomasi şahsiyetlerinden birinin bulunduğu GLOCAL FORUM’un alt yapısına da pek çok ajan unsur yerleştirilmiş olsa gerekir. GLOCAL FORUM faaliyet amaçlarını şöyle tarif etmektedir:
“Barış inşa etmek, tarım ve beslenme, bilgi ve iletişim teknolojileri, çocuklar, gençler, spor, sanat faaliyetleri.”
Kuruluş, bu alanlarda politika formüle eden bir düşünce (think-tank) gruplarını da bünyesinde barındırmaktadır. Proje bazlı olarak çalışan GLOCAL FORUM, adından da anlaşılacağı üzere (Global ile Local’in, küresel ile yerelin karışımı: GLOCAL) küresel çapta yerel odaklı çalışmaktadır. Yani GLOBALİZASYON “tümdengelim” ise GLOCALİZASYON “tümevarım”dır. Ancak, aralarındaki en önemli fark, “tümevarım”cıların GLOBALİZASYON’u İSRAİLLEŞTİRMEYE çalışmalarıdır.
GLOCAL FORUM’un yerel odağında, şehir ve şehirlerarası ilişkiler bulunmaktadır; GLOCAL FORUM, sivil toplum örgütlerinin yerel düzeydeki etkinliklerini arttırmayı öngörmektedir.
Kafkasya ve Ortadoğu’nun sivil darbeler ve savaşlarla çalkandığı, Büyük Ortadoğu Projesinin dört koldan, öncelikle de toplumsal düzeyde uygulanmaya koyulduğu bir dönemde, başında sicili epey kabarık bir eski MOSSAD şefinin bulunduğu bir uluslararası kuruluşun HAYIR için çalışacağını düşünmek en basit ifade ile saflık olur.”[1]

GÖKÇEK’İN OĞLU

Başında ünlü MOSSAD ajanı David KIMCHE’nin bulunduğu GLOCAL FORUM ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih GÖKÇEK’in ilişkisi, Ankara’da yapılan büyük toplantıdan ibaret değildir. Melih GÖKÇEK’in oğlu Osman GÖKÇEK’in, GLOCAL FORUM’un kollarından biri olan GLOCAL Gençlik Parlamentosunun iki Türk üyesinden biridir; diğer üye de Murat GENÇ’tir.
Osman GÖKÇEK, Melih GÖKÇEK’in “siyasete hazırladığı” bilinen oğludur. 1983 doğumlu Osman GÖKÇEK, 2006’da Ankara’da kurduğu 3500 üyeli Türkiye Gençlik Federasyonu adlı kulüple gündeme gelmiştir. “Tarihi gençler yazacak” sloganıyla ortaya atılan Osman GÖKÇEK’in örgütçülüğünün arkasında babasının siyasi antrenörlüğü kadar, GLOCAL FORUM’daki tecrübesinin de etkisini ve izlerini aramak anlamlı olur. 3500 üyenin 3499’u para tuzağı ile kapana çekilmiştir. Bu gençlere sunulan nimetler, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın varlığının peşkeş çekilmesinden ve art niyetli “kara para” aktarımından başka bir şey değildir.
Osman GÖKÇEK’in başkanlığını yaptığı “Türkiye Gençlik Federasyonu”, resmi internet sitesindeki açıklamaya göre, gene Osman GÖKÇEK’in kurduğu Keçiören Gençlik Derneği’nin genişlemesiyle şekillenmiştir. Keçiören Gençlik Derneği 2002’de kurulmuştur. Çok ilginç bir tesadüfün eseri olarak, GLOCAL Gençlik Parlamentosu da ilk toplantısını 13 Mayıs 2002’de Roma’da yapmıştır. (İkinci ve üçüncü toplantısını da Roma’da yapan kuruluş, dördüncü toplantısını New York’ta ve beşincisini ise Ankara’da gerçekleştirdi.)
Osman GÖKÇEK’in 2002’de Keçiören’de kurduğu derneğin bugün bir federasyona dönüşmesinde ve Ankara Dikmen vadisinde büyük bir merkez binası ile 3500 üyeye sahip olmasında da, baba Melih GÖKÇEK’in nüfuzu kadar, GLOCAL Gençlik Parlamentosu “tecrübesi”nin de payı olsa gerek.

YIKAMA VE YAĞLAMA FASLI

Konferansın 2006 yılındaki konusu, ‘’medeniyetler buluşması’’ olarak belirlenmişti ve bu işin mühendisleri Türkiye’deki saftiriklere konferansın Türkiye’ye büyük prestij sağlayacağını söylemişlerdi.
GLOCAL yalancıları, GLOCAL FORUM’un merkezinin Roma’da olduğu belirtilerek, FORUM’un, ‘’kendini ademi merkeziyetçi bir bakışla kentten kente barışa adamış, 100’ün üzerinde belediye başkanını ve belediye temsilcilerini bir araya getiren’’ bir organizasyon olduğu söylüyorlar. Ancak, gerçekler ve hedef çok farklı…
GLOCAL FORUM, belediyelerin yanı sıra sivil toplum örgütleri, özel sektör temsilcileri, akademisyenler, sanatçılar, spor liderleri ve yerel vatandaşları da aynı çatı altında toplayarak uluslararası işbirliğine ulaşmaya çalışan, kar amacı gütmeyen bir organizasyon olarak tanıtılıyor. Tanıtımı böyle ama ya stratejisi?
Yönetim Kurulu Başkanlığı MOSSAD ajanı tarafından yapılan GLOCAL FORUM’un yönetim kurulunda da ilginç isimler bulunuyor:
Modern Times Group (MTG) Başkanı ve Genel Müdürü Hans Holger Albrecht, Millicom International Cellular S.A Başkanı ve Genel Müdürü Marc Beuls, Tele2 yönetim kurulu üyesi Jean Luis Constanza, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve Uluslararası Kriz Grubu üyesi Christine Ockrent ve Metro International Genel Müdürü Pele Törnberg en dikkat çekici olanlar.
İsterseniz şimdi de bazı ünlü tezgâhtarların ilişkilerine bir göz atalım:
İsrail SINGER: Dünya Yahudi Kongresi Siyasi Meclis Başkanıdır. [2]
Uri SAVIR: Glocal Forum Başkanı [3]
METRO INTERNATIONAL (METRO GAZETESİ): Dünyanın internet üzerinden yayın yapan en büyük gazetesi. Günde 15 milyon, haftada 33 milyon okuyucusu var. Ayrıca, 17 dilde, 18 ülkede, 81 büyük kentte basılıp özellikle toplu taşıma araçları istasyonlarında ücretsiz olarak dağıtılmaktadır. Metro International ile GLOCAL Forum’un kurucusu da aynı kişidir.[4]
DİYARBAKIR’DA BEDAVA GAZETE DAĞITIYOR
Metro gazetesi, Türkiye’de de Diyarbakır’ı kendisine ilk yayın alanı olarak seçmiş durumda. Metro gazetesi Diyarbakır’da 2 yıldır ücretsiz olarak dağıtılıyor.
TELE2: Avrupa’nın en önde gelen alternatif telefon operatörü. 25 ülkede 29,4 milyon müşterisi var. Telefon, GSM, internet ve kablo tv hizmetleri veriyor.
MIC (Millicom International Cellular S.A): Uluslararası cep telefonu operatör şirketi. Asya, Latin Amerika ve Afrika’da 15 ülkede 16 lisansı var ve tam 332 milyon aboneye sahip!
MTG (Modern Times Group): 30’dan fazla ülkede faaliyet gösteren bir medya grubu. Başlangıçta, Metro gazetesini de (2000 senesine kadar) sahipti. MTG bugün 50’den fazla televizyon kanalı var ve günde ortalama 60 milyon izleyiciye ulaşıyor. MTG’nin televizyonları GLOCAL FORUM faaliyetlerine büyük yer ayırıyor, gerçekleştirdiği organizasyonları naklen yayınlıyor.
GLOCAL FORUM’un küresel ve bölgesel ortaklık içinde olduğu diğer dev şirket ve kurumlardan bazıları:
STARBUCKS (Amerikan Kahvehane Holdingi) [5]
ORACLE [6]
CISCO SYSTEMS [7]
GALLUP
O’MELVENY and MYERS (Avukatlık firması)
ALLIED CAPITAL (New York Borsasına bağlı finans kurulusu)
ALTRIA (Kraft, Philip Morris gibi şirketlerin sahibi)
AMERICAN AIRLINES [8]
ANDREAS : (Agricultural Development Trust of the PERES CENTER FOR PEACE- Şimon Peres Barış Merkezi Tarım Geliştirme Vakfı)
ADVANTA CORPORATION ( İki Amerikan Bankasına sahip bir şirket)
ANGELINI ( Proctor and Gamble’la ortak, hayvan ve insanlar için ilaç üreten bir firma) BIODIVERSITY and ENVIRONMENTAL RESEARCH CENTER (İsrail merkezli Eko-çeşitlilik ve Çevre Araştırma Merkezi)
COMFYWARE (Emekleme çağından itibaren çocuklara hitap eden bilgisayarlı eğlence- eğitim odaklı multimedya ürünleri geliştiren şirket)
CARNEGIE MELLON Üniversitesi (Andrew Carnegie’nin)
JC DECAUX (Paris Borsasına kote dev Fransız reklâm şirketi)
LEVI MONTALCINI Vakfı (Genç kız ve kadınlara yönelik, özellikle Afrika’yı hedefleyen programları olan bir vakıf)
LUKOIL HOLDINGS (Rusya’da petrol, gaz arama, üretim, satışı yapıyor. Dünya petrol rezervlerinin % 1.5’u, dünya petrol üretiminin ise %2.1 ‘ine sahip. Rusya’daki petrol üretiminin %19’u, rafine isinin de %19’unu kontrol ediyor. OLİGARKLAR’ın kontrolunda) [9]
Amerikan MARRIOT Otelleri
PEACEWAVES = BARIS DALGALARI (Faaliyet alanları: okullar, eğitim camiası, belediyeler; konuları: vatandaşlık, hukuk, uluslararası işbirliği, insan hakları, küreselleşme )
ITALYAN KIZIL HAÇI
SANTA CLARA KATOLIK CIZVIT Üniversitesi
TELECOM ITALIA
MICROSOFT [10]
DÜNYA BANKASI
BM HABİTAT
FIFA

VATİKAN-MOSSAD EL ELE

GLOCAL’in bugüne kadar yaptığı dört toplantısına en fazla 35 belediye başkanı katılırken Ankara’daki beşinci toplantıya 45 belediye başkanının katılması dikkate değer bir ayrıntıdır. Katılanlardan biri de Lefkoşa’nın Rum Kesimi’nin Belediye Başkanı Michael ZAMPELAS’dır; yani Türkiye’nin tanımadığı GKRY’nin.(Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)
Glocal Forum’un(G.F.) sürekli katılımcıları arasında bir kişi vardır ki üzerinde çokça düşünmek gerekir; Papa’nın sağ kolu Kardinal Walter Kasper; yani Vatikan bütün G.F. toplantılarına en üst düzeyde katılımcı göndermektedir.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Yahudi/Musevilerle ilişkilerinde iki isim oldukça dikkat çekicidir: Biri Avi ALKAŞ, diğeri Bension PİNTO. Peki, Avi ALKAŞ nasıl biridir? İşte kendi ağzından yanıtı:
Hürriyet Pazar ekinde Avi ALKAŞ’la yapılan bir röportaj. “Dindar ve muhafazakâr bir aile çocuğu olarak yetiştirildim. Eşimi aynı cemaatten seçtim. Tercihim, oğullarımın da Yahudi kızlarla evlenmesi. Çünkü birtakım geleneklerin devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Oğlumun nasıl uyuşturucu kullanmasını, homoseksüel olmasını istemiyorsam, bir Müslüman kızla da evlenmesini de istemiyorum. Yahudi olmayan bir anneden doğacak torunlarımın, Yahudilikten kopması gibi bir gerçek ortaya çıkacak. Bu da çok hoşuma gitmiyor.”
Siz bu paragraftan ne anladınız? Yoksa benim de düşündüğüm ve anladığım gibi; ‘oğullarının Müslüman bir kızla evlenmesi ile homoseksüel ve uyuşturucu müptelası olması arasında bir fark yokmuş’, şeklinde mi?
GÖKÇEK’in çok samimi olduğu diğer Yahudi/Musevi ise Türk Musevi Cemaati Başkanı Bension PİNTO’dur.
AKP kanadının Yahudi/Musevilere olan ilgisi sadece Melih GÖKÇEK ile sınırlı değildir. Partinin bu konuda üç önemli kartı vardır; bunlar Ömer ÇELİK, Şaban DİŞLİ ve Egemen BAĞIŞ’tır. RTE’nin ve dolayısıyla AKP’nin M.ABROMOVİTZ ile başlayan iktidar serüveni, bir başka Yahudi/Musevi kuruluşu olan Glocal Forum ile ciddi bir tehdit altındadır. Bu tehdit sadece AKP için geçerli olsa, “Allah müstehakını verdi” der geçerdik; ama ne yazık ki sadece AKP ile sınırlı değil; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Milleti, Türk Vatanı, dünya Türkleri ve hatta bütün insanlık âlemi için de geçerlidir.

ANKARA BİLDİRGESİ Mİ, TÜRKİYE’NİN İŞGALİ,
TÜRKLERİN İŞGALLERE ORTAK EDİLME BELGESİ Mİ?

Ankara’da 5incisi yapılan Glocal FORUM’un sonunda bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Bu sonuç bildirgesi yayınlanırken katılımcıları hemen hepsinin özellikle de İ.Melih GÖKÇEK’in “ağzı kulaklarında fiyonk” vaziyetteydi. Ne de olsa efendiye bir de “yılın barış adamı” ödülü de verilmişti… Oğlu, Osman da Glocal Forum Gençlik Parlamentosu üyesi de oluvermişti… Glocal Forum da “muhatabımız hükümetler değil, yerel yönetimler,” dememiş miydi?.. Ancak, İ.Melih GÖKÇEK ve aile fertleri için çok olumlu ve verimli geçen Glocal Forum 5, Türkiye için aynı olumlulukta ve verimlilikte değildi. Hatta Glocal Forum Türkiye’nin Başkenti’nde, Türkiye’nin Üniter Devlet yapısını dinamitlemek için kararlar alıyor ve kendilerine de bol bol şakşakçı buluyorlardır. Nedense, “Şeytan’ın Yattığı Yerin Adresi”ni dahi bilen İ.Melih GÖKÇEK’in ne David KIMCHE’nin MOSSAD’ın tepe yönetiminde olduğundan ne de Glocal Forum’un Türkiye için düşündüğü melanetlerden haberi vardı?!. E ne yapalım “insanlık hali”, nasıl ki “beşer şaşar”, GÖKÇEK’in de bütün şaşkınlıkları ve algılama zorlukları Glocal Forum çerçevesinde bir araya gelivermişti. Peki, sizler, İ.Melih GÖKÇEK ile ilgili olarak yazdığım bahanelere inanıyor musunuz?

5inci GLOCALİZASYON KONFERANSI
“ANKARA BİLDİRGESİ”

Ankara Bildirgesi’nde;
Görüşmelerde, taraflar arasındaki farklılıkların ortak yönleri olduğu sonucuna varıldığı kaydediliyor ve ‘’Ancak esasında kültürel olsun, siyasi olsun farklılıklar meşrudur, saygı duyulmalıdır ve barışçıl bir şekilde bir arada yaşam yolunu açan çok kültürlülük mozaiğinin bir parçası olarak görülmelidir” açılımı getiriliyordu.
Sizler de bu “mozaik” palavrasını daha önceden çokça duymuştunuz değil mi? Yani elma, armut ile pisliğin bir araya getirilmesine mozaik (!) diyen şaşkalozların ulumalarını?..
Bir iki elin parmakları kadar sayının dışında tamamının dünya üzerinden silinmeleri gerektiğine inandığım “insanlığın yüz karası” bir kavim, Talmut Tevrat’ı[11] ve Siyon Protokolleri’nde[12] belirtilenlerin gerçekleşmesi için İslamın Sancaktarlarının ve insanlığa medeniyeti öğretenlerin yurdunda bizi kendi “pis” emellerine alet etmek için bin bir dereden su getiriyor, bu eylemlerinde de bizdeki “SOYSUZLAR”ı kullanıyorlardı.

GLOCAL FORUM MU, YEREL MEDYA’YA JANDARMA MI?

GLOCAL FORUM tarafından ilan edilen Ankara Bildirisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti ile Orta Doğu’daki bütün üniter devletleri –İsrail hariç- parçalama manzumesidir. Bu bildiri aslında, ULUSLARASI ORGANİZE TERÖR bildirisidir.
Glocal Forum’u Yerel Yönetimler arası “iyi niyetli” ve “insani” değerler olarak açıklamaya çalışan malum medya ve malum medyayı el altından besleyen “münafıklar”, Ankara toplantısından sonra neredeyse bayram ediyor. Aynen, RTE’nin Türk Düşmanı Papa önünde imzaladığı Avrupa Anayasası sonrası Ankara’da yapılan seviyesiz kutlamalar gibi…
İşte “Malum Medya”nın, övgüler düzdüğü Ankara Bildirisi;
Medeniyetler arasında köprü kurma çabalarının sürdürülmesi için konferansta bazı ‘’önlemler’’ belirlenmiştir. Önlemler:
· “Medeniyetler arasında husumet endişesiyle, özellikle İslam fobisi ve batı fobisini reddederek medeniyetler arasında sürekli bir diyalog çağrısında bulunmak.”
Glocal Forum Medeniyetler Arası Diyalog - Dinlerarası Diyalog - Kültürlerarası Diyalog gibi palavraların devamıdır. Ancak, asla onlar değildir. Forum, Salya Sümük Efendi’nin yalan-dolan ve ihanetlerini gölgede bırakacak melanetlere gebedir. Ancak, kapalı kapılar arkasında Forum için iş tutanlar, Türk Atasözünde olduğu gibi “aşikâre doğuracaklardır”. Umarız o günlerde onlar ve zürriyeti bu ülkede değil de başka ülkelerde “icra-i sanat” eylemeye devam ederler.
· “Medeniyetler arası diyalogu devam ettirmek için 2007'de Roma'da bir diğer önemli toplantı düzenlemek.”
Glocal Forum ROMA çıkışlı olup, VATİKAN kokusu ile burunları kırmakta, mideleri alt üst etmektedir. Forum aynı zamanda “Yüzyılın Deccalı” komutasındaki ROMA KLÜBÜ[13] ile de aynı çöplüğü paylaşmaktadır. Dolayısıyla FORUM İspanya Kralı Juan CARLOS’un güdümünde ve kontrolünde, VATİKAN’ın buyruklarını da ciddiye alan ama bildiğini Talmut Tevrat’ı, Siyon Protokolleri ve MOSSAD çerçevesinde okuyan bir fetbazlar oluşumudur.
· “Pek çok medeniyetin her tür şiddeti kınaması ve barışçıl bir şekilde bir arada yaşamayı destekleyebileceği ortak bir diyalog imkânı için Ortadoğu'da medeniyetler arası bir merkezin kurulma imkânını araştırmak.”
Her zaman söylediğimiz ve “satılmış kalemler”in sürekli reddettiği ORTADOĞU NATO’sunun kuruluşu için gerekli olan bu madde, Ortadoğu NATO’sunu “külahlı” hale getirmek için bildiriye ilave edilmiştir. Bu merkezin, “Yeryüzünden Silinesi İsrail”in soykırımını, vahşetlerini ve cinayetlerini kınayacağını sananlara en hafif ifade ile DEBİL falan demek gerekir. Ortadoğu NATO’sunda yine Türkiye mutlaka bulunacak, ancak kararlarda sadece MOSSAD söz sahibi olacak, Türkiye yine GLOCAL FORUM’un sadece JANDARMASI olarak yaşamını sürdürecektir. Bu bildirge altına imza atmak, Tansu ÇİLLER’in (Sarı Gacı) İsrail Knesset’ini[14] ziyaretinde “Arz-ı Mevud’da olmaktan mutluyum” (EKLER) demesinden bile daha ağırdır.
· “Glocal FORUM'un bir şubesiyle işbirliği halinde Ankara'da çok kültürlülük merkezi kurarak pek çok kentteki çok kültürlülük ifadelerini desteklemek.”
İşte bu madde, Türkiye’deki bütün hainlere, uşaklara, onursuzlara şu müjdeyi vermektedir. Ankara’da kurulacak “Çok Kültürlülük Merkezi”, Forum yoluyla aklanmış bir MOSSAD Merkezi olacaktır. MOSSAD, Türkiye’deki bütün faaliyetlerini bu merkezde toplayabilecek ve “Sivil Toplum Kuruluşu” adı altında gözümüzün içine baka baka MELANETLERİNİ sürdürecek ve hatta arttıracaktır. Burada bahsedilen “GLOCAL FORUM’un bir şubesiyle işbirliği” cümlesindeki ŞUBE’nin ne olduğunu gördüğümüzde bu paragrafta ne kadar haklı olduğumuz da ortaya çıkacaktır.
· “Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri ve UNESCO himayesinde bir uluslararası çok kültürlülük günü ilan edilmesi çağrısında bulunmak.”
Bu ifadenin açılımı ise, işgüzarlıktan da öte Küresel Eşkıya ABD’ye “NANİK” yapmaktan ve bir yandan da onun da ağzına bir parmak bal çalmaktan başka bir şey değildir. Çünkü BM, Dünya Bankası ve IMF gibi ABD’nin güdümünde olan ve ABD, Küresel Şeytan İSRAİL’in günahlarını temizleyen bir “Temizlikçi”den başka bir şey değildir.
· “Cehaletin yarattığı bölünmeyi daraltmak ve tehlikeli basmakalıp düşünceleri minimum düzeye indirmek için birçok ülkede medyanın konuya daha çok yer vermesini sağlamak.”
Cehalet, GLOCAL FORUM’a göre üniter devlet yapılarının yıkılması için yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri ile temasa geçmeye karşı çıkmaktır. Tehlikeli basmakalıp düşünceler, İSRAİL denen yeryüzünden silinesi bir devletin melanetlerine, vahşetine karşı çıkmak, insanı ve insani değerleri savunmaktır. Dolayısıyla GLOCAL FORUM, bu madde ile girdiği ülkelerdeki bölgesel ve yerel medyayı sindirme operasyonları başlatacaktır. Bunun müjdesi GLOCAL FORUM toplantısı yapılmadan önce bir kanun teklifi olarak TBMM’ne sunulmuştu. Bu tekliften amaç, özellikle merkezi hükümetlerin tam olarak kontrol edemediği yerel ve bölgesel yazılı medyayı kontrol altına almaya yönelik, gelirlerini düşürme hazırlığıydı. Doğal olarak GLOCAL FORUM maskesi altında ANKARA’da kurulacak MOSSAD ORGANİZE ŞUBESİ, yerel ve bölgesel görsel, işitsel ve basılı medya, özellikle de aslını inkâr etmeyen, onursuzluğu ilke edinmemiş, insanlığın mutluluğunu hedef alanların ensesinde boza pişirecektir. Bu konuda, bütün dostlarımızın ve aynı safta yer alan kan kardeşlerimizin şimdiden gerekli tedbirleri alması gerekmektedir.
Ülkemizde işlerin ve kişilerin ne hale geldiğinin en somut örneği olan Ankara Bildirisi, aslında SEVR’den[15] de korkunçtur. Pek çok gazete Glocal Forum’dan, kendilerine emredildiği ve dikte ettirildiği gibi insani değerleri temel alan barışçı bir kuruluş olarak bahsederken; güya milli ve manevi davalara sahip çıkanlar da sadece GLOCAL FORUM’un katılımcıları üzerine yani işin serüven kısmına kafa yordu. Neredeyse hiçbir MEDYA kuruluşu Ankara Bildirisi’ni değerlendirmeye almadı. Hâlbuki Ankara Bildirisi, bu topraklar üzerinde TBMM’ni de aşarak birkaç sorumsuz belediye başkanı tarafından imzalanan bir Uluslararası Antlaşma niteliğindeydi. Evet, yanlış duymadınız ve yanlış okumadınız; Ankara Bildirisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ÜNİTER yapısını, Türk Vatanı’nı, Türk Milleti’ni hedef alan Uluslararası bir İHANET BELGESİ’dir.
İşte o İHANET BELGESİ’ndeki maddelerin devamı:
· “Bütün katılımcılar, Avrupa'da farklı geçmişlerden gelen insanlar arasında daha iyi bir uyumu güçlendirmek isteğini beyan ettiler ki bu da Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne hızlı bir şekilde girmesiyle kuvvet bulacaktır.”
Bu madde, GLOCAL FORUM’un AB gibi; efendiler, o efendilerin memurları, uşakları ve köleleri gibi KAST’a dayalı bir kuruluş olduğunu özetlemektedir. Türkiye’nin uşaklık ile kölelik arasında bir yerde AB’ne girmesinin Glocal Forum’un işlerini kolaylaştıracağı ve hedefine daha çabuk varacağını ifade etmektedir. Çünkü bu şartlar altında Türkiye, İSRAİL, ABD, AB, Glocal Forum’un istediği gibi Ortadoğu NATO’sunun beleş Jandarması, BATI ile İSRAİL’in son ana kadar ortaklaşa ilerleyecek emellerine alet olarak kullanılacaktır. Bu madde aynı zamanda GLOCAL FORUM’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni tanımadığı, T.C. Başbakanı’nı kale almadığı, Türkiye’de kendilerine muhatap olarak sadece İ.Melih GÖKÇEK’i gördüklerinin öz ifadesidir.
· “Kültürel bölünmelere karşı tutumların gelişimini ölçmek ve bunu BM ve uluslararası camiaya bildirmek.”
İHANET ŞEBEKESİ, bu madde ile Türkiye’nin istedikleri yerlerinde istedikleri bütün araştırmaları izinsiz olarak yapmanın, bu araştırmalarda MOSSAD elemanlarını kullanmanın, gerektiğinde bu araştırmalar için bölgesel ve yerel MOSSAD istasyonları açmanın; bu araştırmalardan elde ettikleri her türlü sonucu pazarlamanın ve deşifre etmenin hakkını almıştır. İHANET ŞEBEKESİ’ne göre Türkiye artık, kimsenin tanımadığı ve kale almadığı görünürde bir hükümeti olan bir ülkedir. TBMM de, görünürde bir kurum olup, kale alınmasına gerek yoktur. Türk Milleti’nin değil, Türkiye halklarının (!) tek temsilcisi de İ.Melih GÖKÇEK’tir.
· “BM Genel Sekreterliği himayesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Jose Luis Rodrigoez ZAPATERO'nun ortak başkanlığında yürütülen “Medeniyetler İttifakı” girişimlerinin hedef ve amaçlarını desteklemek. Bu kapsamda, farklı kültür ve toplumları arasında anlayış ve diyaloga katkıda bulunabilmek için belediye başkanları ile yerel düzeyde işbirliği yapmayı taahhüt etmek.”
İHANET ŞEBEKESİ, bir bakıma İktidara ve iktidarın başına ‘var sen, kumda oynamaya devam et!’ demekte ve ilave etmektedir:
“Biz de Roma Klübü’nün Onursal Başkanı ve Gizli Dünya Hükümeti’nin onursal kralı Juan CARLOS’u tanıyoruz; onun görevlendirdiği bir Başbakan ile RTE’nin kumda oynamasını da anlayışla karşılıyoruz; çünkü onlar kumda oynarken de İSRAİL’in yüce değerlerine hizmet ediyor olacaklardır.”
Ayrıca, İHANET ŞEBEKESİ, gerek Salya Sümük Efendi gerek diğerleri ile Türkiye’de yürüttükleri dinler arası diyalog, kültürlerarası diyalog, medeniyetler arası diyalog çalışmalardan beklenen sonuçları alamadıklarını ifade ederek, bundan sonra bu işlerin sorumluların birer SİTE DEVLETİ haline getirilmesi planlanan Belediyeler eliyle yapılmasının gerekliliğine işaret etmektedirler.
· “Diyalog ve işbirliği yoluyla medeniyetler arasında köprülerin kurulmasını hazırlayacak bir gündem için gençleri desteklemek.”
Bu ihanet şebekesi örgüsünün örülmesi ve bütün alanın kılcal damarlar ve sinir uçları ile donatılması için, mutlak surette gençlerin kullanılacağını, gençlerin öne sürüleceğini, gençlerin ayaklandırılacağını ve gençlerin her türlü tehlikeye karşı korunacağını açıklamaktadır. Ayrıca bu madde ile İHANET ŞEBEKESİ’ne katılmış ve katılacak belediyelerle gençlerin ve gençlik örgütlerinin maddi açıdan üst düzeyde destekleneceğini ilan etmektedir. Bu şebeke, muhtemelen toplumumuzda sosyo-ekonomik açıdan güçlü çevrelere hizmet eder ve onları desteklerken, gecekondu semtlerinden değişik vaatlerle kendine hizmet eder hale getireceği gençleri öne sürecek ve onları çatışmalarda vurucu unsur olarak kullanacaktır.
· “Belediye başkanları ile sivil toplum arasındaki işbirliğinin rolü arttırılarak uluslararası ilişkilerde ademi merkeziyetçiliği güçlendirmek.”
Bu madde, özellikle Ortadoğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar coğrafyasında parçalanarak devletçikler halinde yapılanması istenen devletler için, sivil toplum örgütleri ve belediyeler ile çalışarak parçalanma sürecini, hızlandırmak, federal ve konfederal yapıların oluşumunu hızlandırmak, teşvik etmek amacıyla bildiride yer almıştır.
· “Yerel medya ifadesini ve onların arasındaki bağlantıları güçlendirecek bir GLOCAL medya merkezi kurmak.”
Ulusal Medya’yı kontrol altına alan GLOBAL EŞKIYA, artık yerel ve bölgesel medyayı da ilgi alanına alarak kontrolü dışında hiçbir gelişmeye izin vermemek için, alan kontrolünü sağlamaya yönelmiştir. Bu uygulamaya muhtemelen Türkiye’den başlanacak ve kurulacak Medya Merkezi sayesinde, GLOCAL EŞKIYA’nın sinir uçları Hakkâri dağlarındaki çobana kadar yaklaşacaktır. Yerel, bölgesel ve ulusal medya böylelikle tek merkezden yönetilir, tek merkezden servis edilen haberleri yayınlar hale gelecektir.
· “Her iki tarafın sivil kaybını önlemek için Ortadoğu'da cereyan eden krizin derhal barışçıl yolla çözüme kavuşmasını istemek.”
GLOCAL FORUM, bu madde ile Ortadoğu’daki vahşete sadece seyirci kalacağını, sivil kayıplar dışındaki her türlü terörün GLOCAL FORUM’un ilgi alanı dışında kaldığını, dolayısıyla İsrail Terörüne kapalı bir destek verildiğini dile getirmektedir.
· “Yukarıda söz edilen bütün faaliyetleri kucaklayacak, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve GLOCAL FORUM öncülüğünde bir Ankara süreci başlatılacaktır.”
Türkiye’nin ve Ortadoğu’daki İsrail dışındaki bütün ülkeler hakkında gereğinin yapılması için başlatılan bu “ŞER SÜRECE”, “ANKARA SÜRECİ” adı verilmektedir. Ankara Bildirisi’nin tamamı dikkate alındığında, Ortadoğu, Kafkasya ve Kuzey Afrika NATO’sunun ana unsurunun ANKARA, yani Türkiye Cumhuriyeti olacağı, ancak bu güç içinde Türkiye’nin rolünün, bu güce asker ve silah sağlamak olduğunu, kısaca Türkiye’nin bütün Şeytani ve İnsanlık Dışı kuruluşların Jandarması olacağı, “Ankara Süreci” olarak kayıt altına alınmıştır.
Aslında “Ankara Süreci”, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Türk Milleti’nin, Türk Vatanı’nın ve bütün mazlum ve/veya masum milletlerin İNFAZI SÜRECİ’dir.
· “Ankara Süreci, Filistin ve İsrail sorununa barışçıl çözüm gayretleri ile de Glocalizasyon faaliyetleri yoluyla ilgilenecektir''
“Ankara Süreci” İsrail’in bütün vahşi ve alçak politikaların “Öz Adı”dır, GLOCAL FORUM bu nedenle Ortadoğu’daki vahşet, zulüm ve kıyım karşısında görünürde tarafsız tavır takınacak ve bu tarafsız tavrı ile İSRAİL’in bütün melanetlerini “tarafsızlık” kılıfı altında destekleyecektir. Bu yapısı ile GLOCAL FORUM, tamamen materyalist ve Makyavelist politikaları benimseyen bir örgüt olarak, ilgi alanında hükümran olacak ve strateji ile hedeflerinden asla taviz vermeyecektir.
· Bildirgenin sonuç bölümünde ise ''Ankara konferansının katılımcılarının, medeniyetler arasındaki bölünmeyi ortadan kaldırmak için medeniyetler arasında köprüler kurmaya çalışma kültürü sayesinde, sivil toplumlar arasında barışın tesisini geliştirmek için daha iyi anlayış, sosyal-ekonomik kalkınma, yerel yönetimler arasındaki kültürel, sanatsal ve teknik işbirliğini, artan diyalog ve çatışmaların çözülmesi konularını destekleyeceği'' vurgulandı.
· GÖKÇEK, dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla İslam, Yahudi ve Hıristiyan dünyasından katılımcıları Ankara'da ağırlamaktan ve konferansın ardından ''Ankara Süreci''nin başlatılmasından memnuniyet duyduğunu söyledi.
· Ankara'nın medeniyetler arasında uzlaşma sağlayabileceğini belirten Gökçek, ''Belediye başkanları olarak bizler aramızda hükümetlerden daha fazla anlaşıyoruz. Bu nedenle çok kültürlülüğün ve medeniyetler arası uzlaşmanın sağlanmasında başarılı olacağımıza inanıyorum,'' dedi.
Bu ifadeler, hem GLOCAL FORUM’un hem de davetçisi ve çanakçısının GLOCAL FORUM’un Merkezi Hükümetlerden daha önemli hale gelen Belediyelerin, ulusların ve devletlerin geleceğinde daha çok söz sahibi olacağını ilan etmektedir. Dolayısıyla milletler, devletler ve hatta halklar arasındaki ilişkilerde Merkezi Hükümetler by-pass edilmekte, bütün yetkiler Yerel Yönetimler’e aktarılmaktadır. Artık GLOCAL FORUM için, bölgesel tercihler önemlidir ve bu yolla da devletler ve ulusların çözülmesi sağlanacaktır. Bu durumdan sadece HOMOJEN uluslar etkilenmeyecektir (İSRAİL gibi…)
Sizlere GLOCAL FORUM’un yazılmayan kısmını aktarmaya çalıştım. Yazdıklarımın bir kısmını da internet ortamına taşıdım. Üzülerek ifade etmem gerekir ki, zillinin “tanga”lı görüntüsü, yazılanlardan daha önemli ki, yazımın okunma sayısının en az 20 katı “rating” almış. Bir ülkede insanlar eğer bir “tanga”lı popoya bu denli tutkun ve hayransa o ülkede hiçbir kutsal değerin önemi kalmamış ve o insanlar da o tanganın gizlediği (!) mabada layık demektir. Aslında buradan sizlere sunduğum, “Ankara Bildirisi” ile ilgili yorumlarım bir gün gerçekleştiğinde de, acaba o insanlar “tanga”lı popoyu düşünebilecekler mi merak ediyorum?
Ortadoğu “kan gölü” olmuş, kimin umurunda?
Bütün dünya İsrail’in soykırımını seyrediyor, bir gün sıra bize de gelir mi diyen yok!
İnsanlar aç, susuz, elektriksiz, üç aydır sınırları kapatıldığı için çalışmaya gidemiyorlar; insanlar karınlarını doyurmak için tefecilerden faizle borç almak durumunda; bebeler aç; insanlık ruhunu teslim edemiyor, can çekişiyor…
Bütün bunlar demek önemli değil ki, insanları milliyetçiyim-maneviyatçıyım deyip kandıran, oy avcılığı yapan siyasi fahişeler, fakirlere deyip yandaşlarına gıda, yakacak vs. yardımı yapan soysuzlar, tescilli canileri davet etmekte, ağırlamakta bir sakınca görmüyorlar.
Ona oy veren, merhum “Aziz NESİN’in milleti” de seyrediyor. İşin garibi, bunların oranları her geçen gün artıyor. Seçenler “beyin özürlü” olunca, seçilenden de hayır beklemek komik oluyor.
Ankara’da, İsrail’in cinayetlerini, eşkıyalığını aklayan bir kurgu ve sonuç belgesi ile sonuçlanan GLOCAL FORUM’un son günü, Forum’un başkanı Uri SAVIR’in yaptığı açıklamalar oldukça alkışlandı. Kimler tarafından mı? “Bindirilmiş ve eğitilmiş kıtalar” tarafından; çünkü aynı alkışlar ve aynı alkış şiddeti “Pinokyo Efendi”nin sunumu esnasında da aynıydı. Alkışlayanlar acaba neyi alkışladıklarını biliyorlar mıydı? Nasıl bilsinler ki, onların bildiği tek şey, o alkışlar karşılığında alacakları kemiğin ne kadar yağlı olduğundan başka bir şey değil ki… Ne diyordu Uri SAVİR:
· “Bu konferans şimdiye kadar yapılanlara arasında en başarılısı”
· “Batı ile İslam dünyası arasında ortaya çıkan düşmanlık çok tehlikeli olabilir. Bu durum dünyayı uçurumun eşiğine getirebilir.”
· “İki medeniyet arasındaki yanlış anlamalar, yerel yönetimlerin gayretiyle ortadan kaldırılabilir. Bu nedenle Birleşmiş Milletler, GLOCALİZASYON çalışmalarına destek vermelidir.”
· “Açıklanan bildirgeyle ‘Ankara Süreci’ başlamıştır. Bu çerçevede farklı ülkelerde gençler arasında ilişkileri geliştirecek çeşitli kültürel etkinliklerin düzenlenmelidir.”
Biz, Uri SAVIR’in bu sözlerini malum medyanın, satılmış gazetecileri gibi görüp geçiştiremeyiz. Çünkü Uri SAVIR’in bu sözleri, TALMUT TEVRATI’na ve SİYON PROTOKOLLARI’na tamamen uygundur. Bu konuşmanın altındaki sır “MUSEVİ-İSLAM Dünyası” çatışmasının FİNAL’e bırakılmasından başka bir şey değildir.
Önemli olan, İslam Dünyası’nın GLOCAL FORUM kontrolünde Ankara Süreci ile Ankara Bildirisi’nde yer alan hususlara uygun olarak “Sahte Barış Ortamı” görüntüsü altında parça-parça edilmesidir. Bu bir zaman kazanma operasyonudur.

GLOCAL FORUM’UN GENEL DEĞERLENDİRMESİ

· Bu iktidarı Türkiye’de iş başına getirenler; onların üst yönetiminin icraatlarından memnun değildir. Bu üst yönetim de, kendisini iktidara getirenlere karşı “verdiği sözler” ile “tabanı” arasında sıkışmış durumdadır.
· Onları iş başına getirenler artık onlardan vazgeçmişlerdir. Çünkü NEO-CON’lar, “yeşil kuşak” stratejisi ile istediğini tam olarak elde edememiştir. Yeni moda “Turkuaz Kuşak”tır.
· Onlar kurulduğundan bu güne kadar çok büyük bir bela ile burun burunadır. Bu bela da iktidarın başının liderliğini “kerhen” kabul etmek zorunda kalan “Pinokyo Efendi”dir.
(Sabah www.anayurtgazetesi.com sitesini açınca karşımızda “siteniz TİT tarafından HACK edildi” ibaresi ile karşılaştık. Neden? Kim? Diye iki soru sorduk kendimize ve son bir hafta içindeki bazı yazılarımızı inceledik. Efendi güya “Türkiye Haritası”na takmış mış, o harita Türkiye’yi bölmek isteyenlerin haritasıymış mış… Biz de yuttuk… Adımız gibi biliyoruz ki, “hacker” “Pinokyo Efendi” Meloş’un beslemelerinden biri. Bu gazetenin sitesi bugüne kadar pek çok kez saldırıya uğradı, HACK edildi, ancak, HACK edenlerin tamamı bu ülkenin düşmanları ve Türkiye’deki işbirlikçileriydi. Dolayısıyla, bu gazetenin sitesini milli ve manevi hassasiyeti olan birinin HACK etmesi inanılacak bir olay değildir.)
Biz yine HACK edilmemizin gerçek gerekçesine dönelim yani GLOCAL FORUM melanetinin altındaki şeytani ilişkilere, beklentilere ve yapılanmalara…
· Onlar ABD’nin ve İSRAİL’in gözünden düştükçe, “Pinokyo Efendi” güçlenmektedir. Ancak, “Pinokyo Efendi” hiçbir şeyi tesadüflere bırakmamak niyetindedir. Bu nedenle GLOCAL FORUM-İSRAİL-MOSSAD ilişkilerini geliştirmek için elinden geleni yapmış ve beşinci GLOCAL FORUM toplantısını, Ankara’ya taşıyabilmiştir.
· GLOCAL FORUM’un arkasında MOSSAD, VATİKAN ve NEO-CON işbirliği vardır. Bu tespit, her üç yapının tamamının bu kuruluşu desteklediği anlamında ele alınmamalıdır; desteğin kurumların iç çekişmelerine taraf olanlarla sınırlı kalma ihtimali yüksektir.
· Şimdilik yaklaşık 75 belediye ve 50 ülke ile yetinen GLOCAL FORUM’a çok yakında DİYARBAKIR, MARDİN, HAKKÂRİ, BATMAN, VAN gibi belediyelerin eklenmesi beklenmelidir. Daha doğrusu “Arz-ı Mevud”un sınırları içindeki bütün belediyelerin…
· GLOBALİZASYON ile LOCALİZASYON’u bir arada ele alan GLOCAL FORUM, Türkiye’nin “tam başkanlık” sistemine geçişinde de lokomotif görevini üstlenebilir. Efendi bu güne kadar bütün “hane”lerde siyaset yapmıştır. Kendisini bir “hane”dekiler bile “vallahi, o bizlerden birinin çocuğu olamaz; yüz kişi bir araya gelsek ‘“Pinokyo Efendi”’ çıkartamayız” demektedirler. Ancak o iktidarın başından daha çok “milliyetçi rolü kesmekte”dir.
· “Pinokyo Efendi”nin bütün çabalarının sebebi iktidarın başı gözden düştüğünde iktidarın başına geçmektir; bu olmadığı takdirde olası BAŞKANLIK seçimlerinde gerekirse şimdiki iktidarın başının karşısında aday olup yarışı kazanmaktır. Çünkü iktidarın başı “Pinokyo Efendi”yi saf dışı etmek için fırsat kollamaktadır.
· “Pinokyo Efendi”nin arası, kendisine karşı çıkabilecek, kendi ipini çekebilecek, görevini yapması gereken ama yapmayan kurumlarla ev, arsa, villa, iş, ihale karşılığı satın aldığı alçaklar sayesinde çok iyidir. Ancak “Pinokyo Efendi”ye bu yetmemektedir. Çünkü efendi için sonun başlangıcı başlamıştır. Bu nedenle de onu Türkiye’de kurtarabilecek kimse olmadığından ve kalmadığından MOSSAD’ın kucağına sığınmıştır. Böylece ihanet merkezden sonra, yerelde de tescillenmiştir.
· GLOCAL FORUM Türkiye’de Merkez Teşkilatlanmasını kendine bağlı diğer mihraklara tamamlattırmış, yerel yönetimlere yönelmiştir. Muhtemelen bundan sonraki aşamada bu teşkilatlanma, iktidara bağlı belediyelerden “Pinokyo Efendi”ye yakın olanlar ile Faşist Kürtçülere ve ayrılıkçılara bağlı belediyeler üzerinde yaygınlaştırılacaktır. Böylece LOCAL olarak elde edilen kale içi unsurlarla Türkiye kalesi, GLOBALİZASYON’un kucağına tamamen atılacaktır.
· Başlangıçtan itibaren GLOBALİZASYON tarafımızdan micro-nationality, micro-safety, micro-security, micro-intelligency, micro-defence… olarak tanımlana gelmiştir. Çünkü GOLOBALİZASYON için altyapıyı oluşturan LOCAL taşların sağlam ve mümkün olduğunca küçük olması gerekmektedir. Bu strateji, özellikle Türk-Arap-İslam halklar üzerinde “liderlik, önderlik ve –güya- bağımsızlık” özlemlerini büyük ölçüde gidereceğinden, geniş taraftar kitlesi bulabilecektir. Kısaca GLOBALİZASYON’un GLOCALİZASYON ile sağlamlaştırılmasındaki en önemli unsur, AJAN temininde de geçerli olan KİŞİSEL HIRS VE BEKLENTİLERİN kısmen sağlanması anlayışıdır. GLOCALİZASYON bu stratejisi ile her şehirde adeta birer DEVLET BAŞKANI yaratmış olacaktır. Bu sistemin geliştirilmesinin altındaki en önemli düşünce ise MERKEZİ DEVLET OTORİTESİ’nin zayıflatılması ve YETKİNİN MERKEZDEN YERELE DEVREDİLMESİ çalışmalarıdır. Kısaca, GLOCAL FORUM tabiri caizse SİTE DEVLETLERİ oluşturmanın öncü gücüdür. Gelişmekte olan ve yönetimleri dış güçler tarafından belirlenen ülkeler, gelişmiş ve patron ülkeler tarafından artık o ülkenin milli hazinesi ile değil, belediyelerin kasalarındaki varlıklarıyla soyulacaklardır.
· Bu çalışmalar için medyadan da yardım isteyen GLOCAL FORUM’un Türkiye’deki yerel medyaya sızma ve sızdıklarını yüksek para transferi ile bağlama çalışmaları içinde olacağı düşünülmelidir. Özellikle her ilde bir yerel gazete, bir yerel radyo ve bir yerel TV kanalı ile o bölgede en yüksek reytingi olan bir bölgesel gazete, bir bölgesel radyo ve bir bölgesel TV yine GLOCAL FORUM’un hedefi olacaktır. Özellikle “dezinformatsiya” ustası David KIMCHE’nin bu tür alan çalışmalarından vazgeçemeyeceğini düşünmek, alınabilecek tedbirlerin boyutunu da belirleyecektir.
Bugünlerde elimden düşürmediğim Sayın Doç.Dr. Ümit SAYIN’ın “Küresel Terörün Perde Arkası: Gizli Örgütler, 11 Eylül ve Büyük Ortadoğu Projesi- Neden Kitap Yayıncılık” tarafından baskısı yapılan kitabı okudukça, sizlere bugüne kadar Glocal Forum ile ilgili yazdıklarım konusunda ne kadar haklı olduğumu anlıyorum. Yazdıklarımın doğruluğundan ve GLOCAL FORUM’un niyetinin hiç de iyi olmadığından emindim, fakat yazdıklarım ile Sayın Ümit SAYIN ile aynı doğrularda buluşmak insana büyük bir keyif veriyor.
(Hatırlarsınız, dünya yazılı basınında ilk kez, 11 Eylül Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon saldırıları konusundaki gerçekleri gazetemiz ANAYURT’ta sizlere sunmuştuk. Ki bu diziyi yapmak konusuna da Sayın Ümit SAYIN’ın ilk TV programı ile karar vermiştik. Bugüne kadar sadece kitaplarda ve bazı TV’lerde ele alınan bu konunun daha yeni yeni yazılı basında yer alacak olması bizleri daha da mutlu ediyor. Neden mi? Çünkü gazeteniz ANAYURT sizlere gerçekleri en az 18 ay öncesinden duyuruyor da ondan…)
“Zillinin Tangası”ndan çok daha az ilgi çeken bu yazı dizimizde ele aldığımız hususların ve öngörülerimizin gerçekleşme-me-sini dilemekten başka bir yapamaz durumdayım. Keşke bizim söylediklerimiz yalan çıksa, keşke öngörülerimizin gerçekleşmemesi bizi utandırsa… Ama bu neredeyse mümkün değil. Küresel Eşkıya ve Küresel Şeytan, Küresel Efendinin hizmetinde var güçleri ile çalışıyorlar. Küresel güçlerin şu ya da bu şekilde ele geçirdiği güç merkezleri sayesinde de ülkeler, birer “uydu” haline getiriliyor ve bir süre sonra da Küresel Siyah Delik içine çekilip yok ediliyorlar.
İşte bu şartlar altında “Ankara Bildirisi” ve “Ankara Süreci” öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Küresel Kara Delik içine çekilerek yok edilmesi işleminin ciddi bir parçasıdır. Bu projelerin uygulanması sonrasında GLOCAL FORUM, müzahir medya grupları arasında bir de “NETWORK” ağı oluşturur ve bu ağı da bölgesel olarak kontrol eder, denetlerse, o ülkede başkaca ajan kullanmaya gerek bile kalmayacaktır.
Ulusal TV, Radyo ve Gazetelere hâkim olan güçler, GLOCAL FORUM vasıtası ile yerel ve bölgesel medyaya el atacaktır. Böylelikle, Türkiye’deki Cumhurbaşkanı’ndan Hakkâri dağındaki çobana kadar herkes yapılacak dezinformatsiyadan nasibini alacaktır. İlk etapta büyük bir başarı elde edebilecek bu yapının yumuşak karnı da vardır. Ancak burada bu yumuşak karnı yazarak, Küresel Efendi ile “piçler”ini uyandıracak değiliz.
Diğer taraftan, GLOCAL FORUM “yılın barış adamı” olarak İ.Melih GÖKÇEK’i seçmiştir. Bu olay bir başka gelişmeyi beraberinde getirebilir; GLOCAL FORUM “NOBEL ÖDÜLLERİ”ni manipüle edebilecek güçleri kullanabilir. Bu durumda da pek çok kişiliksiz ve onursuz yetkili sadece o ödülü alabilmek için varını, yoğunu GLOCAL FORUM’a adayabilir.
GLOCAL FORUM’un dikkat çeken en önemli kanadı ise Genç Parlamenterler Meclisi’dir. 5nci toplantıya 65 kentin genç parlamenteri (130 kişi) katılmıştır. Bu, kurumsal çevrimin kendi kendisine yetme ve yenileme girişimidir. Çok yakında sisteme Bayan Parlamenterler Meclisi de ilave olursa, GLOCAL FORUM, George SOROS şebekesinden daha etkili hale gelebilir. Çünkü George SOROS faaliyetlere “işadamı” bakışı ile destek verirken GLOCAL FORUM yapısı, faaliyetlere “psikolojik harekât” ve “intelligence” gözlüğü ile destek verecektir.
Sonuç olarak; toplantının ilk gününden itibaren alınan “olağanüstü görünümlü” tedbirlere rağmen, toplantıya elimi kolumu sallayarak girebilmem bana bambaşka şeyler düşündürdü. Ankara METRO’sundaki “güvenlik zafiyeti”nin aynısının GLOCAL FORUM’da da tekrarlanmış olması beni fazlasıyla rahatsız etti.
Hay Allah! Birdenbire, nedense Em. Org.Teoman KOMAN’ın, MİT Müsteşarlığı esnasında sarf ettiği, olağanüstü hal bölgesinde yer alan “anlaşmalı karakollar” konusundaki o can alıcı cümlelerini hatırladım. Nereden geldiyse aklıma?!
Neyse biz yine konumuza dönelim. İddia ediyorum, eğer bu ülkede “bugünkü iktidarın başı”na bir şey gelecekse; bu olay mutlaka kendisi ile aynı partiden olan birilerin davetinde gerçekleşecektir; özellikle de “Pinokyo Efendi”nin etkinliklerinde. İnsanı hayrete düşüren, bizler binlerce metre uzaktan iktidar meyvesinin üzerindeki “iri kurt”u fark ederken, “iktidarın başı”nın hemen yanı başındaki kurdu hala fark edememiş olmasıdır. Hatta bu “iri kurt” erkek olmasına rağmen, yakın zamanda bir de “erkek bir yavrukurt” daha doğrudu ki bu olay aklımı daha da karıştırdı. Anlaşılan, “Pinokyo Efendi” doğum yerini ondan gizliyor; “yorgansız yatıp da oğlansız yatmayanların” memleketinden olduğunu gizlemesinin başka nedenleri de var ama bilmediğimiz taraflarından biri de bu olsa gerek… [16]
[1] www.acikistihbarat.com-Anayurt Gazetesi
[2] BAER HANS, BARAK ZVI, BERAJA RUEBEN, BLOCH ROLF, BORER THOMAS, BRONFMAN EDGAR MILES, BURG AVRAHAM, COOK ROBIN (FOREIGN SEC), COOPER ABRAHAM, COTTI FLAVIO, CROWN ROBERT, EIZENSTAT STUART E., FAGAN EDWARD, GASTEYGER CURT, GOLDMANN NAHUM, HEVESI ALAN G., HIER MARVIN, JACOBI KLAUS, JANNER GREVILLE, KARBACH OSCAR (OTTO), KLEIMAN MIRIAM, KORTE WILLI, KRAYER GEORGE, LAUDER RONALD STEVEN, LITTMAN SOL, MEILI CHRISTOPH, MENGIARDI PEIDER, NETANYAHU BENJAMIN, PICARD JACQUES, PUPKO BESSY, RHINOW RENE, RHODES-JAMES ROBERT, RICKMAN GREGG, ROBINSON JACOB, SCHNEIDER HEINRICH, SIMON WIESENTHAL CENTER, SLANY WILLIAM Z., STEINBERG ELAN, STUDER ROBERT, UNION BANK SWITZERLAND, VILLIGER KASPAR, VOLCKER PAUL ADOLPH, WALDHEIM KURT JOSEF, WEISS MELVYN I., WELLES ELLIOT, WORLD JEWISH CONGRESS ile ilişkidedir.
[3] ARAFAT YASSER, CARMIEL DVORA, DINKINS DAVID N., FISHER MAX MARTIN, FOXMAN ABRAHAM H., FRIEDMAN THOMAS L., HARRIS DAVID A. (AMERICAN JEWISH COMMITTEE), LIPSET SEYMOUR MARTIN, NETANYAHU BENJAMIN, POPPER AMI, SHAMIR YITZHAK, SHARON ARIEL, SHULTZ GEORGE PRATT ile ilişkidedir.
[4]JAN STENBECK, EVANS ROBERT (PARAMOUNT), KHASHOGGI ADNAN, KHASHOGGI ESSAM, PROPHET MELISSA ile ilişkide.
[5] WAL-MART STORES INC, BAER WILLIAM (FTC), BEDBURY SCOTT, BORDERS BOOKSTORES, GLASS DAVID D., HUIZENGA H WAYNE, MCDONALDS RESTAURANTS, ROSENBERG SUSAN (UPS), SHULTZ HOWARD, UNITED PARCEL SERVICE ile ilişkide.
[6] ELLISON LAWRENCE JOSEPH, FEIGIN STUART, NELSON ZACH , MINER ROBERT N., OATES ED. MICROSOFT CORPORATION, ALSOP STEWART J.O. JR, ELLISON BARB, LANE RAYMOND J., LAURSEN ANDY, SUN MICROSYSTEMS, ALLEN PAUL GARDNER, AMERICAN ALLIANCE SOFTWARE EXPORTS, BAMFORD ROGER, BRANDT RICHARD, INDEPENDENT INSTITUTE, INVESTIGATIVE GROUP INTERNATIONAL, KAHN PHILIPPE, LEE ADELYN, LUONGO JOHN, OVERSTREET JENNY, SCOTT BRUCE , SIEBEL THOMAS M., YACHNIN DAVID, AKIN GUMP STRAUSS HAUER FELD, ALLIANCE SECURE TOMORROW, ASSOCIATION COMPETITIVE TECHNOLOGY, BALLMER STEVEN ANTHONY, BECHTOLSHEIM ANDY, BRUSTON DEBORAH, CHLOPAK LEONARD SCHECHTER ASSOCIATES, CLOW GARY, COURSEY DAVID, DEUTSCHMAN ALAN, DIBACHI FARZAD, DOLE ROBERT J (R-KS), DUNN JENNIFER (R-WA), GAGE JOHN, GARVIE PAMELA, GATES WILLIAM H III, GINGRICH NEWTON L (R-GA), GLUECK KENNETH, GOMES LEE, GORTON SLADE (R-WA), GREENBAUM JOSHUA, GROVE ANDREW S., HATCH ORRIN G (R-UT), HEIMAN BRUCE, HELD JERRY, HOFFMAN MARK, JARVIS MARK, JOBS STEVEN PAUL, JOY BILL, KAPOR MITCHELL D., KHOSLA VINOD, KIES KATHLEEN, KIES KENNETH J., LARKIN DOUG, LYNN DOUG, MANES STEPHEN, MARQUARDT DAVID F., MCNEALY SCOTT G., MILKEN MICHAEL ROBERT, MOORE GORDON EARLE, MOSSBERG WALTER, MUNDIE CRAIG JAMES, MURRAY PATTY (D-WA), NATIONAL TAXPAYERS UNION, NICHOLS ROB (JENNIFER DUNN AIDE), PROGRESS FREEDOM FOUNDATION, RASHID RICK, RIESCHEL GARY, SARO-WIWA KEN, SHELL OIL, SMITH RAYMOND W., STINNETTE NANCY, STRAUSS ROBERT S., THEROUX DAVID J., WIPRO SYSTEMS, WURMAN RICHARD SAUL ile ilişkide.
[7] BOSACK LEN, LERNER SANDY, VALENTINE DONALD T., GORIN RALPH, SUN MICROSYSTEMS, CLARK JAMES H., LOUGHEED KIRK, BECHTOLSHEIM ANDY, HEWLETT WILLIAM REDINGTON, HEWLETT-PACKARD COMPANY, JOY BILL, MARKKULA MIKE, MCNEALY SCOTT G., METCALFE BOB, MORGRIDGE JOHN P., NETSCAPE COMMUNICATIONS CORPORATION, PACKARD DAVID, SATZ GREG, SEQUOIA CAPITAL, SILICON GRAPHICS INC., TERMAN FREDERICK E., TROIANO RICHARD ile ilişkide.
[8] GULF OIL CORPORATION, JONES LLOYD (AMERICAN AIRLINES), NORTHROP CORPORATION, SPATER GEORGE, ASHLAND OIL COMPANY, ASHLAND PETROLEUM GABON INC., BOEING COMPANY, BRANIFF INTERNATIONAL, CARNATION COMPANY, CARROLL FRANCIS X ., DIAMOND INTERNATIONAL CORPORATION, FOWLER RICHARD LEE, GENERAL ELECTRIC, GOODYEAR TIRE RUBBER, GREYHOUND CORPORATION, HUSER EBERHARD, JONES THOMAS VICTOR, KALMBACH HERBERT WARREN, LEHIGH VALLEY COOPERATIVE FARMERS, LOCKHEED CORPORATION, LOCKHEED MARTIN CORPORATION, MCDONNELL DOUGLAS CORPORATION, MINNESOTA MINING MANUFACTURING, MORIARTY JOSEPH, NATIONAL BY-PRODUCTS INC., OROURKE GORDEN J (SALTY), PHILLIPS PETROLEUM COMPANY, SHERMAN NORMAN, STEINBERG BRUCE, TABOURIAN ANDRE, TIME OIL CORPORATION, VALENTINE JOHN, YEAGER CHUCK E. ile ilişkide.
[9] SCHMIDT VITALY, ALEKPEROV VAGIT, SCHMIDT VADIM, BROWDER WILLIAM (HERMITAGE CAPITAL MANAGEMENT), CHERNOMYRDIN VIKTOR S., FEDUN LEONID, GOLEMBIOVSKY IGOR, GREMILLION L TODD, IZVESTIA NEWSPAPER, LORNE HOUSE, NEYEV PYOTR, NIZAM LTD, SAFIN RALIF, VAINSHTOCK SEMYON ile ilişkide.
[10] MICROSOFT: GATES WILLIAM H III, BARKSDALE JAMES L.,NETSCAPE COMMUNICATIONS CORPORATION, BALLMER STEVEN ANTHONY, KINSLEY MICHAEL, MYHRVOLD NATHAN, SILVERBERG BRAD, DOLE ROBERT J (R-KS), AMERICA ONLINE INC, REBACK GARY L., COMMUNICATIONS WORKERS AMERICA, ELLISON LAWRENCE JOSEPH, INDEPENDENT INSTITUTE, JACKSON THOMAS PENFIELD, KILDALL GARY, MCNEALY SCOTT G., MEHDI YUSUF, SIEGELMAN RUSSELL, SMITH BRADFORD L (MICROSOFT), BELLUZZO RICHARD, BORK ROBERT H., CASE STEPHEN MCCONNELL, CLARK JAMES H., HATCH ORRIN G (R-UT), HERBOLD ROBERT, KLEIN JOEL I., NEUPERT PETER, ORACLE CORPORATION, ROSEN DAN (MICROSOFT), SCHNEIER BRUCE, YAHOO INC, ALLCHIN JAMES, ANDREESSEN MARC, CULP SCOTT, DOWNEY THOMAS JOSEPH (D-NY), GLASER ROB, GOOGLE INC, GORTON SLADE (R-WA), GURRY LISA, HOMER MICHAEL, KAPOR MITCHELL D., LIEBOWITZ STAN J., MANISHIN GLEN, MAPLES MIKE, NOVITSKY JOHN, REAL NETWORKS, SHAW GREG, STONESIFER PATRICIA Q., ALLEN PAUL GARDNER, AMERICAN ALLIANCE SOFTWARE EXPORTS, AMIGA ORI, AULETTA KEN, BECKNER PAUL N., BINGAMAN ANNE KOVACOVICH, BOIES DAVID, BROWN MERRILL, CHASE BRAD, CITIZENS SOUND ECONOMY, CONSUMER PROJECT TECHNOLOGY, DRUGSTORE.COM INC, DUNN JENNIFER (R-WA), ELECTRONIC PRIVACY INFORMATION CENTER, ENRON CORPORATION, FERNANDES ANDREW, GAVIL ANDREW I., GILDERSLEEVE LARKIE, GRAY CLAYLAND BOYDEN, GROVE ANDREW S., HIGGINS PETE (MICROSOFT), HOUSE DAVID,HUANG XUEDONG, KAJIYA JIM, KEAN KEVIN, KELLY JOHN A.C., KOONTZ PAUL, KRAUSE AUDRIE, LEMANN NICHOLAS, LOVE JAMES (JAMIE), MARGOLIS STEPHEN, MARITZ PAUL, NEGRON JOSEPH, NET ACTION, OKI SCOTT, PITOFSKY ROBERT, PITTS PETER J., PODESTA ANTHONY, RAIKES JEFF, REED RALPH E JR ., ROGERS THOMAS S., ROLANDER TOM, SCHMIDT ERIC E., SCHULER BARRY (AOL), SEMEL TERRY S., SHAFER JACK , SHEBEL JON L., SLATE MAGAZINE, SOFTWARE INFORMATION INDUSTRY ASSOCIATION, SPORKIN STANLEY, STORK CARL, THEROUX DAVID J., TURK MATTHEW, VINJE THOMAS, WASHINGTON ALLIANCE TECHNOLOGY WORKERS, WEBER VIN (R-MN), WEISBERG JACOB M. ile ilişkide.
[11] Talmut Tevratı: Yahudi kutsal kitap bütününün sözlü yorumunun adı olup öğreti manasına gelir. Talmut, Mişna ve Gemera diye iki kısma ayrılır; Mişna: Tevrat’ın dini ve ahlâki kurallarının açıklamasından ibarettir.
Gemera: Mişna’nın açıklanması ve bunların bir esasa bağlanması için din adamlarının tartışmalarını kapsamaktadır. Yahudi Kutsal Kitabının ilk nüshaları elde mevcut değildir. Tanah’ı (Tevrat’ı)oluşturan kitaplar M.Ö. 13-14.y.y. arasında yazıya geçirilmişlerdir. Yahudi ve Hîristiyan bilginler, Tevrat’ın babilden sürgün dönüşü, Ezra zamanında (M.Ö. V.Y.Y.) ilhamla yeniden yazıldığı fikrinde birleşmişlerdir.

[12] Siyon protokolleri: Dünya Siyonist Hareketi'nin kurucuları masonlardır. Siyon belgeleri (Protokoller) de Fransa'daki bir Mason cemiyeti toplantısı sonunda Mason cemiyetinin en nüfuzlu kişilerinden birinden çalan bir kadın tarafından ortaya çıkarılmış ve 1902 yılında tefrikalar halinde Moskova gazetelerinde yayınlanmıştır. Gerçi bugünkü Siyonistler her ne kadar Siyon belgelerinin varlığını reddetseler de o belgelerde sıralanan tüm amaçları gerçekleştirmek için çalışmakta ve vardıkları hedefleri bir bir yayın organlarında yayınlamaktadırlar.

[13] ROMA KULÜBÜ ÜYELERİ: (Sıralama örgüt içi etkinliğe göre yapılmıştır) KING JUAN CARLOS FRESNADILLO (ESP), BRZEZINSKI ZBIGNIEW, COUNCIL FOREIGN RELATIONS, DOGRAMACI IHSAN (DR), HEILBRONER ROBERT L., KAH GARY, KING ALEXANDER (CLUB OF ROME), ABSHIRE DAVID MANKER, ARAX MARK, ARMAT VIRGINIA, BALL GEORGE W., BAUGHMAN JAMES A.,
BELL DANIEL, BELLANT RUSS, BERLET CHIP, BERNHARD PRINCE, BILDERBERG GROUP, BOLAND MIRA LANSKY, BRONFMAN EDGAR MILES, BURLATSKY FEDOR, CHERNE LEO, COLEMAN JOHN (DR), CONASON JOE, COPULOS MILTON R., DE GAULLE CHARLES, DE GRAFFENREID KENNETH E., DIEZ-HOCHLEITNER RICARDO, DOLBEARE PATRICIA, EGAN RICHARD (FBI), FREEMAN DEBRA, GELBER MICHAEL, GHITTIS SARA, GISCARD DESTAING VALERY, GODSON ROY C., GOENCZ ARPAD, GORBACHEV MIKHAIL S., HERITAGE FOUNDATION, HUDGINS EDWARD L., HUDSON INSTITUTE, HUECKEL GLENN, INTERNATIONAL CONFERENCE UNITY SCIENCES, JASTROW ROBERT E., JEWISH COMMUNITY RELATIONS COUNCIL, KAHN HERMAN, KAVALER THOMAS, KING DENNIS, LAROUCHE LYNDON HERMYLE, LYNCH PATRICIA, MANATT CHARLES T., MCGHEE GEORGE C., MELLANBY KENNETH, MELTKE JOERG, MITCHELL GEORGE PHYDIAS, MOON SUN MYUNG, NOLAN JAMES E JR., NYKANEN MARK, OLIVETTI A., OLIVETTI COMPANY, PECCEI AURELIO, PINAY ANTOINE, RAYMOND WALTER, REES JOHN HERBERT, ROCKEFELLER DAVID SR., ROGERS WILLIAM DILL, ROSEN ABBOT, SANDERS SOL W., SCHNEIDER BERTRAND, SCHROEDER GERHARD, STANFORD RESEARCH INSTITUTE, STEELE CHARLES (FEC COUNSEL), SUALL IRWIN, TAVISTOCK INSTITUTE HUMAN RELATIONS, TRAIN JOHN, TRILATERAL COMMISSION, WELD WILLIAM F., WILLIAMS EDWARD BENNETT, WROBLESKI CHARLES
[14] İsrail Parlamentosu
[15] Ayrıntılı bilgi için: Sevr Anlaşması Tam Metin-İbrahim Sadi ÖZTÜRK-Fark Yayınları
[16] ANAYURT GAZETESİ’NDE yayınlanan “GLOCAL FORUM’un ardından” (06.07.2006-15.07.2006)
Gönderen Cem YAREN zaman: 05:22
0 yorum:
Yorum Gönder

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)

İŞGAL GÜNLERİNDE İŞBİRLİKÇİLER- HÜSNÜYADİS HORTLADI

[DipDalgasi:5938]<> MENEMEN KUBILAY OLAYININ PERDE ARKASI BOLUM 10/10 son18 Ocak 2009 Pazar, 18:07
Kimden: "Naci Kaptan" Saygin okurlar , KUBILAY OLAYI VE BELGELERDE MAHKEME KAYITLARI baslikli yazi dizisi9 bolumde tamamlanmisti.Bu bolum digerlerine EK'tir. Mahkeme kayitlarindan derlenmis olan bu 9 bolumluk yaziya ek olarak ,Menemen- Kubilay olayinin perde arkasini A.Nedim Cakmak'in arastirmalar sonucu yazmis oldugu "ISGAL GUNLERINDE ISBIRLIKCILER-HUSNUYADIS HORTLADI " isimli kitabindan bolumleri derleyerek , yan bilgilerle zenginlestirip, ozetleyip,sizlere sunuyorum. Belge yazilarla isgal gunlerinin VATAN HAINLERINI bizlere sunmus olan sayin yazar A.Nedim Cakmak'a tesekkur vefa borcumuzdur. Naci Kaptan 18.01.2009 ***


Gece karanlığında 37 atlı, atlarının ayaklarına, ses olmasın diye sardıkları keçelerle, gizlice ve sessizce karanliğa karışarak gözden kayboldular. Ali Osman efe ve Parti pehlivan namlı iki yiğit, Manisa cezaevinden kaçırdığı mahkumlarla beraber oluşturdukları bir akıncı mufrezesiyle, Yunan ordusunun yaklaşmakta olduğu Menemen Boğazı'na gitmektedirler. Emir, Balkan savaşlarının eski komutani Ali Çetinkaya'dandır. Akıncılar Yund dağını aşarak, Kocadere'yi geçip Osmancalı köyünde mola verirler. Menemen Boğazı , önlerinde yükselen Dumanlı dağlarının hemen ardındadır.Akıncıların hiç bir azığı yoktur. Osmancalı köylüleri sadece ekmek verebilirler. Destek alabilmek için çevrede bulunan Ortaköy, Avdal ve Bozalan köylerini dolaşırlar.Köylülere Yunan ordusunun yaptiği mezalimler anlatılır fakat köylü çok soğuk ve ilgisizdir. Destek vermezler. Biraz daha köylüler baskılanır ve sonunda köylü şöyle der;"İyi emme, biz bir şey yapamayiz. Sümbüller köyünde Şeyhimiz var. Onunla görüşmeniz gerekir." Akıncılar yola koyulur ve Sümbüller köyüne vararak şeyhle görüşmek istediklerini söylerler. Halk da köy meydanına toplanir. Şeyh de yeşil sarıklı, cübbeli, saç sakal birbirine karışmış gelir. Parti Pehlivan söze başlar; İzmir'i, Menemen'i Yunan vurdu, ezan sustu. Mala, cana,ırza tecavüz ediyorlar. Buralara da geldiklerinde ayni şeyi yapacaklar. Direnişe destek verin! Köylü suskun kalır , Şeyh ise alayci bakışla, hoşgeldiniz, aç mısınız, tok musunuz demeden; "Ben Yund dağına kadar bu köylerin tarikat şeyhiyim, bizim tarikatımız Yunan'a tek bir kurşun atmayacak. Mehdi gelmeden de caiz değildir" dediğinde, Milisler sert tepki veriler, silaha davrananlar olur. Arap Osman efe bağırır;
"Bunlarla başlayalım, gavurla anlaşmiş gibiler." Parti Pehlivan milisleri durdurur. Şeyhe sorar;"Sizin tarikatınız Gavur tarıkatı mıdır ki , gavura kurşun atmaz! Ne biçim laf edersiniz? "Akinci milisler, Şeyhe ve Onun izinde giderek Yunan ordusuna karşı destek vermeyen, kursun atmayanlara lanet okuyarak köyden ayrılırlar. 21 Mayıs 1919 da Dumanlı dağlarını aşarak Menemen düzüne ulaşırlar ...Yunan'lılarla çatışırlar. Saygın okur İşgalci Yunan'a kurşun attırmayan Yund dağı çevresindeki köylerin şeyhi kimdir bilir misiniz? Yunan'a kurşun atmayıp da, Yunan'a direnmeyen ve direnmeyi de önleyen, kendi Devletine baş kaldıran. Giritli, Nakşibendi tarikatından, Menemen'de Kubilay'ı vurup sonra da başını kesen derviş Mehmet namlı haindir.. Öküzün gamsızı, mezbaha yolunda kasabın bıçağınğ yalarmış. Şimdi gelelim olaya; Giritli Derviş Mehmet, Şeyhlik unvanı ve gücünden istifade ederek, Menemen'e baskın yapmak üzere 107 kişilik bir teşkilat kurar. Bu teşkilattan altmışı baskinda doğrudan görev almişlardır. Bozalan köyünden 10 kişi canla başla çalışmıştır. İsyancı, Nakşibendi Derviş Mehmet adamlarını Bozalan köyünde silahlandırır, oradan Sümbüller köyüne geçerler. Köyde derviş Mehmet'in ikinci hanımı ve çocukları vardir. ( 23 aralik 1930 ) Yunan haçlı ordulari Menemen'den kovulmuş, papazlar gitmiş, çan sesleri gitmiş, ezan sesleri gelmiştir. Yunan askerini öldürmek için Menemen'i basmayan derviş Mehmet , Türk askerinin olduğu ve çan sesleri yerine ezan seslerinin duyuldugu Menemen'i basacaktir. Bu kişilere göre Menemen'de papazlar ve çan sesleri varken DİN vardı!!! Papazlar gidince, çan sesleri yerine yine ezan sesleri gelince; DİN ELDEN GİTMİŞ OLDU!!! "Eyvah Menemen'de din elden gitti ""Biz nakşiyiz, şeriat isteriz" Giritli Nakşi Mehmet köylüye sorar; "yardim edecek misiniz?" Bozalan köyünden 10 kişi hemen katılır. Sümbüller köyünden silahlar gelir. Köylüler can-ı gönülden cevap veriler; "Yardım etcezz, Ekmek de vecezz, katık da vecezz, at da vecezz" gari, "silah bilem vecezz" *** Şimdi ise, 2. MÜTAREKE DÖNEMI başlamıştır. 12 havarilerin yıldızlarını göğüslerinde taşıyan yeni Damat Ferit'ler, Haçlı bayraklarını nerelere taşıyacaktır? Tarihten ders almayan cibiliyetsizlerin sonu nerede bitecektir? (*1*) *** İngiltere ve Yunanistan'ın da adının karıştığı, Yunanistan'da Lavrion kampında 15 haziran 1930 da tezgahlanmış olan bu kalkışmanın planlayıcıları içinde Girit'li Manisa mutasarrıfı hain Hüsnüyadis, Nakşibendi Said Molla (İngiliz Muhipleri Cemiyeti Başkanı, Kıbrıs'tan Yunanistan'a geçti.), Şeyh Sükuti ve Giritli Girit'li nakşibendi Derviş Mehmet, Erbilli Şeyh Esat, Giritli Sütçü Mehmet, Giritli Şamdan Mehmet, Giritli İsmail, Giritli Alioğlu Hasan, Yahudi Jozef ve diğerleri vardir. Kalkışmayı planlayan ve uygulayanların bir çoğunun Giritli olmasi ve Nakşibendi tarikatından olmaları size bir sey ifade ediyor mu? Yunan'a direnmek icin yola koyulmus olan 37 akincidan ekmegi , katigi , ati , silahi ve desteği esirgemiş olan köylü, Menemen'i "DİN ELDEN GIDIYOR" diye basacak olan bu vatan hainine destekte kusur etmemişlerdir. Yunan askerine kurşun atmayan bu hainler, kendi ordularının subayının başını kesmekten kaçınmamışlardır. Sanmayınız ki 9 Eylül'de düşman denize döküldüğünde gitti, yok oldu! Giderlerken, yerlerine papaz Hristosmos yerine Derviş namlı Mehmet'i ve adamlarını vekil bıraktılar... Onlar da bugünlere başka VEKİLLER bıraktılar ... Bu tarikat, gavur ruhunu emanet almış ve taşımaktadır. İşte hainlik böyle bir şey saygin okurlar ... Naci Kaptan

Emperyalizm elini hiç çekmedi

Kubilay'a karşı girişilen gerici vahşet, 1930 yılında Ali Fethi Okyar tarafından kurulan " Serbest Fırka "nın üç aylık karşı devrim çabalarının tırmanmasıyla ortam bulmuştur. 17 Kasım 1930'da kapatılan bu parti Cumhuriyet'in bütün kazanımlarına karşı emperyalizmin hizmetinde büyük bir taban oluşturmuş, gericiliğin odağı haline gelmiştir. Kapatılmış olmasına karşın, böyle bir irticai ayaklanmanın ortamı Menemen'de yaratılmıştır. Siyasal söylemlerindeki din istismarı çıkışlar, halkın devrimler karşısındaki henüz olgunlaşmamış ürkekliği kullanılarak gericilik olabildiğince yaygınlaştırılmıştır. İslam devletini yeniden tesis etmek, Osmanlı'ya dönmek ve hilafeti getirmek gibi duygu sömürüsü politikalarla halk üzerinde baskı kurmuş ve irticanın kaynağı haline gelmiştir. İşte bütün bu Cumhuriyet düşmanı girişimler, siyasal açıdan toplumsal olgunlaşmayı önlemiş ve " Aydınlanma Devrimi "nin yoluna set çekmiştir.

Menemen'de Kubilay'a karşı yapılan bu alçak saldırı, Nakşibendi tarikatının lideri Şeyh Esad ve yandaşları tarafından emperyalist odaklarla işbirliği içersinde planlanmış ve Menemen'de uygulamaya konmuştur. Manisa'da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirilen İmam Laz İbrahim' in yönlendirdiği yobazlar başlarında Giritli Derviş Mehmet , Bağ Budayıcısı Mehmet , Sütçü Mehmet , Şamdan Mehmet ve Nalıncı Hasan olmak üzere sabah namazından sonra Gazaz Camisi'nden aldıkları Yeşil Sancağı Hükümet Konağı'nın önündeki yola dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya çalışırlar. 70 bin kişilik bir Halife ordusunun kendilerini beklediğini ve öncü olduklarını açıklarlar. İstedikleri şeriattır. Cumhuriyet ve Atatürk ilke ve devrimlerine karşı olmadık küfürlerle kalabalığı etkilemeye çalışırlar. Tekbir getirerek sancağın etrafında dönmeye başlarlar. "Şapka giyen kâfirdir, din elden gidiyor, saltanatı geri getireceğiz, yakında şeriata geri dönülecek!" diyerek kalabalığı isyan hareketine çekmeye çalışırlar.

Serbest Fırka'nın kapatılmasından sonra bir ay içersinde meydana gelen bu vahşet, 13 Aralık 1925 tarihinde çıkartılan " Tarikatların, tekkelerin, türbelerin ve zaviyelerin " kapatılmasına dair yasaya karşı oluşan birikimlerin bir gövde gösterisi de olmuştur. Menemen'de öğretmen asteğmen olarak görev yapmakta olan Kubilay, bu hareketi bir manga askerle bastırmaya çalışır ve askerlerin yanından ayrılarak tek başına yobazları dağıtmaya girişir. Teslim olmalarını ister. Ancak yobazların ateşiyle yaralanır.

Bu durum karşısında tüfeklerinde manevra mermisi bulunan askerler ateş açarlar. Mermiler yobazlara tesir etmeyince: " ...bize kurşun işlemiyor " diyerek halkı kandırmaya ve isyana teşvik etmeye çalışırlar. Bu arada Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki de şehit olur. Bu nedenledir ki, Menemen'in Gazaz Camisi avlusunda vahşice katledilen Kubilay ve arkadaşları, 77 yıldır emperyalizmin işbirlikçisi irticaya karşı sönmeyen bir meşale olarak Ayyıldız Tepe'den bütün Türkiye'yi aydınlatmaya devam etmektedirler.



KAYNAKCALAR ;
(*1*) A.Nedim Cakmak'"ISGAL GUNLERINDE ISBIRLIKCILER-HUSNUYADIS HORTLADI " isimli kitabindan (* 2* ) ORHAN OZKAYA - Cumhuriyet 22.12.2007 tekrar elden gecirme18.01.2009 Naci Kaptan

TÜRK ORDUSUNA KİMLER DÜŞMAN?.. KİMLER ABD'NİN HİZMETİNDE ÇALIŞIYOR?

FW: ONEMLIDIR !!‏
From: pinar ozkanal (pinarozkanal@hotmail.com)
Sent: Tuesday, July 21, 2009 9:33:56 PM
To:




--------------------------------------------------------------------------------
Date: Mon, 20 Jul 2009 02:16:19 +0300
Subject: ONEMLIDIR !!
From: 53kuzey@gmail.com

TÜRK ORDUSUNA KİMLER DÜŞMAN?..
KİMLER ABD'NİN HİZMETİNDE ÇALIŞIYOR?
-(Sonuna kadar okuyalım)-

1991'den günümüze siyasi ve askeri alanda yaşanan gelişmelerin açığa çıkmamış yönlerini aşağıda ibretle okuyacak, ülkemiz üzerinde oynanan oyunları öğreneceksiniz. Lütfen bu yazıyı yakınlarınızla paylaşın ve onların bilgilenmelerini sağlayın. Özellikle genç kuşakların bilgi sahibi olmaları çok önemli. Bu yazıyı okuyunca bu ülkeye neden daha fazla sahip çıkmamız gerektiğini anlıyoruz.

Genelkurmay Başkanı niçin Ergenekonla suçlanıyor? Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısı ile başladı. ABD, Bağdat'a yürümedi, Irak'ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı. Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı.

ABD'nin planı şuydu: Önce Kuzey Irak'ta bir Kukla Kürt Devleti kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı tümüyle işgal etmek. Kukla Devleti Türkiye'nin güneydoğusu, Suriye'nin doğusu ve İran'ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek Büyük Kürdistan'ı, yani İkinci İsrail'i kurmak. Yani, Büyük Ortadoğu Projesi (Tayyip ve Gül'ün eşbaşkanları olduğu proje; Buş'un deyimiyle "Haçlı Seferi") Türkiye'deki bütün hükümetler, İncirlik'e yerleşen Çekiç Güç'ün görev süresini uzatarak ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular (ABD Ordusu ile mükemmel işbirliği). İşte Türk Ordusu bu süreçte Kuzey Irak'taki oluşum üzerinden Türkiye'nin bölünmesi tehlikesini ve tehdidini algılayınca, ABD ile cephe cepheye geldiğini anladı.

İLK OLAY: TORUMTAY'IN İSTİFASI

Özal'ın kuzeyden Irak'a girme emrini uygulamamak için Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay istifa etti. Böylece, Türk Ordusu, Amerikancı planlarda rol almayacağının ve direneceğinin ilk işaretini vermiş oldu. O andan itibaren Türk Ordusuna karşı Ergenekon tertibi planlanmaya başlandı. Amerikan planlarına engel olan komutanlar, Ergenekon çeteciliği ile suçlanacaktı.

ÖZEL HARP DAİRESİ SORGULANIYOR

Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi ABD güdümünde idi, ama Sovyetler yıkıldığı için oradan gelen tehlike ortadan kalkmıştı. Şimdi ise tehdit, Kuzey Irak'taki ABD varlığından geliyordu. Dolayısıyla, ABD güdümünde olan Özel Harp Dairesi, ABD'den gelen bir tehdide karşı durmak için kullanılamazdı. Geçmişteki Kontrgerilla eleştirileri de Ordu'da rahatsızlık yaratmıştı.

Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, Özel Harp Dairesi'ni yeniden örgütleme ve adını Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirme çözümünü uyguladı. Yıl 1991. ÖKK'nın bölücü terörü hedef alması ve Kuzey Irak'taki Kukla Devlete karşı tavır alması, ABD denetiminden kurtulma sürecinin başlangıcıydı. Tugay düzeyindeki birlik, tümen düzeyine çıkarıldı. ÖKK, Kuzey Irak'ta ABD ile karşı karşıya geldi ve ABD tehdidine karşı uyanışın öncüsü oldu. Ankara'da ÖKK için yeni bir yerleşim yerinde yönetim ve eğitim tesisi yapımına başlandı. ABD bundan son derece rahatsız oldu, ajanları vasıtasıyla Askeri Savcılığa ÖKK tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla dava açtırdı ve ÖKK'nın yapılandırılmasını uzun süre felce uğrattı.

ORG. EŞREF BİTLİS'İN ŞEHİT EDİLMESİ

ABD'nin Kuzey Irak'taki Kukla Devleti pekiştirme planlarını bozan bir planı uygulamakta olan Org. Bitlis, Amerikan Çekiç Güç Helikopterlerinin PKK'ye silah ve malzeme attığını saptadı ve raporlarında bunu belirtti. Orgeneral Eşref Bitlis işte, Jandarma Genel Komutanı olarak, Amerika'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini hedef aldığını gördüğü; bu tehlikeyi önlemek için tedbirler aldığı ve ülke savunmasına yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika tarafından hedefe konuldu.

Org. Bitlis, helikopterle Kuzey Irak'a giderken, bu seyahat Amerika'ya haber verilmiş olduğu halde, iki Amerikan jeti yakın uçuş yaparak saldıkları yoğun egzos gazı ile helikopteri oksijensiz bırakıp motorunu durdurarak düşürme denemesi yapmışlarsa da, usta pilotumuz ani dalış manevrası ile bu suikasti boşa çıkarmıştı.

Bu suikasttan hemen sonra Amerikalılara saldırdıkları helikopterde orgeneralimiz olduğu tekrar bildirilmesine rağmen iki Amerikan jeti saldırıyı tekrarlamışlar fakat usta pilotumuz olaya tekrar hakim olabilmişti.

İkinci teşebbüs başarılı oldu. CIA tarihinin en önemli suikasti 17 Şubat 1993 günü gerçekleşti. Uçağına yapılan sabotaj sonucunda Org. Bitlis şehit edildi. ÇELİK HAREKATI Ağustos 1994'de Genelkurmay Başkanı olan Org. İsmail Hakkı Karadayı döneminde Eşref Bitlis Planı uygulandı, Kuzey Irak'a Çelik Harekatı
yapıldı. 35 bin Mehmetçik Mart 1995'de Kuzey Irak'a girdi. Kuzey Irak'a giren ordumuz, ABD'nin egemenlik alanına girmiş oldu. Çünkü o bölge ABD ordusunun işgali altındaydı. ABD'nin Foreign Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve Joint Forces Quarterly gibi yarı resmi organları "Türk komutanları hizadan çıktı", "Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor" gibi görüşlere yer vermeye başladılar.

GAZİ OLAYLARI

Çelik Harekatı öncesinde CIA'nın Moskova İstasyon Şefi, CNN
televizyonundan, "Türkiye'nin karışacağını", daha doğrusu Amerika'nın Türkiye'yi karıştıracağını tüm dünyaya şöyle ilan etti: "Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi Türkiye'dir... Şu anda Türkiye, gizli servislerin gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir". Gazi Mahallesi tertibinden birkaç gün önce de, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbruk (Holbrooke), Türkiye'nin Kuzey Irak sınırında yaptığı yığınağa dur demek için tertip yapacaklarını şöyle ilan etti: "Kuzey Irak sınırına asker yığıyorsunuz. Önümüzdeki günlerde terör
olaylarının artma ihtimali var. Oraya yapacağınız bir harekatta dikkatli olmanızı tavsiye ederim". CIA Şefinin ve Holbruk'un haber verdiği gibi,12 Mart 1995 gecesi İstanbul'da Gazi Mahallesi tertibi düzenlendi. Ancak Türk Ordusu bu tehdidi önemsemedi ve Çelik Harekatı yapıldı.

KONTRGERİLLA GLADYO POLİS İÇİNE KAYDIRILIYOR.

NATO tarafından NATO üyesi ülkelerde o ülkeleri komünizmden korumak için kurulan Kontrgerilla (diğer adları Gladyo ve SÜPER NATO) örgütleri, İtalyan Savcının tespit ettiği gibi, esasında CIA tarafından yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki hükümetlerin ABD kontrolünden çıkmalarını önlemekti. Türkiye'de Özel Harp Dairesi işte bu kontrgerilla ile irtibatlı idi ama artık Sovyetler yıkıldığı için komünizm tehdidi kalmamış, aksine tehdit Kuzey Irak'taki ABD varlığından gelmeye başlamıştı. Dolayısıyla, ABD güdümünde olan Özel Harp Dairesi, ABD'den gelen bir tehdide karşı durmak için kullanılamazdı. Bu açmazdan kurtulmak için 1991 yılında Özel Harp Dairesi'nin Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK)'ye dönüştürülmesi aslında bir millileştirmeydi. ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve kuruluş, hedefini komünizme karşı mücadele yerine Kuzey Irak'tan yöneltilen tehdide karşı mücadele olarak belirliyordu. Bunun üzerine, ABD, "Kontrgerilla yapılanmasında Türk ordusunun yerine polisi koyabilir miyiz" denemesine girişti ve Türkiye'deki operasyon merkezini polisin içine kaydırdı. 1973'den beri İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen "İslamcı Cunta", artık "Fethullahçı Gladyo" olarak Kontrgerilla içinde ordudan boşalan yeri alıyordu.

Fethullahçı Gladyonun ilk büyük tertibi, işte bu 1995 Gazi Olaylarıdır. 1996 EYLÜL HAREKATI ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç, Irak'ın kuzeyinde 7,500 "CIA peşmergesi"nden oluşan bir askeri güç örgütlemişti.
Eylül 1996'da, Eşref Bitlis Planı gereğince, Barzani, Türk Genelkurmayının yönlendirmesi ile Saddam yönetimi ile işbirliği yaparak CIA peşmergelerini dağıttı. 200'e yakın ölü veren CIA peşmergeleri, ABD tarafından Guam Adası'na taşındı. ABD kaynakları, bu harekatı "ABD'nin Vietnam'dan sonraki en büyük yenilgisi" olarak değerlendirdiler.

Bu harekattan 20 gün önce, bir Tuğgeneral, iki Albayın önünde, Aydınlık Dergisi'ne bir demeç vererek, Eşref Bitlis'in uçağının ABD'ye bağlı "Çiller Özel Örgütü"ndeki Gladyo görevlilerinin düşürdüğünü açıkladı.
Aydınlık, 25 Ağustos 1996 günkü sayısında bu haberi yayımladı. Türk Ordusu, Çelik Harekatı'nı Başbakan Çiller'e haber vermeden gerçekleştirmişti. Çünkü ABD vatandaşı Çiller'in ABD'ye örgütsel bağlılığı ortaya çıkmıştı ve TSK tarafından biliniyordu.

28 ŞUBAT

28 Şubat harekatının en önemli başarısı, Fethullah Hoca'ya indirdiği darbe oldu. Fethullah Hoca kaçıp ABD'ye yerleşti. Mayıs 1997 YAŞ toplantısında 160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle ordudan atılması
Başbakan Erbakan'a dayatıldı. Bu uygulama, ordu içindeki Gladyo'yu, yani ABD görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu. Çünkü artık Kontrgerilla, Fethullahçı Gladyo idi. 28 Şubat kadrosu içinde ABD'nin Truva Atı olan Çevik Bir de, 1998 sonrasında tasfiye edildi. Bu sayede Haçlı İrtica, 2002 yılı sonuna kadar iktidara el koyamadı.

KONTRGERİLLA, GENELKURMAY KARARGAHINDAN ÇIKARILDI

1994-1998 arasında Genelkurmay Başkanı olan Org. Karadayı, ABD ve NATO yuvalanmasını, yani Kontrgerillayı Genelkurmay Karargahından çıkardı. Özel Kuvvetler'in milli amaçlar için kullanılmasına yönelik önlemleri geliştirdi. Özel Harp subaylarımızın Çin'in Uygur bölgesinde ve Çeçenistan'da kullanılmasına engel oldu.

ABD ORDUSU TÜRKİYE'Yİ İŞGAL TATBİKATI YAPIYOR: MILLENIUM CHALLENGE 2002

1998 yılında Genelkurmay Başkanı olan Org. Kıvrıkoğlu, ABD'nin bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu açık bir dille belirtti. Kıvrıkoğlu, Vaşington ziyaretini iptal etti ve NATO döneminde ABD'yi ziyaret etmeyen ilk Genelkurmay Başkanı olarak tarihe geçti. Kıvrıkoğlu, "28 Şubat'ı BİN YILLIK MÜCADELE AZMİYLE sürdürmeye kararlıyız" dedi. Yani ABD tehdidine karşı bin yıl da sürse direnilecekti. Mesajı alan ABD, aynı kelimeleri kullanarak cevap verdi: BİN YILIN MEYDAN OKUMASI: MILLENIUM CHALLENGE 2002. Ve bu isim altında 24 Temmuz 2002'de Nevada Çölü'nde Türkiye'yi işgal tatbikatı yaptı. Bu, ABD tarihinin en büyük askeri tatbikatı idi. ABD'nin en önemli yarı resmi ajansı ASSOCIATED PRESS, tatbikatın Türkiye'yi işgal senaryosu üzerine kurulu olduğunu yazdı.

Deprem (bir karışıklık kastediliyor) sonrası ordu yönetime el koyuyordu. Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri ülkenin güneyindeki adayı (Kıbrıs'ı) kuşatıyor ve 96 saat içinde hedef ülkeyi işgal ediyordu. Türk ordusunun saldırıya karşı hazırlanma müddeti olan 96 saat seçilerek, hedef ülkenin Türkiye olduğu adeta gözlere batırılıyordu.

ABDULLAH GÜL, AMERİKA İLE GİZLİ HİZMET SÖZLEŞMESİ YAPIYOR

Dışışleri Bakanlığı Koltuğunu işgal eden A. Gül, 2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9 maddelik bir gizli anlaşma yaptığını itiraf etti, haber Vatan Gazetesi'nde yayımlandı. Bu haberde Gül, anlaşma içeriğini açıklayamayacağını, gizli olduğunu söyledi. 13 Temmuz 2003 günü, Doğu Perinçek, bu gizli anlaşmanın maddelerini açıkladı. Birinci madde: "Türk askeri ve Özel Kuvvetler 4 ay içinde aşamalı olarak Kuzey Irak'tan çekilecek" şeklindeydi.

ÇUVAL OLAYI

A. Gül'ün yaptığı bu gizli anlaşmadan 3 ay sonra, ABD ordusu, Türk askerinin başına çuval geçirdi. Çuval geçirme eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması için bir ihtardı. Tayyip'in "Müzik notası" vecizesi, anlaşmanın uygulanması gerektiğine ilişkin orduya yönelik bir açıklamaydı. "Biz anlaşma yaptık, Kuzey Irak'tan çık artık" diyordu Tayyip Türk Ordusuna. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in, Çuval Olayından sonra, Başbakanlık koltuğunu işgal eden Tayyip'e gönderdiği mektupta şöyle deniyordu: "TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak'ta sizin bilginiz haricinde eylemler yapmaktadır". Rumsfeld, çuvalı Tayyip'in değil, Türk Ordusunun başına geçirdiklerini böyle veciz bir şekilde anlatmış oluyordu. Milli devlet ve Kemalizm'e karşı pervasız açıklamalar yapan, "Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının artık geçersiz olduğu" açıklamaları yaparak Orduyu zehirleyen Org. Hilmi Özkök, böylece, tarihe "başına çuval geçirilen komutan" olarak kaydedildi. Ve böylece, Ergenekoncu olarak suçlanmaktan kurtuldu.

ERGENEKON TERTİBİ AÇIĞA ÇIKIYOR

Başına çuval geçirilmesine ve Kuzey Irak'tan çıkarılmasına rağmen akıllanmayarak sınır ötesi harekatta ısrar eden Türk Ordusu'na karşı, Org. Torumtay zamanından beri hazırlanagelmekte olan tertip artık açığa çıkarılmalıydı. ABD'ye direnen 5 Genelkurmay Başkanı ve milli kuvvetler "Ergenekon çetesi" olarak suçlanacaktı. Suçlama belgeleri esasında çoktan hazırdı, ama Org. Özkök "Ergenekoncu" olmadığından, onun görev süresince tertip uykuya yatırılmıştı.

HATIRLAYALIM:

Tertibin uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt'a karşı Şemdinli tertibi idi. O tertipte Org. Büyükanıt çete kurmakla suçlanmış ancak tertip bozguna uğramıştı. (Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" imzasıyla, Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan 30 Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında "yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon, çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan, 'devleti yapılandırma' amaçlı bir örgüt" demektedir. Koru yazısında, 24 sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın sonunda yazanın adının bulunduğunu da belirtmekteydi.). Şimdi daha büyük ve kapsamlı bir tertip yapılmalıydı. İşte o tertip, günümüzde devam eden Ergenekon / Agarta Davasıdır.

ABD'nin hazırladığı sivil darbe ile iktidara gelen AKP, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD'ye sorunsuz olarak eşbaşkanlık yapabilmek için, başta ABD'ye direnen Türk Ordusu olmak üzere milli kuvvetleri safdışı etmeliydi. Plâna göre, bu dava sürecinde komutanlar yıldırılacak ve 1991 öncesinde olduğu gibi ABD ile uyumlu olarak görev yapmaları sağlanacaktı. Yani, AB kriteri olarak dayatıldığı gibi, ordu "sivil otoriteye" tabi olacak, kendisine Atatürk tarafından verilmiş olan "ulusal bütünlüğü ve laik cumhuriyeti koruma" görevini unutacaktı.

NOT:
"AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi" itirazı yapacak olanlara bir açıklama:

1. CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation'un yayın organlarında ve ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları raporlarda mealen şöyle deniyordu:

"ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye'yi kontrol edemez, Fazilet Partisi'nin başına yenilikçi kanadın geçmesi, Tayyip Erdoğan'ın Başbakan, Abdullah Gül'ün de Dışişleri Bakanı olması halinde ABD Türkiye'yi kontrol altında tutmaya devam edebilir."

2. Aydınlık Dergisi 20 Ekim 1996 tarihli sayısında kapaktan haberi verdi:
"Merak edilen gizli mesajı açıklıyoruz: Abramowitz, Tayyip'i Erbakan'ın yerine hazırlıyor". Yani, AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden 6 yıl önce, Aydınlık Dergisi Amerika'nın bu seçimi yaptığını halkımıza duyurdu.

3. "ABD, Tayyip Erdoğan'ı Başbakan, Abdullah Gül'ü de Dışişleri Bakanı yapacak. CIA'nın yan kuruluşlarından Rand Corporation' un yayın organında da bu yazıldı." Yani, AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinde Cumhuriyet Gazetesi tarafından yayınlandı.

4. Görülüyor ki, ABD seçmiş, hazırlamış, önümüze koymuş, seçtirmiş. Şimdi kim "bunları ben seçtim" diyebilir?

Menderes'in; "ODUNU ADAY GÖSTERSEM, MİLLETVEKİLİ SEÇTİRİRİM", sözlerini ABD iyice not etmiş olmalı ki, ABD istediğini Türk halkına seçtiriyor. Bundan anlaşılıyor ki, ABD tekelindeki medyamız kimi ön plâna çıkarırsa Türk halkı onu başbakan yapıyor, ve Türk halkı bu şekilde kötü oyunlara alet oluyor.

--
VATAN NAMUSTUR

SATILAMAZ ! ! !

3 Şubat 2009 Salı

DANONE'NİN HAİN PLÂNI!!

Mansur Erk uyardı, görev yapıyorum!
Paylaş


Bugün, 20:11'da
DANONE'NİN HAİN PLANI!!

İlginize;
Danone (YOĞURT) markasını Türkiye'de bilmeyen yok. Sabancı holding ortaklığı ile ve sağladığı güven ile Danone Türkiye'ye girmiş oldu. Bu gün Sabancı ile ortaklıklarının bitmiş olmasına rağmen çoğu insan Sabancı Holding ile ortak olduğunu zannederek bu ürünleri almakta. Peki, Fransızlara ait olan Danone Türkiye'de neden bu kadar çok çocuklar üzerine ürün çıkartmakta ve ucuza satmakta hiç düşündünüz mü?

Aklınıza bir marka düşmanı hatta yabancı düşmanı Profesör yazmış bu mesajı şeklinde bir fikir gelebilir. Söz konusu olayın geleceğimiz üzerinde oynanan çirkin bir oyun olduğu, laboratuar sonuçlarını aldığım zaman ortaya çıktı. Sizde eğer bilimle özellikle fen bilimleri ile ilgileniyorsanız, söz konusu üründen alın ve bir fen laboratuarında içerik testi yaptırın (ücreti en fazla 40$). Sonra bu sonucu bir nörologla paylaşın, bakın neler olacak. Gelişim ve düşünme üzerinde etkili hormonal dengelerin, özellikle muhakeme yeteneğinin nasıl engellendiğini bir nörolog anlatsın size, o zaman benim gibi tatmin olursunuz.

Danone'nin Türkiye için üretilen ürünlerinin içerisine çocukların zihinsel ve bedensel gelişimini etkileyecek madde olduğu ne yazık ki bir gerçek ve şu an Daninolar sadece 2 ve 12 yaş arası çocuklara yedirilmekte. Yani tam gelişim zamanında...
Gelecek nesillerimizin zeki olmasını engellemek için şimdiden yoğun çaba içerisinde oldukları anlaşılıyor ve tüm pazarlama şirketleri şuan Danone ile anlaşmalı. Kapı kapı dolaşıp piyasa fiyatının altında ürünlerini satmaktadırlar. Ayrıca şirketlere ve dağıtım elemanlarına çok iyi ücret ödenerek daha fazla surum yapılmakta, daha fazla insana ulaşmaktadırlar.

Lütfen Danone ürünlerini kullanmayalım ve bu konuda bizler duyarlı olabiliriz. Ama bu yetmiyor. Marka düşkünü bir gençlik olduğu sürece, bu firmaların Türkiye'de ekmeklerine yağ sürülecek tir. Lütfen uyanalım ve uyaralım.

Prof. Dr. Turan Karadeniz
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Ordu Ziraat Fakültesi
Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı ORDU
Tel: +90 452 230 05 56
Faks: +90 452 225 12 61


Bu iletiyi mümkün mertebe gönderebildiğiniz ölçüde birilerine gönderin. Savaş alanlarında kazandığımız özgürlüğümüzü ve onurumuzu masabaşı oyunlarla yitirmek istemiyorsak lütfen biraz daha duyarlı davranalım. Kendimizi yakacaksak bari evlatlarımızı yakmayalım. Bunu bir vatan borcu olarak addediyorum. Her birey üzerine düşen görevi bi hakkın ifa ederse, bilin ki, hiçbir kötü emel amacına ulaşamayacaktır. Bu işi herkes başkalarından beklerse, bilin ki, onların ekmeklerine yağ, daha da öte bal sürmüş oluruz.
Ben ülkemi seven bir insanım diyorsanız, lütfen gereğini yerine getiriniz.

21 Ocak 2009 Çarşamba

YORUMSUZ!

FW: Yeni duyuru: YÜCE TÜRK MİLLETİ ADINA İLKER PAŞA'YA MEKTUP!‏

Kimden: irfan kaya (irfan.kayalar@hotmail.com)
Gönderme tarihi: 20 Ocak 2009 Salı 20:06:50
Kime: ay_su52@hotmail.com; azra.hasret@hotmail.com; basak_04@hotmail.com; Bora Tüfekli (bora_tufekli@hotmail.com); burcak.02@hotmail.com; cemre_ozgur@hotmail.com; cigdemremziye@hotmail.com; Niyazi Çamurcu (camurcular@hotmail.com); dilara_redrose@hotmail.com; Ekrem (mavifarma@hotmail.com); Elvan Kaya (elvankaya27@hotmail.com); eser321984@hotmail.com; feridedestan@hotmail.com; guelzadekaplan@hotmail.de; Kamer Genç (kamer.genc@tbmm.gov.tr); koray Hoca (mkbasyigit@gmail.com); ismailcatir@hotmail.com; KEREM SEVINC (ilkbahar_64@hotmail.com); keciyim123@hotmail.com; ladyroses_2005@hotmail.com; LERZAN TORLAK (lerzan.torlak@gmail.com); mali_kartal_@hotmail.com; mavhomer@hotmail.com; mehmettuncsahin@hotmail.com; mersoy4854@hotmail.com; minik_serce25@hotmail.com; more_difficult@hotmail.com; nerog50@hotmail.com; nihatozgur1979@hotmail.com; n.necla@hotmail.com; nurigonendi@hotmail.com; pinar.dicle@hotmail.com; rozarezzan@hotmail.com; semrasu7@hotmail.com; sil.dim@hotmail.com; carookee (system@carookee.com); suzidilara5@hotmail.com; ts_musti@hotmail.de; tugralistan@hotmail.com; ulku_ayhan@hotmail.com; yaren_1995@hotmail.com; yok_ole_bisi@hotmail.com; ysd592@gmail.com

To: irfan.kayalar@hotmail.com
Subject: Yeni duyuru: YÜCE TÜRK MİLLETİ ADINA İLKER PAŞA'YA MEKTUP!
From: yonetim@toplumsalbilinc.org
Date: Sun, 18 Jan 2009 00:54:05 +0000


İLKER PAŞAM..‎ Kahraman Türk Ordusunun başında, komutansınız.. Haddime değil ‎amma..Hatırlatmak üzerime vazife diye düşünüyorum. Mustafa Kemal ‎sizin makamınızı padişah Vahdettin’den alabilmek için çok mücadele ‎etmişti. Ne var ki padişah Vahdettin, “Saltanatını yıkmasından ‎korktuğu için” Mustafa Kemal’e o şerefli makamı vermemişti. ‎

Şimdi siz, Mustafa Kemal’in hak ettiği halde “oturamadığı”o şerefli ‎makamda oturmaktasınız. ‎
Paşam, Mustafa Kemal der ki: “Aziz milletime şunu tavsiye ederim ‎ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı ‎adamların kanındaki, vicdanındaki asli cevheri, çok iyi tahlil ‎etmek dikkatinden bir an feragat etmesin..”‎

Ne diyorsunuz Paşam? Mustafa Kemal’in dediği gibi, bağrımızda ‎yetiştirdiğimiz, başımızın üstüne kadar çıkardığımız Cumhurun ‎başının ve başbakanın kanındaki, vicdanındaki ASLİ CEVHERİ çok ‎iyi tahlil etmediğimizden dolayımı ihanete uğradık?‎

Paşam, Ülkemizde gelişen olaylara baktığımızda Cumhuriyet’in ‎tehlikede olduğunu görüyoruz. Tehlike o boyutlara ulaştı ki artık iş ‎Cumhuriyet’ten ve Cumhuriyetçilerden intikam almaya kadar ulaştı.‎

Bu ülke insanı –büyük çoğunlukla- cumhuriyetçidir. Neden ‎cumhuriyetçidir paşam? Mustafa Kemal, bu ülke insanının neden ‎Cumhuriyetçi olduğunu, olması gerektiğini kendi düşüncesi ile açıklıyor:‎ ‎' Türk genci, inkılâpların ve cumhuriyetin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların ‎lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve devrimleri ‎benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir ‎hareket duydu mu bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, ‎adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve ‎silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir, asıl suçluları ‎bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, 'Polis henüz devrim ve cumhuriyetin ‎polisi değildir' diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu ‎mahkûm edecektir. Yine düşünecek : 'Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre ‎düzenlemek lazım!' Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla ‎beraber, bana, İsmet Paşaya, Meclise telgraflar yağdırıp haklı ve suçsuz olduğu ‎için tahliyesine çalışılmasını, kayırtılmasını istemeyecek. Diyecek ki : 'Ben inanç ve ‎kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız ‎gelmişsem, bu haksızlığımı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmekte benim ‎vazifemdir.' İŞTE BENİM ANLADIĞIM TÜRK GENCİ VE TÜRK GENÇLİĞİ...'‎

Paşam, Mustafa Kemal’in Bursa Nutkundan güç alarak, inkılâpların, ‎cumhuriyetin ve rejimin sahibi ve bekçisi olduğumuzu ilan ettik. ‎Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inandık. Rejimi ve ‎inkılâpları benimsedik.‎

Paşam, ne yazık ki bugün inkılâplar, cumhuriyet ve rejim, devleti ‎yönetenler tarafından zayıf düşürülmüş, küçük kıpırtılar (ihanet) ‎büyümüş, devleşmiştir. Bu ihanete gözümüz ve kulağımızla şahit ‎olduğumuzda “bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ‎ordusu vardır, adliyesi vardır” demedik. Hemen müdahale etmeye ‎kalktık, bütün varlığımızla kendi eserimizi korumaya çalıştık. Bir sabah ‎kuşluk vakti polis kapımıza geldi. Polis asıl suçluları –bize göstermeden- ‎bıraktı, suçlu diye bizi alıp götürdü. ‎

‎“Polis henüz inkılap ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşündük, ‎fakat asla yalvarmadık.. Mahkeme arkadaşlarımızın bazılarını mahkûm bile ‎etti.‎
Yine düşündük, “Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre ‎düzenlemek lazım!” derken sıfatının önünde cumhuriyet yazan bir ‎savcının kasıtlı ve kindar tutumu ile hapse atıldık. Kanun yolundan ‎itirazlarımızı yaptığımızı yapmakla beraber, ne size nede meclise telgraflar ‎yağdırıp haklı ve suçsuz olduğumuz için tahliye edilmemizi, ‎kayırılmamızı istemedik. ‎

‎“Demek ki biz, inanç ve kanaatimizin icabını yaptık. Müdahale ve ‎hareketimizde haklıyız. Eğer hapse haksız girdi isek bu haksızlığı ‎meydana getirecek sebep ve amilleri düzeltmekte bize düşer”.. ‎Dedik, “Ergenekoncu Terörist” damgasını yedik. Ergenekon ne demek ‎Paşam? ‎

Paşam, kısaca Türk Yurdu demek olan Ergenekon adını, dışarıdan ‎kumandalı bir soruşturma kapsamında, özellikle ve bilinçli olarak terör ‎örgütüne monte ederek TÜRK milleti üzerinde korkuyu egemen kılmak ‎istediler ve bunda da başarılı oldular. ‎

Bugün cumhurun başında olan isim, Mayıs 2006 tarihinde, adına kasıtlı ‎olarak Ergenekon denilen operasyonun soruşturma amirliğini ‎üstlenmiştir.(Tabir Aydınlık dergisi, sayı 1115 sayfa 11’e aittir.) Cumhurun ‎başı, düzenlenen “brifingde” Mehmet Eymür patentli şemayı çok ‎beğenmiş ve “Değerlendirin.. Savcı bulun..Suçluları yakalayın” ‎şeklinde talimat vermiştir.(a.g.d.s.1115-sf.11)‎

O brifingden haberiniz var mı Paşam? Bu “talimat” sizin aklınıza ne gibi ‎sorular getiriyor? ‎
Kaldı ki, sabahın seher vaktinde vatan haini gibi birer ikişer alınıp ‎emniyete götürülen ve sonra birer suçlu gibi tutuklanıp cezaevine atılan ‎isimlerin çoğu emekli komutanlardandır paşam.. Bu değerli ‎komutanların suçu, cumhuriyete, rejime, laikliğe, Atatürkçülüğe, ‎vatanın ve devletin bölünmez bütünlüğüne, milletin milli birliğine ‎sahip çıkmak mı paşam?‎

‎301ci maddeyi kaldıranlardan bir kişi dahi var mıdır tutuklanıp “içeri” ‎atılan paşam? Cumhuriyete, laikliğe, Atatürk ilke ve inkılâplarına sövenler ‎bu cesareti nereden ve kimden alıyor paşam?‎

Türk Ordusu değil mi Cumhuriyet’i sonsuza kadar koruyup kollayacağına ‎dair söz veren ve yemin eden? Bu yeminin “gereğinin” şartları bugün ‎yaşanılmıyor mu Paşam? ‎

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, yargı mercii var. Bu ülkenin ‎anayasası da var. İşte o anayasaya göre suç olan bir eylemi ‎gerçekleştiren Başbakan, milletin dil birliğini bölerek, Kürt diye ‎ayırdığı kesime üstelik temeli ve hiçbir dayanağı olmayan bir dil ile selam ‎verebiliyor.‎

Başbakanı veto etmediği için, Cumhurbaşkanının sessizliğinden, dil ‎birliğinin bütünlüğünden yana olmadığı anlaşılıyor. Etik olmadığı ‎halde cumhurbaşkanı, “çok dillilik, kültürel zenginliğimizdir” ‎diyebiliyor.‎

Boğazı kravatlı resmi terörist çıkıp, “halkımızın dilini 20 senede ‎tanıyanlar bir gün bu toprakların da Kürdistan olduğunu kabul ‎edecekler” diyebiliyor.‎
Paşam.. İlker Paşam.. Elbette sizin yargıç ya da savcı olmadığınızı ‎biliyoruz. Hukuki anlamda siz bir şey yapamazsınız. Zaten biz de bir şey ‎yapmanızı beklemiyoruz. Ancak, Asker olarak sizden beklediğimiz çok şey ‎vardır.‎

Başında başkomutan olduğunuz Türk Ordusunun bir terör örgütü ile yan ‎yana getirilmesini kabul edebiliyor musunuz Paşam? Varlığınızın yegâne ‎sebebi, Türkiye cumhuriyetini ilelebet korumak ve kollamak değil ‎mi? Devletimizin üniter yapısına sahip çıkmak değil mi? ‎

Paşam, Mustafa Kemal diyor ki:‎ " Birinci vazifen, Türk İstiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa ‎etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin, en ‎kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ‎ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine ‎düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini ‎düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait çok namüsait bir mahiyetle tezahür edebilir. ‎İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünya da emsali görülmemiş bir ‎galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt ‎edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her ‎köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak ‎üzere memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta ‎hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi ‎menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler…‎"

‎ Kahraman ordumuzun şerefli subayları içinde kuvvet komutanlığına ‎kadar çıkma başarısı gösteren paşalarımızın istikbalimize ve ‎istiklalimize sahip çıkmaları suç mudur? Devletimizin üniter ‎yapısının bütünlüğünü korumada ısrarcı olmak, -emekli dahi olsa- ‎görevleri değil midir?‎

İlker paşam, siz ki Mustafa Kemal’in oluşturmak için hayatını ortaya ‎koyduğu, Çanakkale’de mucizeler yarattığı, İstiklal harbinde ‎gücünü dünyaya kabul ettirdiği ordunun başkomutanı olarak, ‎YIPRATILMAK İSTENDİĞİNİZİ anlayamayacak kadar “anlayışsız” ‎olamazsınız.‎

BOP’un “eş başkanı” olduğunu kendi sesi ve görüntüsü ile gururla ‎ifade edene, Yahudi olmadığı halde Yahudi lobisi tarafından ‎verilen CESARET MADALYASININ ŞARTLARINDAN BİRİ –neden- ‎TÜRK ORDUSUNUN YIPRATILMASI olduğunu sordunuz mu? ‎

Paşam, Bu hükümetin Türk Ordusunu yıpratmak için ne yapılması ‎gerekiyorsa yaptığını şüphesiz sizde biliyor ve inanıyorsunuz. ‎Özellikle son günlerde, adının önünde “CUMHURİYET” yazan bir ‎savcının talimatı ile “azılı teröristler” gibi sabah erken saatlerde ‎evlerinden alınıp tutuklanmak maksadıyla yaka paça gözaltına ‎alınmalarına vicdanınız nasıl müsaade ediyor?‎

Yada cumhurun başı.. Dışişleri Bakanı olduğu dönemlerde..2 ‎Nisan 2003 tarihinde Ankara’da Dışişleri Binasında, ABD’nin o ‎dönem Dışişleri Bakanı Colin Powell ile gizli bir –anlaşma adı ile- ‎sözleşme belgesi imzaladığı artık ayyuka çıktı.‎

‎2 sayfa 9 maddelik sözleşme belgesinin ilk maddeleri Türk ‎Ordusunu bağlıyor. Gizli imzalanan bu sözleşme belgesine göre ‎cumhurun başı hiç düşünmeden ve umursamadan, bir anlamda ‎düşman gibi kahraman ve şerefli Mehmetçiği Amerika ile kalleş ‎PKK’ya satmış yada teslim etmiş olmuyor mu?‎

‎2 Nisan 2003 tarihinden bu güne kadar kalleşler tarafından şehit ‎edilen her bir Mehmetçiğimizin katilleri PKK’lılar mı oluyor? Peki, ‎Paşam, 2 Nisan 2003 tarihinde Amerika ile 2 sayfa 9 maddelik ‎‎“ihanet belgesini” gizlice imzalayan ne oluyor? ‎

İlker paşam.. Sen ve mensubu olduğun Şerefli Türk Ordusunun ‎daha fazla yıpratılmasına, bir Türk olarak gönlüm razı olmuyor. ‎Sabrım taş olsaydı çoktan çatlardı. Ya sizin sabrınız Paşam? Bu ‎nasıl bir taş ki çatlamıyor? ‎

Türk Milleti ordusu ile vardır ve var olacaktır. Emperyalistlerin ‎istediği ise, Türk ordusu ile Türk Milleti arasındaki bu bağı ‎koparmak ve Yüce Türk Milletinin Türk Ordusuna olan güvenini ‎yok etmektir. Hiç şüphesiz bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz ‎paşam.. O halde neden? Neden susuyorsunuz Paşam?‎

Dosta düşmana karşı bu sessizliğinizi ve suskunluğunuzu, ‎vatandaşınız olarak ben kabul edemiyorum. Hazmedemiyorum ‎Paşam. ‎

Yüce Makamınızdan ve üstün anlayışınızdan talep ediyorum. ‎Madem Mustafa Kemal önderiniz.. O halde paşam.. Mustafa Kemal ‎ne yaptı ise, Mustafa Kemal’in yaptığını yapmak boynunuza ‎borçtur Paşam.. Bu vebal omuzlarınızdadır. ‎

Bu borcu Yüce Türk Milletine ödemek zorundasınız. Çünkü bu ‎millet yokluk ve fakirlik ile sizi bu mertebeye getirdi. ‎

Büyük Türk Milleti adına sizi GÖREVİNİZİ yapmaya davet ‎ediyorum paşam..‎

Damarlarında ASLİ CEVHER bulunanlara selam olsun!‎

Saygılarımla..‎



Vatanseverali

Bu gelen duyuruları kapatmak isterseniz, profilinizden bunu kolayca yapabilirsiniz.

Bu link'i takip ederek duyurunun tamamını görebilirsiniz:

http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4419.0

Saygılar,
T O G E Ç