Alıntı (Bülent Esinoğlu) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntı (Bülent Esinoğlu) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2009 Perşembe

EMPERYALİZME EMPERYALİZM DENİR! (2)

Emperyalizme Emperyalizm Denir !(2)

Bülent Esinoğlu

Bir olgu elbette kendisi ile tanımlanamaz.

1980 yılından bu yana, düşüncemizde, yazımızda, söyleşilerimizde emperyalizmin kibarlaştırılmışı olan küreselleşmeyi kullandık.

Açıktan Batının Türkiye’deki çıkarlarını savunanlar küreselleşme olarak anlattılar.

Uluslar arası hızlı ilişkiyi küreselleşme olarak Türk Halkına propaganda ettiler.

Dikkat ediyor musunuz bilmem, küreselleşme sözcüğü sanki tedavülden kalktı. O anlı şanlı aydınlarımız küreselleşme sözcüğünden artık kaçıyorlar.

Neden?

Takke düştü kel göründü de ondan. Amerikanın ve Avrupa’nın taleplerinin iç ve dış tehdit olduğu ortaya çıktı.

Burada emperyalizme emperyalizm diyenlerin çabalarını da yabana atmamalıyız.

Ben hiçbir zaman, Mehmet Ali Erbil’den emperyalizm sözcüğünü telaffuz etmesini beklemedim.

Fethullah Gülen’den, A.gül’den, Haşim Kılıç’tan da bu sözcüğü söylemesini bekleyemezsiniz.

Baykal’dan, Karayalçın’dan Sezer’den beklemelisiniz.

Kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanlardan bu sözcüğü söylemesini bekledim, beklerim.

Sahte solun emperyalizmi küreselleşme diye halka yutturmaya çalıştığını da biliyoruz.

Hani tartışılır ya, aydın kime denir diye, bence emperyalizm sözcüğünü korkmadan, sıkılmadan söyleyene denir.

Mustafa Kemal’den sonra gelen parti başkanlarını n hiç emperyalizm sözcüğünü kullananına rastladınız mı? Ben hatırlamıyorum.

Mesela, Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut yılmaz veya diğerleri emperyalizm sözcüğünü hiç söylediler mi?

Bir tek D.Perincek emperyalizm dedi. O da hayatının önemli bir kısmını ceza evlerinde geçirdi.

Belki biz onlara emperyalizm sözcüğünü söyletemedik, ama onlar halka Kürt Açılımı, Ermeni Açılımı gibi sözcükleri ezberlettirdiler.

Vatan kaygusu olan herkes bu sözcükle eninde sonunda yüzleşecektir.

2008-12-25, bulentesinoglu@gmail.com

30 Kasım 2008 Pazar

İNSANLIĞI KARŞI 432 CÜRÜM

İnsanlığa Karşı 432 Cürüm

Bülent Esinoğlu

Pakistan Daily Gazetesi Irak'ta Amerikalıların öldürdüğü bilim insanları ve akademisyenlerin isim listesini yayınladı.

Gazete, bunu "bir milletin öldürülmesi" olarak tanımladı. (kill a nation)

Bir milleti yok etmek için önce o milletin eğiticilerini yok etmelisiniz. Amerika da bunu yaptı. Irak halkını eğitecek kişileri ortadan kaldırdı.

Gazete öldürülen bilim insanlarının tek tek isimlerini vermiş. Karşılarına nerede nasıl yok edildiklerini belirtmiş. Vahşet sözcüğü yeterli gelmiyor.

Doktorları eğitecek tıp uzmanları, bilim insanları, profesörler, sosyal bilimciler, fenciler, velhasıl Pakistan Gazetesinin dediği gibi, "bir milleti öldürmüşler".

Ünlü düşünür, Prof. Michail Chossudovsky soruyor; Obama bu vahşete gözünü çevirecek mi?

Ben hiç o kadar iyimser değilim. Bir önceki yazımda değinmiştim. Amerika'nın kendisinin yaşaması için daima öldürmesi gerekiyor. Sistemin ve rejimin gereği budur. İster Obama gelsin, ister bir başkası gelsin bu öldürme işletmeciliği son bulmaz. Haliburton'lar, Blackwater'lar bu öldürme işletmeciliğinden geçiniyorlar.

Pakistan Daily isimlerini tespit edemediği daha birçok bilim insanı ve akademisyen olduğunu belirtiyor.

Listeyi saydım. 432 bilim insanın Amerika tarafından öldürüldüğü anlaşılıyor.

Beş yıllık bilanço budur. Sayının daha da artacağını düşünüyorum. Çünkü kukla yönetim ile ABD arasında imzalanan SOFA Antlaşmasının halk tarafından kabul edileceğini sanmıyorum. Şiilerin lideri şimdiden direnişe devam edeceğini haykırıyor. Sünniler zaten başından beri direniyor.

Geriye bir tek Kürtler kaldı. Onun için ABD Irak'ın kuzeyine yerleşecektir. Aksi takdirde tüm Irak'ı kısa zamanda kaybeder. Bunu biliyor.

Bundan sonra Türkiye'yi daha zor günler bekliyor. Katilin hedefinde Pakistan'dan sonra Türkiye var.

2008-11-29, bulentesinoglu@gmail.com

16 Kasım 2008 Pazar

DÜNYA DEVRİME HAMİLE, DOĞUM SEZARYEN İLE...

Date: Sun, 16 Nov 2008 22:56:30 +0200
From: bulentesinoglu@gmail.com
Subject: cumhuriyetinneferleri Dünya devrime hamile, doğum sezeyan ile..



Dünya Devrime Hamile, Doğum Sezaryen ile…

Bülent Esinoğlu

Dünya ekonomisinin %85 ini oluşturan yirmi ülkenin devlet başkanları veya başbakanları Washington'da bir araya geldi.

Dünya ekonomik krizine güya çare arayacaklardı.

Sorunu doğru tanımlamadılar ki, çare bulsunlar. Ortada bir sorun olduğuna göre önce o sorunu doğru tanımlamak gerekmez mi?

Sorunu biz herkesin anlayacağı şekilde tanımlayalım. Sorun yöneten zenginler ile yönetilen fakirler arasındadır. Yöneten zenginler sömürüyü öyle derinleştirmişlerdir ki, sömürülenlerin alım gücü kalmamıştır.

Bu cümleyi yağmacı kapitalizmin ekonomistlerinin terminolojisi ile söylersek; talep daralması dememiz gerekir. Talep'in neden daraldığını yöneten zenginler çok iyi bilirler. Fakirliğin istismarını çok iyi yaparlar ama çaresini hiç aramazlar. Çare onların ellerinde biriken varlıklardır. Afrikalı için terkos suyu yoktur. Beyler altın tastan su içerler. Onlar zenginliği paylaşmazlar. Ötekiler fakirliği paylaşırlar.

Fakir çoğalır. Zengin de çoğalır. Bu krizden önce zengin sayısı hiç olmadığı kadar artmıştı. Bizde bile 42 dolar milyarderi olmuştur.

Zenginin sayısı birden ikiye çıkarken, fakirin sayısı birden bine çıkmaktadır. Fakir sayısı artar, öyle bir an gelir ki, çalışanlar alış veriş edemez hale gelir. İşte kriz buna denir. Bir sürü laf salatasının içinde olmayan gerçek budur.

Marks, Kapital'de bu krizlerin on yılda bir geleceğini söylemiştir. Ancak sömürü derinleşirse, yani fakir sayısı hızlı artarsa, krizlerin arası sıklaşır.

Sürdürülen emperyalizme süper emperyalizm değişimiz bundandır.

Washington'da toplananlar, şu kararı almışlardır. "Şimdiye kadar ne yapıyorsak, aynısını yapmaya devam edeceğiz."

Zaten başka bir karar da alamazlardı. Çünkü alacakları her doğru karar kendi servetlerinin bir kısmından vazgeçmeyi gerektirecekti.

IMF'ye daha çok yetki verilmesine karar vermişler. Bunun manası; emperyalizmin daha da merkezileşmesidir. Başka bir değişle, zenginlere daha fazla servet aktarımına devam etme anlamını taşır.

Bu karar Türkiye için felaket anlamını gelir. Daha fazla yetki ile donatılmış bir İMF, daha fazla sömürü, daha az bağımsızlık demektir.

Bu dünya bu sıkleti kaldırmaz.

Dünya devrime hamiledir. Doğum sezaryen ile olacaktır.

2008-11-16, bulentesinoglu@gmail.com

13 Kasım 2008 Perşembe

KURUMSALLAŞMAYI GELİŞTİRMEK YERİNE İÇİNİ BOŞALTMA

Kurumsallaşmayı Geliştirmek Yerine İçini Boşaltma

Bülent Esinoğlu

Çağdaş yönetimlerde kurumsallaşma kurumun başarısı için önemli ve gereklidir. Şirketler için güven kazanma kurumsallaşmadan geçer.

Özelleştirmelerin başladığı yıllarda KİT’lerin başına öyle genel müdürler atadılar ki; adam daha işe başlamadan o kurumu satmanın yolunu arıyordu. Eğer bunu yapamayacak bir durum olursa, bu sefer de kurumun içini boşaltırlardı. Kurumu işlevsizleştirerek kurumu boşaltmış olurlardı. Öyle yönetmelik ve tüzükler hazırlarlardı ki, bir nevi satışı gerçekleştirmiş olurlardı.

Satılanlar zaten herkesin gözünün içine baka baka satılmıştı. Sözünü ettiklerim üretim kuruluşları olduğu için artık onlar tarihe kavuştu.

Şimdi devletin içinin boşaltılmasına devam ediyorlar.

Haşim Kılıç Anayasa’nın değiştirilemez dört maddesini kast ederek, “bu konuda ne kadar cesaretli olabilirim” diyor.

Kurumun içinden biri daha da pervasızlaşıyor. Osman Can Efendi, “Anayasa Mahkemesinin demokratik meşruiyet sorunu var” diyor.

Yani devletin içinden devlet ile savaşma taktikleri. Aynı KİT’lerin içini zarar ettirerek, sonrada zarar ediyor diye satmaya benziyor.

Devletin içinden devlet ile savaşıyorlar sonrada hantal devlet ukalalığı yapıyorlar. Devleti kanunlar ile savunması gereken Anayasa Mahkemesine nasıl güveneceğiz? İçinden birileri çıkmış, “ben görevimi yapmayacağım” demeye gelen söylemler geliştiriyor.

Bu durum şuna benziyor. Cephede savaşan generallerimizden birisi diyor ki; bu savaş demokratik değil, ben görevimi yapamayacağım.”

Aslında Haşim Kılıç ve Osman Can Cumhuriyet Kanunlarına göre suç işlemektedirler. Beğenmiyorsan o kurumun içinde ne arıyorsun?

Kendilerini halkın üzerinde sanmaktadırlar. Değişmesi teklif dahi edilemeyecek Anayasa maddelerinden siyasi iktidar gibi şikâyet ediyorlar.

O dört madde sadece halkın oylaması ile oluşmadı. Aynı zamanda Mehmetçiğin kanı ile ortaya çıktı.

84 yıl önce yendiklerimiz, emperyalizmin, gerici ve bölücülüğün desteği ile tekrar devlet ile savaşıyorlar.

2008-11-11, bulentesinoglu@gmail.com

15 Ekim 2008 Çarşamba

ORDUYA KARŞI ORDU

Bu mesajı dikkat işaretle
<>[DipDalgasi:4090]<> Orduya Karşı Ordu
15 Ekim 2008 Çarşamba, 16:45
Kimden:
"Ali Serdar Bolat"
Göndereni Kişiler'e ekle
Kime:
Undisclosed-Recipient@yahoo.com


Ordunun Hiçbir Talebi Karşılanmadı, hatta…

Bülent Esinoğlu



Terörle Mücadele Kurulu iki kez altışar saat toplandı. Ordunun terörle mücadele konusunda bazı talepleri vardı. Mücadelenin daha etkin yapılmasına yönelik bu taleplerin hiçbirisi Hükümet tarafından karşılanmadı.

Böylece Altınova'da başlayıp Aktütün baskını ile devam eden diğer terör olaylarının neden yapıldığı açığa çıktı.

Mütareke Medyası Aktütün baskını ile ilgili olarak Orduyu suçladı. Ordunun daha fazla yetki ile donatılmayı sağlamak için, baskınları önceden bildiği halde "kasten" gerekli tedbirleri almadığı hususunda mütareke basını tarafından suçlandı.

Aslında iktidar açıktan kendisinin söyleyemediklerini, Taraf gazetesine sızdırarak söylemektedir. Diğer gazeteler de ertesi gün bunları alarak çoğaltmaktadır.

Dönelim Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun toplantısına. Terörle mücadelede "sivil inisiyatif" adı altında ordunun bir kısım yetkileri de sivile, yani iktidar tarafına aktarıldı.

Terörle mücadele için yeni bir müsteşarlık kurulacak. İçişleri Bakanlığına bağlı olacak bu kurum, 1992 yılına kadar "özel harekât birlikleri" adı altında polislerden müteşekkil olarak vardı. 1992 yılında Ordunun talebi ile kaldırılmıştı. Şimdi yeniden ihdas ediliyor.

Ordunun o tarihlerde bu timleri istememesinin sebebi; bu timlerin kanunsuzlukları ile oradaki iç barışı daha da tehlikeye düşürmesi ve terörün daha da artmasına sebep olmasıdır.

Özel kuvvetlerin güneydoğudan çekilmesinden iki yıl sonra terör en az düzeye inmişti. Yani bazılarının sandığı gibi özel timlerin faydası değil zararı olmuştur.

Şimdi adını Terörle Mücadele Müsteşarlığı koyup daha ileri yetkiler ile donatmak, Ordunun yetkilerini tırpanlamak anlamına gelir. Bu müsteşarlık bu kez, MHP fikriyatında değil, Fethullah fikriyatında olacak demektir.

Aslında yaşadıklarımız Büyük Ortadoğu Projesinin alt uygulamalarıdır. Bunu bu günlerde MHP'nin bir miktar kavradığını görüyoruz. AKP'yi her konuda destekleyen MHP uyanıyor ama Amerika'yı başa koymadan nafile. MHP'nin de BOP projesine, imha edilmek üzere dâhil edildiği anlaşılıyor. (Vakit) Başta İşçi Partisi vardı ardından CHP'yi dâhil ettiler. Şimdi de MHP.

Hatırlayalım. Ulusalcılığı ve milliyetçiliği terör kapsamına almamışlar mıydı?

İktidar, Amerika adına yürüttüğü gizli savaşı açıktan yürüteceğe benziyor. Muhalefeti artık muhatap almayacağım demesinin manası şudur: "Siz de kim oluyorsunuz, benim arkamda Amerika var. Ben kararımı verdim. Batının verdiği tüm talimatları aynen uygulayacağım. Barzani ile de görüşürüm, Talabani ile de görüşürüm. Ordu bu işi kıvıramadı onun için elindeki yetkileri alacağım. Terörle mücadele müsteşarlığı kuracağım. Terörle mücadele nasıl olurmuş size göstereceğim."

Bunların ağababaları Özal da orduya karşı ordu kurmaya kakmıştı.

Bundan böyle sınır dışı harekât mı yapılacak, Genel Kurmay Başkanı, Terörle Mücadele Müsteşarı'na telefon edecek. "Bu hareketi yapabilir miyim" diye soracak.

Amerikan iradesinin şimdilik başarılı olduğu görülüyor. Bu sahte bir zaferdir. Hiçbir iktidar kendi devleti ile savaşı kazanamaz. Kazanırsa devlet biter.

Türkiye bitmeyeceğine göre AKP bitecektir.

2008, bulentesinoglu@gmail.com

13 Ekim 2008 Pazartesi

YENİ KOORDİNATÖRÜMÜZ BARZANİ!

Yeni Koordinatörümüz Barzani!
Bülent Esinoğlu

Gazeteler A.Gül'ün Irak'ın kuzeyindeki liderler ile görüşeceğini belirtti. Aslında yeni bir durum değil.
Amerika için Kürdistan, Barzani ve Talabani için Güney Kürdistan olan Irak'ın kuzeyi PKK'nın lojistik merkezi oldu.
Proje eski proje; Büyük Ortadoğu Projesidir.
Bu proje gereğince, Amerika'nın A.Gül ve Hükümete talimatı nedir? Irak'ın kuzeyinde kendisinin peyda ettiği oluşum ile Türkiye'nin anlaşmasıdır. Yani bu oluşumun resmen tanınmasıdır.
Şimdilik "himaye" diye dillendirilen, daha sonra devlet olarak tanınacak Kürdistan.
A.Gül ve Hükümet ABD'nin dediklerinden santim dışarı adım atmıyorlar. Buna karşı Ordu milli çözümlerden yana tavır koyuyor. Şimdi, Ordunun son günlerde içine düşürüldüğü durumdan istifade, hükümet diyor ki, terörü Ordu çözemedi biz çözeriz.
Nasıl çözersiniz? Barzani ve Talabani ile anlaşarak. Hani şu Kıbrıs'ta kırk yıllık çözümsüzlük çözüm değil deyip az daha Kıbrıs'ı elden çıkarıyorduk ya, ona benziyor. Yani yine kendimizi başkalarına teslim ederek.
Peki, varsayalım ki, A.Gül ile Barzani anlaştı. Bu anlaşmadan ne çıkar?
Barzani'ye Barzani diye bakmak zaman kaybettirir. Barzani Amerika'dır. Amerika'nın da PKK'yı Türkiye'ye karşı uzun süre kullanma ihtiyacı vardır. Türkiye'nin istikrarsızlaştırılıp bölünmesi için PKK Amerika'ya gereklidir.
Kurulacak Kürdistan İsrail'in güvenliğine güç katacağından ABD için esas olan bu oluşumun Türkiye tarafından kabulüdür.
Türkiye'nin milli çıkarları ise buna cepheden karşıdır. Batıdan gelen talimatlar ile Ordunun elinin kolunun bağlanması, sonra da ordu bu işi yapamıyor demek artık iç huzuru dayanılmaz şekilde bozuyor.
Ordunun istediği bazı idari tasarrufları "demokrasi ile güvenliği dengeleyeceğiz" safsataları sadece Mehmetçiğin kanının akmasına yardım eder. Aslında kendileri Mehmetçiğin kanı üzerinden siyaset yapıyorlar.
Amerika'nın taleplerini çözüm diye Türk halkına dayatmak. İşte bütün sorun buradadır.
Düşünebiliyor musunuz? Bir ülkenin ordusu ve hükümeti 6 saat görüşüyor ve anlaşamıyor. Neden; taraflardan biri Türkiye'nin değil ABD'nin taleplerini masaya koyuyor.
Sebep çok açık, ordu milli çözümlerden yana, diğerleri milli çözümlere karşıdır.
Bugünkü mütareke medyasının manşetlerine bakıyoruz, ordunun idari talepleri için "cinayet" benzetmesi yapılıyor. Türköne, o-hal felakettir diyor. Bunlar Türk ordusuna Yunan ordusu muamelesi yapıyorlar.
Az kaldı, Amerika çöküyor.
2008-10-13, bulentesinoglu@gmail.com

9 Ekim 2008 Perşembe

BATIYA HİZMET İÇİN DOĞU'YU HÜCREYE KOYDULAR

Batıya Hizmet İçin Doğu’yu Hücreye Koydular

Bülent Esinoğlu
Doğu Perinçek’i Silivri’de hücreye koydular.
Siyasi iktidar intikam peşindedir.
Neyin intikamı? Erdoğan’ın Amerikan Projelerinde, yani Amerikan Devletinin verdiği görevlerde görev aldığını açıkladı diye…
Büyük Ortadoğu Projesinin ne olduğunu halka anlatabildi diye…
Hücreye kimler konur? Mahkûmiyet kararı kesinleşen mahkûmlar hapishanede iyi davranışlar sergilemezse “hücreye konur”.
Bu ne kin, bu ne düşmanlık?
Bu ne korku?
Doğu Perinçek’in hapishanedeki varlığından korkanlar, aslında kendi kanunsuzluklarından korkuyorlar.
Nazım Hikmet’i de tabutluklara koymuşlardı. Ama halkın vicdanından çıkaramadılar.
Perinçek’i tabutluklara koyamazsınız.
Fikirler tabutlara sığmaz.
Bağımsızlık mücadelesi tabutlara konsaydı 1920’lerde konurdu.
Amerika’ya daha rahat hizmet için Doğu’yu hücreye koydunuz.
Korku ve hücre her şeyi anlatıyor.
Çözümlerden ve Türk Halkının gerçekleri öğrenmesinden korkanlar, siyasi ecellerinden korkuyorlar.
Hücre, peşin infazdır. Hala iddianamesi tamamlanmayan, bir Haham mülakatına dayanan ne idüğü belirsiz iddialar ile tutuklanan aydınlarımıza reva görülen bu davranışlara rıza göstermemiz bizden beklenemez.
“Vatanın bağrına düşman dayamışsa hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı-kara maderini.”
2008-10-08, bulentesinoglu@gmail.com