10 Ocak 2009 Cumartesi

BATI TALEPLERİNİ KARŞILAMA KOMİTESİ

Batının (AB ve ABD) 2 Yüzlülügüne, Sömürü Politika ve Uygulamalarına Red'in Notları

‘Batı Taleplerini Karşılama Komitesi’


28 Aralık 2008 Pazar, 16:20
Efendim çok yanılıyorsunuz, bunlar vatan haini falan değiller. Hele cehalet, bilgisizlik meselesinde, işlerin ayrıntılarını sizden benden iyi biliyorlar.

Meseleye yanlış yerden bakıyorsunuz bunları suçlarken; onlar suçlu falan değiller görevlerini yapıyorlar, misyonlarını sürdürüyorlar, yani misyonerler gibi…

Kendilerini dine değil Batı’ya, kapitalizme, emperyalizme adamışlar sadece, hepsi bu…

Ey onları suçlayan Türk halkı, yanılıyorsunuz; nerede yanıldığınızı söyleyeyim; onları kendiniz gibi bu ülkenin yurttaşları, vatandaşları sanıyorsunuz. Onlar ne akıl, ne mantık ve ne de ruh hali olarak sizin gibi bakmıyorlar, sizin gibi düşünmüyorlar, sizin gibi hissetmiyorlar, sizden çok farklılar, iş bu kadar basit…

-İki kutuplu dünyada sosyalist olan ya da Sovyetlere yakın duran kimi eski aydınların birçoğu 1990’dan sonra yavaş yavaş Batı’dan esen rüzgârları arkalarına almaya başladılar.“Libero kapitalist” kimliğe, bir bukalemun gibi dönüştüler. Neoliberallerse liberalizmi kapitalizmle özdeşleştiren, Batı kapitalizminin arkasında duran “saldırgan emperyalizmi” görmemezlikten gelen bir tür haline dönüştüler.

Profesör, bilgiç gazeteci, çok bilir romancı ya da işadamı görüntüsü içinde medyatik üne ve Batı desteğine bu kimlik değiştirme ile ulaşmışlardır. Vahşi kapitalizmin yorganının altına hiç çekinmeden dalıp, kendilerini sundular.

-Türkiye’de Batı’nın yönettiği yerli oligarşinin içine yerleşerek “Batı ile çatışma noktalarında” Türkiye’yi ödün için hazırlarlar. Bu çok önemli bir görevdir. Kıbrıs’ta Batı ile çatıştırmadan, işi tereyağından kıl çeker gibi hallettiler. Fener patrikhanesinde ilerleme sağlanması için altyapıyı hazırladılar.

ABD politikasına ters düşen “Türk Ortadokslarının” sesini fiili darbeler ve tecritlerle kıstılar. Kala kala bir “Ermeni meselesi” kaldı. Obama yönetimi ile birlikte talepler art arda gelecek. Şimdi Türk kamuoyunda, “Batı talepleri ve dayatmaları ile çatışmayı engellemek için” imzalar toplanıyor, görevliler görevlerini yerine getiriyorlar.

Amortisör görevi…

Önümüzdeki yıllarda ABD ve AB’nin Türkiye üzerindeki talepleri karar aşamasından uygulama aşamasına sokulacak. Türk kamuoyundan ve TSK gibi kurumlardan “sert tepki gelme olasılıklarını” ortadan kaldırmak gerek.

-Kimi akademisyenler, gazeteciler, sanatçılar hatta politikacılar önce özürle işe başlayacaklar. Kamuoyu “buna da alışacak…” Düşünceleri böyle.

-Türkiye’de halk, kurumlar ikiye ayrıştırılacak; evet diyenler ve hayır diyenler televizyonlarda, gazetelerde tartışmaya başlayacaklar. Batı’nın yeni talepleri böylece toplumda “meşrulaştırılacak”, olağan gelişmeler gibi algılanacak.

Batı Lozan’ı ortadan kaldırmak istiyor. Kimilerimizin hain, akılsız diye adlandırdığı bu insanlar Batı ile birlikte, Lozan’ın tasfiyesini benimsemiş kişilerdir.

ABD ve İngiltere Irak’ta durup dururken yalanlar uydurarak, haksız yere 1,6 milyon insanı katledip insanlık suçu işlerken bu “imzacı aydınlar” kıllarını bile kıpırdatmadılar. Bir imza kampanyası açmadılar, açamazlardı. Çünkü ABD ve AB bundan hoşlanmazdı.

İmzacılar Türkiye’ye ve bölgeye ABD ve AB’nin gözü ile onların penceresinden bakıyorlar. Dolayısıyla hain, cahil demek yanlış, onlardan biri olmuşlar. Kısacası “Batı’ya aitler”…

İlle de bir isim vermek gerekirse “karşı taraftakiler için” kullanacağınız bir tanımlama en uygunu olur. Bunlar, gerçek “ötekiler”.

Büyük darbenin öncüleri…

Üç-beş yıl sonra AB ülkeleri ve ABD’nin en yetkili üst kurumları soykırım tasarılarını benimseyip onaylayacaklar. Para talepleri ve toprak ödünleri dayatılacak. Bunların Türkiye’de büyük tepkilere ve Batı karşıtı hareketlere neden olması en korktukları şey.

-İlk etapta öncü olabilecekleri “enterne ettiler”, kapattılar.

-Şimdi kamuoyunun, yeni Batı taleplerine hazırlanması gerekiyor.

İçimizdeki, “bize ait olmayan kimilerinin” ortaya çıkıp, yarın Batı’dan gelecek taleplerin öncülüğünü yapmaları gerekiyor. Aynen, “Yes be annem”, “Hepimiz Ermeniyiz” kampanyalarında olduğu gibi psikolojik savaşın yürütülmesi zorunlu.

Ama lütfen bu imzacılara hain, cahil gibi yakıştırmalarda bulunmayın, onları küçümsemiş olursunuz. Onlar zaten karşı tarafın bir parçası, onlara ait; kullanacaksanız daha yerli yerine oturacak okkalı sözcükler bulun.

Sorunun temelinde Batı emperyalizminin siyasal İslamla kurduğu ortaklık var. Aydın adı altındaki işbirlikçiler, bu ortaklığın “halkla ilişkiler” ayağını yürütüyorlar; görevleri bu…

Bunlara, “Batı taleplerini karşılama komitesi” demek en doğrusu…

E. Manisali

Yaklaşık bir hafta önce güncellendi - Yorum Ekle - 1 Yorum - Notu Şikayet Et


Mustafa Nihat Özgür 11 Ocak, 01:42'da
Özün sözü:" Batı emperyalizmi siyasal İslamla ortaklık kurmuştur. Aydın adı altındaki işbirlikçiler (Batı taleplerini karşılama komitesi), bu ortaklığın 'halkla ilişkiler' ayağını yürütüyorlar; görevleri bu..."

Eline, kalemine sağlık Erol Manisalı hocam. Teşekkürler!

4 Ocak 2009 Pazar

YORUMSUZ

"ETNİK KÖKEN DEĞİL MİLLET OLMAK ŞEREFTİR"


"NATO, statüsüne göre dışa karşı savaşmak üzere kurulmuştur. Ancak bakıldığında altmış yıldır hiç savaşmadı. NATO'nun ikinci bir işlevi daha vardır. NATO gerçekte üye ülkeleri denetlemek amacıyla kurulmuştur. Amerika, NATO ve Gladyo aracılığıyla Norveç'ten Almanya'ya, Türkiye'ye kadar üye ülkeleri yönetiyor. Hala böyle. Bu denetleme işi hem devletin hem de toplumun denetlenmesidir. Solun bastırılması da bu işlevin parçasıdır. 1960'larda Cevdet Sunay'lar, Komünizmle Mücadele Dernekleri ve çeteci gençlik örgütleri kurdular. Alparslan Türkeş, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ni Milliyetçi Hareket Partisi'ne dönüştürmüş, ülkücü örgütler silahlandırılmış, sola saldırtırmış 1974 sonrasında uyuşturucu üzerinden denetim altına alınması da bu kavganın içinde sürülmüştür. İstenmeyen bu milletin birleşmesidir. Birleşmesinin, bağımsız olunmasın isteniyor. Savcılık bugün sorduğu sorularla Gladyo adına bu işi yürüttüğünü göstermiştir. 'Ulusalcılar neden birleşiyorsunuz?' denmektedir. İddia makamının korkusu 'Ya millet birleşirse' 'Ya sağ ve soldaki vatanseverler birleşirse'dir. Savcılar Gladyo'nun savcıları olduklarını bütün çıplaklığı ile ortaya koymuşlardır. Atatürk bu milleti birleştirmedi mi? Genelkurmay Başkanları demiyor mu 'Cumhuriyetin en ağır tehdidini yaşıyoruz.' Biz ne demişiz 'ey millet birleşin' demişiz. BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan sayıyor, bir yerden ezberletmişler. 'Kürt, Laz, Abaza, Boşnak, Çerkes'… Vurgu etnik ayrımcılığa, millet yok. Aleviler bağnaz Alevi, Sünniler bağnaz Sünni olun diyorlar. Sunni bağnaz Sunni olsun, Alevi bağnaz Alevi olsun isteniyor. Muhalefet Partisi Başkanı 'etnik kimlik şereftir' diyor. O ilişkiler Orta Çağ'a aittir. Etnik kimlik şeref olur mu, Millet olmak şereftir. Solcu sağcı 1980 öncesinde olduğu gibi birbirlerini vursun kırsın istiyorlar. Birileri de bunu kabul etmiyor birleştirmeye çalışıyor. Savcıların soruları savcıları ele vermiştir. ABD güdümlü Gladyo'nun aleti olduklarını bu sorularla kanıtlamışlardır. Bu ülke seçimlerle bölünüyor. Güneydoğu'da yerel yönetimler üzerinden PKK özerk bölgesi oluştu. Türkiye fiilen bölündü. Batı'da Cumhuriyet yıkıcısı, Haçlı irtica birçok yerel yönetimlere hakim oldu."

1 Ocak 2009 Perşembe

İMZA KAMPANYASININ PERDE GERİSİ

IMZA KAMPANYASININ PERDE GERISI





Bu işin içinde bir koca var

oray.egin@aksam.com.tr


Dış basının Türkiye'deki temsilcilerinden Amberin Zaman bir süre önce Ahmet Hakan'la girdiği polemikte kendisiyle ilgili şu açıklamayı yapmıştı: "Eşimin Amerikalı diplomat olması, Erivan'da görevli olması ne onları ilgilendiriyor ne de başkalarını. Sayın Hakan'ın özel hayatındaki kişiler, kendi yazılarını ne kadar etkiliyorsa eşim de beni ancak o kadar etkiliyordur -eğer böyle bir şey varsa."

Açıkçası Ahmet Hakan'ın özel hayatının bir önemi yok ama Zaman'ın kocasının "sıradan" biri olmadığı ortada.

Bu yüzden de fazlasıyla "ilgi çekici" bir haber.

Birkaç ay öncesine gidelim...

"Ermenilerden özür diliyorum" kampanyasının olacağı, Türk aydınların Erivan'a gidip bazı ziyaretlerde bulunacakları gibi iddialar "fısıltı gazetesi" tarafından medyaya yayılmıştı. Ortada kimi aydınların isimleri geçiyordu ancak herkes başka bir şey söylüyordu.

Fakat istikrarlı bir şekilde adından hep söz ettiren ve bu kampanyayla iliştirilen kişi Amberin Zaman'dı. Kaynaklarımdan biri bana bu projenin mimarlarından birinin o olduğunu bile fısıldamıştı. Hatta Erivan'a gidecek kafileye başkanlık yapacağını bile söylemişti. Ne oldu, planlar nedir, bilmiyorum.

Zaten birkaç gündür tartışılan "Ermenilerden özür diliyorum" kampanyasının kanaat önderleri ise kamuoyuna Ahmet İnsel, Cengiz Aktar ve Ali Bayramoğlu olarak yansıdı.

Ancak Amberin Zaman da konuya kayıtsız değil. Taraf'taki köşesinde kampanyayı "gönülden desteklediğini" yazdı.

Onca destekleyen arasında neden Amberin Zaman üzerinde duruyorum peki?

Çünkü kocası Amerikalı bir diplomat. Dahası Erivan'a yerleştirilmiş bir diplomat. Amberin Zaman da sık sık Erivan'a gidip geliyor.

Kampanyaya verdiği destek bu aile yapısına bakıldığında bir tesadüften daha fazla olabilirmiş gibi geliyor bana.

Hem hatırlayalım: Barack Obama'nın Başkanlığı'nı Türkiye'den destekleyenler ağırlıklı olarak kimlerdi? Yandaş basın, liberaller, İkinci Cumhuriyetçiler...

Coşkuyla, adeta Amerikan seçmeni gibi yayınlar yaptılar. Amerika'daki liberal ve demokrat basından aşağı kalır yanları yoktu...

Peki Obama'ya karşı çıkılmasının en büyük sebeplerinden biri neydi Türkiye'de?

Yardımcısı Joe Biden'ın da etkisiyle "Ermeni Soykırımı"nı Amerika'nın onun başkanlığı döneminde resmen tanıyacağından endişe ediliyordu. Obama'nın Ermeni lobisine sadece seçim yatırımı için göz kırpmadığı, geçmiş dönemlerin aksine bunu Kongre'ye taşıyacağı epey geçerli bir argümandı.

Şimdi bir de şu özür dileyenlere bakalım...

Obama'ya destek verenlerle aynı isimler, aynı çevrenin insanları değil mi? Yine o bildiğimiz İkinci Cumhuriyetçiler, liberaller... Bu isimlerin görüşleri de aşağı yukarı belli. Türk siyasetine, AKP'ye, İslam'a, Ortadoğu'ya bakışları belli. Ergenekon konusunda aldıkları tavırlar da...

Ve bütün bu fikirlerin ortak özelliği hiçbirinin "orijinal" olmaması. Amerika'daki neo-con'ların çeşitli makaleleri, konferanslarda dillendirdikleri görüşleri adeta tercüme edilerek aktarılıyor onlar tarafından. Washington'daki düşünce kuruluşlarında, journal'larda neler varsa bizimkilere adeta servis edilmiş ve ortak bir beyinden çıkan görüşleri okuyoruz. Hepsi Amerikan kaynaklı yazılanların ve eninde sonunda Amerika'nın çıkarlarını savunuyor...

Şimdi bağlantılar birleşince de şaşırmamak mümkün değil...

İşte Amberin Zaman ve eşi bu yüzden önemlidir...



Bir de bu aile fotoğrafına bakalım...

Asla aklımın almadığı şu: Yasemin Çongar neden rahatını bozup yaşadığı Washington'dan Türkiye'ye döndü ve Taraf gibi bir gazeteyi çıkarmak için kendini ortaya attı. Hali vakti, rahatı yerindeydi, oturmuş bir kurumda çalışıyordu... Neden bu maceraya atıldı?

Bir türlü bu sorunun cevabını alamıyoruz...

Peki çıkardığı gazete neler yaptı? Türk Ordusu'nu yıpratacak haberlere imza atmak için fırsat kolladı. Yalan belgeler yayınladı, sızdırılan dosyaları kontrol etmeden sayfalarına taşıdı.

En son da Aktütün fiyaskosundan sonra daha da yüksek sesle tartışılmaya başlandı...

O fabrikasyon görüntüleri Taraf'a servis eden üzerine fikir yürütüldü...

"Türkiye'nin o görüntüleri çekecek insansız hava aracı yok" dendi, "İnsansız hava aracı Amerika ve İsrail'de var."

Amerikan gizli servislerinden Taraf'a servis yapıldığı üzerinde duruldu...

Bu tartışmaları aklımızın bir köşesinde tutalım.

Yasemin Çongar'ın eşi nerede çalışmıştı?

CIA'de?

Bu da mı tesadüf?

Bu gazetecilerin eşlerinin böyle tartışmaları konulara teğet geçen noktalarda bulunmaları tesadüf olabilir mi?



Neden özür diliyorlar?

Tek bir cümleyle açıklayayım: Çünkü bu sayede aydın olacaklarını düşünüyorlar da ondan. Serdar Turgut'un AKŞAM gazetesinde geçtiğimiz ay yazdığı "Rokoko entelektüeller" temalı yazılarına bakın mutlaka. Bu aydınların düşünce sistematiğini daha ortada bir kampanya yokken çok güzel açıklamış.
Fwd: gladyo, ergenokon, işin aslı
24 Aralık 2008 Çarşamba, 13:45


D İ K K A T L E R E



AŞAĞIDA YAZILI YORUM OKUNMAYA DEĞER.

NASIL BİR SARMALIN İÇİNE GİRMİŞ - YUVARLANIYORUZ.

TABİİ DOĞRU VE BİLİNEN HADİSELER, YAŞAYANLARCA TEYİD

EDİLMELİDİR.



H. Vural VURAL
( E ) Dzalt. Kur. Kd. Alb.



"Bir Devletin istinat ettiği esaslar "İSTİKLALİ TAM" ve Bila kayt ve Şart
"HAKİMİYETİ MİLLİYE" den ibarettir.
İSTİKLALİ TAM denildiği zaman , bittabi SİYASİ – MALİ – İKTİSADİ – ADLİ
ASKERİ – HARSİ VE İLAHİRİ" her hususta "İSTİKLALİ TAM ve SERBESTİİ TAM" demektir.
Bu saydıklarımın her hangi birinde İstiklalden Mahrumiyet, MİLLET ve MEMLEKETİN,

manayı hakikisiyle "BÜTÜN İSTİKLALİNDEN MAHRUMİYETİ" demektir.



GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK





Sent: Sunday, November 30, 2008 2:46 AM

Subject: [AKIL CAGI] gladyo, ergenokon, işin aslı





> 5 Genelkurmay Başkanı niçin Ergenekonla >suçlanıyor?
>
> Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısı ile başladı.
> ABD, Bağdat'a yürümedi, Irak'ın kuzeyinde bir Kürt isyanı >kışkırttı.
> Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine geçmesini >önleyerek > buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı.
>
> ABD'nin planı şuydu: Önce Kuzey Irak'ta bir , Kukla >Kürt Devleti kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı >tümüyle işgal etmek.
>
> Kukla Devleti Türkiye'nin güneydoğusu, Suriye'nin doğusu ve İran'ın
> batısından koparacağı parçalarla birleştirerek
> Büyük Kürdistan'ı, yani İkinci İsrail'i kurmak.
>
> Yani : Büyük Ortadoğu Projesi (Tayyip ve Gül'ün
> eşbaşkanları olduğu proje; Buş'un deyimiyle "Haçlı Seferi")
>
> Türkiye'deki bütün hükümetler, İncirlik'e yerleşen >Çekiç Güç'ün görev süresini uzatarak ABD'nin Kuzey >Irak'taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı >oldular. ("ABD Ordusu ile mükemmel işbirliği !!!)
>
>
> İşte Türk Ordusu bu süreçte Kuzey Irak'taki oluşum >üzerinden Türkiye'nin bölünmesi tehlikesini ve >tehdidini algılayınca, ABD ile cephe cepheye geldiğini >anladı.
>
>
> İLK OLAY: N.TORUMTAY'IN İSTİFASI
>
>
>
> Özal'ın kuzeyden Irak'a girme emrini uygulamamak için >Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay istifa etti. Böylece, >Türk Ordusu, Amerikancı planlarda rol almayacağının >ve direneceğinin ilk işaretini vermiş oldu.
>
> O andan itibaren Türk Ordusuna karşı Ergenekon tertibi
> planlanmaya başlandı.
>
> Amerikan planlarına engel olan komutanlar, Ergenekon
> çeteciliği ile suçlanacaktı.
>
> ÖZEL HARP DAİRESİ SORGULANIYOR
>
> Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi ABD güdümünde
> idi, ama Sovyetler yıkıldığı için oradan gelen tehlike ortadan kalkmıştı.
>
> Şimdi ise tehdit, Kuzey Irak'taki ABD varlığından geliyordu.
>
> Dolayısıyla, ABD güdümünde olan Özel Harp Dairesi, ABD'den gelen bir
> tehdide karşı durmak için kullanılamazdı .
>
> Geçmişteki Kontrgerilla eleştirileri de Ordu'da
> rahatsızlık yaratmıştı.
>
> Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, Özel Harp >Dairesi'ni yeniden örgütleme ve adını Özel Kuvvetler >Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirme çözümünü >uyguladı. Yıl 1991.
>
> ÖKK'nın bölücü terörü hedef alması ve Kuzey
> Irak'taki Kukla Devlete
> karşı tavır alması, ABD denetiminden kurtulma
> sürecinin başlangıcıydı.
>
> Tugay düzeyindeki birlik, tümen düzeyine çıkarıldı.
>
> ÖKK, Kuzey Irak'ta ABD ile karşı karşıya geldi ve ABD >tehdidine karşı uyanışın öncüsü oldu.
>
> Ankara'da ÖKK için yeni bir yerleşim yerinde yönetim >ve eğitim tesisi yapımına başlandı. ABD bundan son >derece rahatsız oldu, ajanları vasıtasıyla Askeri >Savcılığa ÖKK tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı
> iddiasıyla dava açtırdı ve ÖKK'nın yapılandırılması nı >uzun süre felce uğrattı.
>
> ORG. EŞREF BİTLİS'İN ŞEHİT EDİLMESİ
>
> ABD'nin Kuzey Irak'taki Kukla Devleti pekiştirme
> planlarını bozan bir planı uygulamakta olan Org. >Bitlis, Amerikan Çekiç Güç Helikopterlerinin PKK'ye >silah ve malzeme attığını saptadı ve raporlarında >bunu >belirtti.
>
> Orgeneral Eşref Bitlis işte, Jandarma Genel Komutanı
> olarak, Amerika'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü
> ve güvenliğini hedef aldığını gördüğü; bu tehlikeyi >önlemek için tedbirler aldığı ve ülke savunmasına >yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika tarafından
> hedefe konuldu.
>
> Org. Bitlis, helikopterle Kuzey Irak'a giderken, bu
> seyahat Amerika'ya haber verilmiş olduğu halde, iki >Amerikan jeti yakın uçuş yaparak saldıkları yoğun >egzost gazı ile helikoperi oksijensiz bırakıp
> motorunu durdurarak düşürme denemesi yapmışlarsa >da, usta pilotumuz ani dalış manevrası ile bu suikasti >boşa çıkarmıştı. Bu suikasttan hemen sonra >Amerikalılara saldırdıkları >helikopterde orgeneralimiz
> olduğu tekrar bildirilmesine rağmen iki Amerikan jeti
> saldırıyı tekrarlamışlar fakat usta pilotumuz olaya >tekrar hakim olabilmişti.
>
> İkinci teşebbüs başarılı oldu. CIA tarihinin en
> önemli suikasti 17 Şubat 1993 günü gerçekleşti. >Uçağına yapılan sabotaj sonucunda Org. Bitlis >şehit edildi.
>
> ÇELİK HAREKATI
>
> Ağustos 1994'de Genelkurmay Başkanı olan Org.
> İsmail Hakkı Karadayı döneminde Eşref Bitlis Planı >uygulandı, Kuzey Irak'a Çelik Harekatı yapıldı. 35 bin >Mehmetçik Mart 1995'de Kuzey Irak'a girdi.
>
> Kuzey Irak'a giren ordumuz, ABD'nin egemenlik
> alanına girmiş oldu.
> Çünkü o bölge ABD ordusunun işgali altındaydı.
>
> ABD'nin Foreign Affairs, Foreign Reports, >Mediterranean Quarterly ve Joint Forces Quarterly gibi >yarı resmi organları.
> "Türk komutanları hizadan çıktı", "Türk Ordusu ABD->Türkiye ilişkilerini bozuyor" gibi görüşlere yer vermeye >başladılar.
>
> GAZİ OLAYLARI
>
> Çelik Harekatı öncesinde CIA'nın Moskova İstasyon Şefi, CNN
> televizyonundan, "Türkiye'nin karışacağını", daha doğrusu >Amerika'nın Türkiye'yi karıştıracağını tüm dünyaya şöyle ilan >etti:
>
> "Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak
> ülkesi Türkiye'dir.. .Şu anda Türkiye, gizli servislerin >gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir."
>
> Gazi Mahallesi tertibinden birkaç gün önce de, ABD
> Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbruk (Holbrooke), Türkiye'nin >Kuzey Irak sınırında yaptığı yığınağa dur demek için tertip
> yapacaklarını şöyle ilan etti:
>
> "Kuzey Irak sınırına asker yığıyorsunuz.
> Önümüzdeki günlerde terör olaylarının artma >ihtimali var. Oraya yapacağınız bir harekatta
> dikkatli olmanızı tavsiye ederim"
>
> CIA Şefinin ve Holbruk'un haber verdiği gibi,12 Mart
> 1995 gecesi İstanbul'da Gazi Mahallesi tertibi düzenlendi.
>
> Ancak Türk Ordusu bu tehdidi önemsemedi ve Çelik
> Harekatı yapıldı.
>
> KONTRGERİLLA (GLADYO) POLİS İÇİNE > KAYDIRILIYOR
>
> NATO tarafından NATO üyesi ülkelerde o ülkeleri
> komünizmden korumak için kurulan Kontrgerilla (diğer adları Gladyo ve SüperNATO) örgütleri, İtalyan >Savcının tesbit ettiği gibi, esasında CIA tarafından >yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki >hükümetlerin ABD kontrolünden çıkmalarını >önlemekti.


> Türkiye'de Özel Harp Dairesi işte bu kontrgerilla ile >irtibatlı idi ama artık Sovyetler yıkıldığı
> için komünizm tehdidi kalmamış, aksine tehdit Kuzey
> Irak'taki ABD varlığından gelmeye başlamıştı. >Dolayısıyla, ABD güdümünde olan Özel Harp Dairesi, >ABD'den gelen bir tehdide karşı durmak için
> kullanılamazdı . Bu açmazdan kurtulmak için 1991
> yılında Özel Harp Dairesi'nin, Özel Kuvvetler >Komutanlığı (ÖKK)'ye dönüştürülmesi aslında
> bir millileştirmeydi. ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve
> kuruluş, hedefini komünizme karşı mücadele yerine >Kuzey Irak'tan yöneltilen tehdide karşı mücadele >olarak belirliyordu.
>
> Bunun üzerine, ABD, "Kontrgerilla yapılanmasında
> Türk ordusunun yerine polisi koyabilir miyiz" >denemesine girişti ve Türkiye'deki operasyon
> merkezini polisin içine kaydırdı. 1973'den beri
> İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen "İslamcı Cunta", >artık "Fethullahçı Gladyo" olarak Kontrgerilla >içinde >ordudan boşalan yeri alıyordu. Fethullahçı
> Gladyonun ilk büyük tertibi, işte bu 1995 Gazi >Olaylarıdır.
>
> 1996 - EYLÜL HAREKATI
>
>
> ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç, Irak'ın kuzeyinde >7,500 "CIA peşmergesi"nden oluşan bir askeri güç
> örgütlemişti.
>
> Eylül 1996'da, Eşref Bitlis Planı gereğince, Barzani, >Türk Genelkurmayının yönlendirmesi ile Saddam >yönetimi ile işbirliği yaparak CIA peşmergelerini >dağıttı. 200'e yakın ölü veren CIA peşmergeleri, ABD >tarafından Guam Adası'na taşındı. ABD kaynakları, >bu harekatı "ABD'nin Vietnam'dan sonraki en büyük >yenilgisi" olarak değerlendirdiler.
>
> Bu harekattan 20 gün önce, bir Tuğgeneral (Veli
> Küçük), iki Albayın önünde, Aydınlık Dergisi'ne bir >demeç vererek, Eşref Bitlis'in uçağının ABD'ye bağlı >"Çiller Özel Örgütü"ndeki Gladyo görevlilerinin
> düşürdüğünü açıkladı.
>
> Aydınlık, 25 Ağustos 1996 günkü sayısında bu haberi
> yayımladı.
>
> Türk Ordusu, Çelik Harekatı'nı Başbakan Çiller'e >haber vermeden gerçekleştirmiş ti. Çünkü ABD >vatandaşı Çiller'in ABD'ye örgütsel bağlılığı İşçi Partisi >tarafından açıklanmıştı ve TSK tarafından
> biliniyordu.
>
> 28 ŞUBAT
>
> 28 Şubat harekatının en önemli başarısı, Fethullah
> Hoca'ya indirdiği darbe oldu. Fethullah Hoca kaçıp >ABD'ye yerleşti.
>
> Mayıs 1977 YAŞ toplantısında 160 subayın irtica
> bağlantısı nedeniyle ordudan atılması başbakan >Erbakan'a dayatıldı.
>
> Bu uygulama, ordu içindeki Gladyo'yu, yani ABD
> görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu. Çünkü >artık Kontrgerilla, Fethullahçı Gladyo idi.
>
> 28 Şubat kadrosu içinde ABD'nin Truva Atı olan
> Çevik Bir de, 1998 sonrasında tasfiye edildi.
>
> Bu sayede Haçlı İrtica, 2002 yılı sonuna kadar
> iktidara el koyamadı.
>
> KONTRGERİLLA, GENELKURMAY >KARARGAHINDAN ÇIKARILDI
>
> 1994-1998 arasında Genelkurmay Başkanı olan Org.
> Karadayı, ABD ve NATO yuvalanmasını, yani >Kontrgerillayı Genelkurmay Karargahından çıkardı.
>
> Özel Kuvvetler'in milli amaçlar için kullanılmasına >yönelik önlemleri geliştirdi.
>
> Özel Harp subaylarımızın Çin'in Uygur bölgesinde
> ve Çeçenistan'da kullanılmasına engel oldu.
>
> ABD ORDUSU TÜRKİYE'Yİ İŞGAL TATBİKATI >YAPIYOR:
>
> MILLENIUM CHALLENGE 2002
>
>
> 1998 yılında Genelkurmay Başkanı olan >Org. Kıvrıkoğlu, ABD'nin bölge ülkeleri için tehdit >oluşturduğunu açık bir dille belirtti.
> Kıvrıkoğlu, Vaşington ziyaretini iptal etti ve NATO
> döneminde ABD'yi ziyaret etmeyen ilk Genelkurmay >Başkanı olarak tarihe geçti.
>
> Kıvrıkoğlu, "28 Şubat'ı BİN YILLIK MÜCADELE >AZMİYLE sürdürmeye kararlıyız" dedi. Yani ABD >tehdidine karşı bin yıl da sürse direnilecekti.
>
> Mesajı alan ABD, aynı kelimeleri kullanarak cevap >verdi:
>
> BİN YILIN MEYDAN OKUMASI: MILLENIUM >CHALLENGE 2002
>
> Ve bu isim altında 24 Temmuz 2002'de Nevada
> Çölü'nde Türkiye'yi işgal tatbikatı yaptı. Bu, ABD >tarihinin en büyük askeri tatbikatı idi.
>
> ABD'nin en önemli yarı resmi ajansı ASSOCIATED
> PRESS, tatbikatın Türkiye'yi işgal senaryosu üzerine >kurulu olduğunu yazdı.
>
> Deprem (bir karışıklık kastediliyor) sonrası ordu
> yönetime el koyuyordu. Bunun üzerine ABD Deniz >Kuvvetleri ülkenin güneyindeki adayı (Kıbrıs) >kuşatıyor ve 96 saat içinde hedef ülkeyi >işgal ediyordu.
>
> Türk ordusunun saldırıya karşı hazırlanma müddeti
> olan 96 saat
> seçilerek, hedef ülkenin Türkiye olduğu adeta gözlere
> batırılıyordu.
>
> ABDULLAH GÜL, AMERİKA İLE GİZLİ HİZMET >SÖZLEŞMESİ YAPIYOR
>
> Dışışleri Bakanlığı Koltuğunu işgal eden ( HALEN >ÇANKAYAYI.HV.V ) A. Gül, 2 Nisan 2003 günü
> ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9
> maddelik bir gizli anlaşma yaptığını itiraf etti, haber >Vatan Gazetesi'nde yayımlandı. Bu haberde Gül, >anlaşma içeriğini açıklayamayacağı nı, gizli olduğunu
> söyledi.
>
> 13 Temmuz 2003 günü, Doğu Perinçek, bu gizli
> anlaşmanın maddelerini açıkladı.
>
> Birinci madde: "Türk askeri ve Özel Kuvvetler 4 ay
> içinde aşamalı olarak Kuzey Irak'tan çekilecek" >şeklindeydi.
>
> ÇUVAL OLAYI
>
> A. Gül'ün yaptığı bu gizli anlaşmadan 3 ay
> sonra, ABD ordusu, Türk askerinin başına çuval >geçirdi. ( HALA BAŞIMIZDA - ÇIKMADI.H.V.V )
>
> Çuval geçirme eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması
> için bir ihtardı.
>
> Tayyip'in "Müzik notası" vecizesi,
> anlaşmanın uygulanması gerektiğine
> ilişkin orduya yönelik bir açıklamaydı.
>
> "Biz anlaşma yaptık, Kuzey Irak'tan çık
> artık" diyordu Tayyip Türk Ordusuna.
>
> ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in, Çuval Olayından
> sonra, Başbakanlık
> koltuğunu işgal eden Tayyip'e gönderdiği mektupta
> şöyle deniyordu:
>
> "TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak'ta sizin
> bilginiz haricinde eylemler yapmaktadır"
>
> Rumsfeld, çuvalı Tayyip'in değil, Türk Ordusunun
> başına geçirdiklerini
> böyle veciz bir şekilde anlatmış oluyordu.
>
> Milli devlet ve Kemalizm karşıtı pervasız
> açıklamalar yapan, "Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik >kavramlarının artık geçersiz olduğu"
> açıklamaları yaparak Orduyu zehirleyen Org. Hilmi
> Özkök, böylece, tarihe "başına çuval geçirilen >komutan" olarak kaydedildi. Ve böylece,
> Ergenekoncu olarak suçlanmaktan kurtuldu.
>
> ERGENEKON TERTİBİ AÇIĞA ÇIKIYOR
>
> Başına çuval geçirilmesine ve Kuzey Irak'tan
> çıkarılmasına rağmen akıllanmayarak sınır ötesi >harekatta ısrar eden Türk Ordusu'na karşı,
> Org. Torumtay zamanından beri hazırlana gelmekte >olan tertip artık açığa çıkarılmalıydı. ABD'ye direnen 5
> Genelkurmay Başkanı ve milli kuvvetler "Ergenekon >çetesi" olarak suçlanacaktı.
>
> Suçlama belgeleri esasında çoktan hazırdı, ama Org.
> Özkök "Ergenekoncu" olmadığından, onun görev
> süresince tertip uykuya yatırılmıştı.
>
> Hatırlayalım:
>
> (Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" imzasıyla, Yeni
> Şafak gazetesinde yayımlanan 30 Nisan 2001 ve 1 >Mayıs 2001 tarihli yazılarında "
> 'Yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan
> Ergenekon, çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı >bulunmayan, 'devleti yapılandırma'
> amaçlı bir örgüt" demektedir. Koru yazısında, 24
> sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın sonunda >yazanın adının bulunduğunu da belirtmekteydi. )
>
> Tertibin uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org.
> Büyükanıt'a karşı Şemdinli tertibi idi. O tertipte Org. >Büyükanıt çete kurmakla suçlanmış ancak tertip >bozguna uğramıştı.
>
> Şimdi daha büyük ve kapsamlı bir tertip
> yapılmalıydı. İşte o tertip,
> günümüzde devam eden Ergenekon / Agarta Davasıdır.
>
> ABD'nin hazırladığı sivil darbe ile iktidara gelen
> AKP, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD'ye >sorunsuz olarak eşbaşkanlık yapabilmek için, başta >ABD'ye direnen Türk Ordusu olmak üzere milli
> kuvvetleri safdışı etmeliydi. Plana göre, bu dava
> sürecinde komutanlar yıldırılacak ve 1991 öncesinde >olduğu gibi ABD ile uyumlu olarak görev
> yapmaları sağlanacaktı.
>
> Yani, AB kriteri olarak dayatıldığı gibi, ordu
> "sivil otoriteye" tabi olacak, kendisine Atatürk >tarafında verilmiş olan "ulusal bütünlüğü ve
> laik cumhuriyeti koruma" görevini unutacaktı.
>
> ++++++++++++ +++++++++ +++++++++ +++++++++ +++++++++
>
> Not:
>
> "AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi"
> itirazı yapacak olanlara
> bir açıklama:
>
> 1
>
> CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation' un yayın
> organlarında ve ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları >raporlarda mealen şöyle deniyordu:
>
> "ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle
> Türkiye'yi kontrol edemez,
> Fazilet Partisi'nin başına yenilikçi kanadın
> geçmesi, Tayyip
> Erdoğan'ın Başbakan, Abdullah Gül'ün de
> Dışişleri Bakanı olması
> halinde ABD Türkiye'yi kontrol altında tutmaya >devam edebilir." ( ŞİMDİ İSE, ÇANKAYA VE >BAŞBAKANLIKLA BİRLİKTE - YÖNETİM İŞGAL >ALTINDADIR. H.V.V )
>
> 2
>
> Bu raporları okuyan İşçi Partisi ve Aydınlık Dergisi,
> halkımıza bu
> planı haber verdi.
>
> (Muhakkak ki diğer partiler de bu yayınları
> okumuşlardı, ama onların
> halkımızı bilinçlendirmek gibi bir sorunları yoktu)
>
> 3
>
> Aydınlık Dergisi 20 Ekim 1996 tarihli sayısında
> kapaktan haberi verdi:
>
> "Merak edilen gizli mesajı açıklıyoruz:
>
> Abramowitz, Tayyip'i Erbakan'ın yerine
> hazırlıyor"
>
> Yani, AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002
> seçimlerinden 6 yıl önce,
> Aydınlık Dergisi ve İşçi Partisi, Amerika'nın bu
> seçimi yaptığını
> halkımıza duyurdu.
>
> 4
>
> Cumhuriyet Gazetesi 16 Şubat 1997
>
> Leyla Tavşanoğlu'nun İşçi Partisi Genel Başkanı
> Doğu Perinçek ile söyleşisi:
>
> Perinçek:
>
> "ABD, Tayyip Erdoğan'ı Başbakan, Abdullah
> Gül'ü de Dışişleri Bakanı
> yapacak. CIA'nın yan kuruluşlarından Rand
> Corporation' un yayın
> organında da bu yazıldı."
>
> Yani, AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002
> seçimlerinden 5 yıl 8 ay
> önce, Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi kanalıyla da, bu
> gerçeği halkımıza
> duyurdu
>
> 5
>
> Görülüyor ki, ABD seçmiş, hazırlamış, önümüze
> koymuş, seçtirmiş.
>
> Şimdi kim "Bunları ben seçtim" diyebilir?
>
> Menderes'in "Odunu aday göstersem milletvekili
> seçtiririm" sözlerini
> ABD iyice not etmiş olmalı ki, istediğini elhak
> seçtiriyor.
>
> ++++++++++ +++++++++ +++++++++ +++++++++ +++++++++ ++

FETULLAHÇI GENÇLERE ÇAĞRIMDIR

Fettulahçı Gençlere Çağrımdır / Nihat GENÇ

Benim isyanım tepenizdeki on onbeş ağbinizin sizi Amerika"ya köpek yapması ve ideolojik köleler haline getirmesinedir.
Bilgisayarımın başına oturuyor ve son birkaç gündür Fethullah Hocacı diye bilinen internet sitelerinde aleyhimde yazılıp çizilenlere cevap veriyorum. Fethullahcı diye bilinen nurcu kardeşlerim, sizler benim özbeöz kardeşlerimsiniz, toprağımın çocuklarısınız ve yüzlercenizi tanıyorum, pırıl pırıl tertemiz çocuklarsınız.

Benim isyanım tepenizdeki on onbeş ağbinizin sizi Amerika"ya köpek yapması ve ideolojik köleler haline getirmesinedir. Siz de bunları içinizde tartışıyor bu utançtan çıkamıyor ve hayıflanıp duruyorsunuz, ancak, benim gibi bağımsız yazarlar sizlerin zorla sürüklendiği bu kapanları dobra dobra konuşur. Bağımsız yazar demek kimseye eyvallahı olmayan Allah"tan başka kimseden emir almayan yazar demektir.

İşte Irak'ta bir milyon müslüman kardeşimiz öldürüldü ve seyirci kaldınız, gazetelerinizin yayın politikası ortada, Amerika Irak"a girdiği günden beri susturulmuş yazarlarla dolu gazeteleriniz Amerikancılığından zırnık taviz vermedi. Bu utanç hepinizi felakete götürecek. Bush"un adamı olmak ya da hıristiyan evanjelistlerle aynı siyasi çizgide olmanın faturasını er geç içinde yaşadığınız ideoloji pahalıya ödeyecektir. Ancak sizler bugünden bu ihanet çizgisini içinizde yüksek sesle tartışırsanız bir nebze taşıdığınız müslümanlık sıfatını şeytani kirlilikten kurtarmış olursunuz. Bizim de derdimiz size bu muhasebeyi yaptırmaktır. Sizi bu derin muhasebeye zorlamaktır. Ama gazetelerinizi ve internet sayfalarınızı yöneten ağbileriniz böyle yapmıyor, tam tersine, Fethullah Hoca"ya kim karşı geliyorsa onu faşistlikle delilikle özgürlük düşmanıyla suçluyor.

Bana istediğiniz suçlamaları yapabilirsiniz, ben bu suçlamaların üretildiği kafaları ve yerleri iyi biliyorum. Sizin bu düşüncelerinizi üretenlerin tıynıyetlerinden,şereflerinden, insanlıklarından çok çok haberdarım.

Mesela sizler Orhan Pamuklarla aynı safta ve Ermeni vakıflarıyla canciğer ilişkileri kendi ağzıyla belgelenmiş Elif Şafaklar'a sesinizi çıkartamazsınız, çünkü, ağbilerinizden biriyle evlendi ve hepiniz artık susmak zorundasınız, bugüne kadar tek satır çıkmadığı gibi gazete ve dergilerinizde en küçük bir imaya dahi izin verilmedi. Çünkü dergileriniz ve gazeteleriniz kontrol altında. Kontrol altındasınız kardeşlerim. Artık bu büyük kontrol sadece sizleri değil bizi de kontrol etmeye başladı. Bakın bir takım siyasi cinayetleri çözeceğiz diye yola çıkan polis şefleri bizlerin onların öbürlerinin herkesin telefonunu rahatlıkla savcılık izniyle dinliyor, herkes dinleniyor, dinleniyoruz kardeşlerim. Ağbileriniz bizi dinliyor. Sadece bizleri mi askerleri de dinliyor, işte geçtiğimiz yıl ortaya çıkan andıç hadisesi Fethullah istihbaratının derinliklerini gösteriyor. Elinizden ne geliyorsa yapın, şikayetim bu değil, benim lafım, hem devletten maaş alıyorsunuz hem de devleti aşağılıyor devletle dalganızı geçiyor devlete karşı söylenmedik laf bırakmıyorsunuz..

Bakın ben devletten maaş almıyorum, devletten ödül almıyorum devlet makamlarında değilim, ama sizler devletin en istihbarati yerlerindesiniz, TRT"desiniz iktidardasınız ve hala devlete küfrediyorsunuz. Bu ikiyüzlülüğün adı kalleşliktir, insan ekmek yediği yere bu kadar nankör davranır mı? SKY Televizyonu yüzlerce televizyondan sadece bir tanesidir ve sizin elinizde TRT 1, TRT 2, işte hergün nurcu ağbileriniz burada akşamın altısından gecenin onikisine kadar dini kültürel felsefi proğramlar yapıyor. Pekala bu ağbilerin proğramları sizlerin öfkesini kudurmuşluğunu giderecek sizleri rahatlatacak yayınlar yapabilmeli. Ama sanırım çok beceriksiz adamlar, sizleri yıllar boyu ekranlardan uyutuyorlar, Türkiye"yi konuşmuyorlar acılarımızı konuşmuyorlar dünyanın dertlerini konuşmuyorlar ve ama hergün bedavadan ordalar, üstelik maaş da alıyorlar,üstelik ne soranları var ve ne de onları eleştirenler. Eğer benim konuşmalarımı TRT yayınlamış olsaydı siz de devlete TRT"ye kızabilirdiniz, ama TRT artık sizin. Bir fikriniz varsa bir düşünceniz varsa bu resmi kanallarda sabahlara kadar yayınlayın ve rahat edin.. Yüzlerce Televizyon içinden bir tanesi niçin sizi rahatsız etsin, bırakın burada da bizim kendimizce konuşalım. Ama ağbileriniz iki tür hayat yaşıyor, birinci hayatları gayet düzgün takım elbiseli ve size ekrandan gazeteden gösterdikleri yüzleri, ikinci yüzleri ise saklı, kirli, karanlık.. İşte o karanlık yüzü hepimizi tedirgin ediyor ülkeyi endişeye sürüklüyor.

Mesela ben Nihat Genç, İslam felsefesini inciği cinciğine kadar okumaya çalıştım, Türkiye"de yayınlanmış binlerce cilt İslam külliyatı didik didik edilmiş olarak şu anda kütüphanemdedir, ayrıca ayıptır söylemesi ilk gençlik yıllarımda dizimi kırıp oturdum ve aylarca süren bir mücadeleden sonra Saidi Nursi külliyatını da hatim ettim.

Çünkü ben sadece müslüman değil müslümanların bilimini düşüncesini tarihini derinden merak ettim. Gazete ve ekranlardaki ağbileriniz bir kez olsun merak edip benimle ropörtaj yapmadı, bir kez olsun benim kitaplarımdan bahsetmedi ve benim kitaplarımı bir tek mısra olsun tanıtmadı, kimi meşhur ettiler Elif Şafak gibileri.. Bundan şikayetçi değilim, ama sansürünüzü ambargonuzu işinize gelmeyenlere uyguladığınız ölümüne yoksaymaları şimdi yeni yetişen nurcu kardeşler de iyi bilsin. Böylelikle sizler vatanseverliği liberal Avrupacı yazarların ağzından öğrendiniz, sizin beyninizi yıkayanlar vatanseverlik kavramını size, ülkeyi Avrupa"ya peşkeş çekenlerin ağızlarından öğretti. Şu anda "ülke sevgisi" "vatan, devlet, asker, ulusalcılık, milliyetçilik"gibi bütün bu kavramlarda beyniniz darmadağınık ve bu saatten sonra size birçok şeyi anlatmak hayli imkansız.

Bakın gazeteniz yazarları ve Fethullahcı diye bilinen yazarlarla oluşturulan mahfiller kurumlar bugüne kadar mesela Kıbrıs meselesinde Yunan tarafını, Ermeni sorunundan Ermeni tezlerini, Kuzey Irak sorununda Barzani tezlerini hoşgörüyle tartışıp bu üç temel sorunda da Avrupalılar"ın Ermeniler"in ve Barzani"nin ve Yunanlılar"ın tezlerini destekledi. Yetmedi, Irak"ta bir milyon müslüman öldürülürken sizler yine Amerika tarafında dinler arası ittifaklar medeniyetler çatışmaları laflarıyla eğlenip duruyordunuz.. Polis teşkilatı elinizde, TRT elinizde, milyarlık onlarca holding elinizde ve onlarca derginiz gazeteniz elinizde ve sizler hala doymamış olmalısınız ki SKY Türk"te tek tabanca konuşup bağıran Nihat Genç"e hiçbir müslümanın kaldıramayacağını küfürler savuruyorsunuz. Önce müslümanlığı öğrenmelisiniz. Önce hak adalet duygusunu yani Allah"ın adı olan Hakk"ı öğrenmelisiniz. Kimseden beş kuruş para almadan kimsenin adamı olmadan kimseye ağbi demeden ve hepinizin yedi sülalenizin ambargo ve sansürlerine rağmen yazarlığıyla bugün milyonlara seslenen Nihat Genç"e katil, deli, faşist demeden önce, bu çocuk neler yazdı neler söylüyor diyebilmelisiniz. Yedi sekiz kitabım birer birer otuz baskıyı çoktan geçti, yani içinizde bu topraklarda kitapları hikayeleri en çok okunan yazarım. Torpille kayırmayla aylarca çok satan listelerinde baş köşelerde tuttuğunuz boya hamurundan yazarlarınız bu rakamları geçemez. İşte onlarca televizyonunuz var neden içlerinden tek bir tanesi benim kadar dinlenmiyor, izlenmiyor.. Ben insanları ekran başına beyinlerini yıkayarak mı jandarma zoruyla mı getiriyorum, benim dinlemezseniz sizi ülkeden atarım kovarım diye faşist diktatöryal tedbirlere mi başvuruyorum. Ama sizleri yetiştirenler sizlere kendi eserlerini dayatıyorlar kendi proğramlarını onyıllarca sizlere zorla izletiyorlar, okumaz ya da izlemezseniz, size burs vermezler, size evlerinden atarlar, sizi işe almazlar ve size de şimdi bana yaptıkları gibi ya yok sayarlar ya küfrederler.

Kardeşlerim, yalan söylemek müslümana hiç yakışmaz, işte internet sitelerini yöneten ağbileriniz, benim için AKP seçmenlerine hödük dedi beyinsiz dedi diye manşet attılar.. Konuşmam ortada tekrarını tekrar yayınlarız yine izleyin. Ben böyle bir cümle etmedim. Etmediğim halde bu yalana iftiraya niçin tenezzül ediyorsunuz. Beni gözden düşürmek için mi? Beni sizin gazeteleriniz sizin dergileriniz yazar yapmadı, ben, bu halka hikayeler anlata anlata yazar oldum, boşuna çırpınmayın. Ben konuşmamda, açıp bir daha dinleyin, eğitimsiz okulsuz kitapsız müzesiz kütüphanesiz insanların yoksullukları yüzünden estetik zevkleri siyasi seçicilikleri gelişmez ve beyinsiz bırakırlar, böylelikle bir partiye çabucak kanabilirler, dedim. Mesela diyelim Batman"da yüzlerce yazar sanatçı olabilseydi Batman"dan bu kadar kolay oy alamazsınız, dedim.. İşte bunları dedim.. Peki neden yalan söylediniz. Fethullah hocanız sizi bu yalanları yönetmeniz için mi oralara yerleştirdi. Türkiye halkından vergiler alınıyor ve bu vergiler TRT"ye yatırılıyor siz bu TRT"lerde başköşelerde yıllar boyu konuşuyorsunuz ve ayrıca cemaatiniz Anadolu halkından zekat alıyor ve bu zekatlar büyük holdinglerinizi gazetelerinizi sıcacık ideolojik evlerinizi geçindiriyor.. Hem devletin paralarıyla hem ideolojinin topladığı zekat paralarıyla geçiniyorsunuz. Bu sizi utandırmıyor mu?

Bir genç insan olarak kendinize şu soruyu niçin sormuyorsunuz, Allah bana bir çift göz sağlam iki kol vermiş ben kimseye muhtaç olmadan kendi karnımı kendim doyururum, demiyorsunuz. (Fatiha Suresini TÜRKÇE ve kavrayıncaya kadar okuyunuz) Bir başkasından para alırsanız onların dükkanlarına gazetelerine tayinle torpille ideolojik dostlukla gelip yerleşirseniz şüphesiz onların adamı, borazanı olursunuz, onlar kime havlarsa hepiniz ona havlarsınız, onlar kime karşıysa hepiniz ona karşı olursunuz. Benim bildiğim insan evladı kimseye muhtaç olmamalı. Birine muhtaç olursa onun kölesi cariyesi köpeği tebaası kulu olur. Bu da insanlığa hiç yakışmaz. O halde hepimize düşen görev müslüman çocukları bu zavallı sadaka dilenci durumuna düşürmeden kendi ayaklarıyla onurlarıyla tertemiz alınlarıyla ülkeye ve kendilerine hizmet etmelerini sağlamaktır. Hepimizin görevi de budur. Bu toprağın çocukları kimsenin adamı olmasın, kimseden emir almasın, kimsenin bekçisi koruması olmasın.

Müslümanlığın çağımızda düştüğü kepazelik işte bu insanlık facialarıdır.

Müslümanlar bağımsız insanlar yetiştirebilmeli.

Müslümanlar onurlarına düşkün olmalı.

Müslümanlar sadece kendi cemaatleri için değil tüm ülke için tüm insanlık için çalışabilmeli. İçinizde yüzlerce tertemiz müslüman çocuğun bu satırlarda dile getirdiğim acıları çektiğini çok iyi biliyorum, bu yüzden sözüm herkese değil, ancak, benim gibi bağımsız konuşan insanlar çoğalırsa belki içinizde bu insanlık acılarını çeken kardeşlerimiz çoğalmış olur. Bir de beni çok uzaklarda biri sanmayın, davet edin geleyim, televizyonlarınıza toplantı salonlarınıza her yere geleyim ve sizinle yüzyüze konuşayım.. Hatta birçok okulunuza gittim konferanslar verdim, ancak, benim rahatsızlığım bana ödül vermeye kalkmanızdır, ben ödül istemem, ben sizinle hepinizle her yerde her şekilde (Amerika'yı bağımsızlığımızı, müslümanlığımızı, dünyamızı) döne döne saatlerce konuşmak isterim. Ama konuşturmuyorlar, niçin konuşturmuyorlar, benim etim ne butum ne, işte telefonlarımı polis şefleriniz dinliyor, herşeyimi biliyorlar, benden niçin korkuyorsunuz ve kitlenizden niçin beni uzak tutuyorsunuz anlamıyorum. Anladığım, benim söyleyeceklerim, özel odalarda beyinleri yıkanarak yetiştirilen gencecik tertemiz çocukları elinizden alacak, sizlerden kopartacak. Ya da bu Amerikancılığınızın ifşası kemiklerinize kadar sizi titretiyor, korkutuyor..

Allah aşkına bu nasıl müslümanlık, Avrupa"dan yanasınız, Amerika"dan yanasınız, Irak"ta milyonlarca müslüman öldürülüyor seyircisiniz,milyarlarca dolarlık holdinglerde keyif içindesiniz..

Baksanıza Aydın Doğan dahi size dokunamıyor, çünkü sizin gazetelerin dağıtım payından yüzde alıyor ve bu yüzdelerle Aydın Doğan bütün medyasının maaşını veriyor, evet, bir hesaplayın, Aydın Doğan medyasının maaş gelirleri Fethullahcı dergi ve gazetelerin dağıtım payından çıkıyor, hadi kaba bir hesap yapalım dörtyüzbin gazetenin ya da ikiyüzbin gazetenin dağıtım payı ne kadardır, ki bu pay bayilere ödenen nakit paradır..

Neyse lafı uzatmayalım. Fethullah hoca Allah"tan peygamberden büyük değildir, Fethullah"ın çizdiği siyasi yol Allah"ın yolu değil Amerikan"ın yoludur, pekala Fethullah hoca da yanılabilir, tarihte Deli İbrahimler gibi bir çok İslam halifesinin yanıldığı gibi Fethullah hoca da yanılır. Hepimiz yanılırız. Bu yüzden hepimiz tartışabilmeliyiz..Halkın zekat paralarıyla ideoloji evleri kuruyor göya müslümanlık yapıyorsunuz ve bu ideolojik evlerde çocukların beyinlerini hristiyanlara Amerikalılar"a ittifaklara hazırlıyorsunuz..

Anadolu halkı size verdiği zekat paralarının Elif Şafaklar"a maaş Nihat Gençler"e küfür hakaret olduğunu ne zaman öğrenecek.
***************************************************************************************************************************
Gönderenin Notu:Nihat Genç'in söylediklerine ek olarak bu gençlere çok iyi anlayabilecekleri birşeye dikkat çekmek istiyorum. Dindar insanlar, yani Allah'a koşulsuz teslim olmuş insanlar, bunun işaretini taşırlar ve yüzlerinde "nur" olur.. Çevrenizdeki malum tipleri, Fettullah'ı, hatta kendinizi izleyin, aynaya bakın."Nur" görebiliyor musunuz?
Biz insanlar "Allah'ın, üzerine nefesinı üflediği yaratılmışlar"ız. Şeytan bunu çekememektedir..Karşıdan bakan bizlerin gördüğü şudur. Allah da şahidimizdir.. Sizler Şeytanın tam kucağındasınız.

Türkiye, Dünyanın en zengin ülkesiyken, tüm değerleri yağmalanmış olduğu için, yoksul bırakılan halk, ("tüketim çılgını yetiştirmekle görevli" 69 çeşit kanal TV nin etkisindeki) çocuklarını, birilerine (abiler ve ablalara) emanet etmek zorunda kaldılar. Ben de biliyorum ki, sırf bu yüzden birçok ana-baba (ya da yalnız "ana" veya yalnız "baba") üzgün/sıkkın/bıkkın ya da suçluluk hislerini taşıyorlar.. İşin en acı tarafı, bu operasyonda kullanılan para/kaynak %100 bizimdir. Dostça/kardeşçe değerlerimizi paylaşmak varken, düşman şeytanca emelleri için, bu servetimizi şeytanca savurmaktadır..
Buna tenezül etmeden yaşamlarını sürdürenlerimizin Allah katında da değerleri eminim farklı olacaktır. Ben vergi ödüyorum, benim payıma düşenle dağıtılan kömürü, makarnayı, maaşı vs.yi asla helal etmiyorum. oysa malım değil canım feda ..halkıma da Vatanıma da..
Son Olarak:Kuran'ı (yettiği kadar) kendi ana dilinizde okuyun.. Başkasının açıklamasına ihtiyacınız yok.. İsteyeceklerinizi yalnız ve yalnız Allah'tan isteyiniz ve O'nun SANA VERDİKLERİNİN KIYMETİNİ BİLİN VE SAHİP ÇIKIN.. ÇÜNKÜ YETERİNCE ZENGİNİZ..
DAHA FAZLA ÇALIŞMAYA DEĞİL, BELKİ DE DAHA FAZLA SAHİP ÇIKMAMIZA İHTİYAÇ VAR..

EMPERYALİZME EMPERYALİZM DENİR! (2)

Emperyalizme Emperyalizm Denir !(2)

Bülent Esinoğlu

Bir olgu elbette kendisi ile tanımlanamaz.

1980 yılından bu yana, düşüncemizde, yazımızda, söyleşilerimizde emperyalizmin kibarlaştırılmışı olan küreselleşmeyi kullandık.

Açıktan Batının Türkiye’deki çıkarlarını savunanlar küreselleşme olarak anlattılar.

Uluslar arası hızlı ilişkiyi küreselleşme olarak Türk Halkına propaganda ettiler.

Dikkat ediyor musunuz bilmem, küreselleşme sözcüğü sanki tedavülden kalktı. O anlı şanlı aydınlarımız küreselleşme sözcüğünden artık kaçıyorlar.

Neden?

Takke düştü kel göründü de ondan. Amerikanın ve Avrupa’nın taleplerinin iç ve dış tehdit olduğu ortaya çıktı.

Burada emperyalizme emperyalizm diyenlerin çabalarını da yabana atmamalıyız.

Ben hiçbir zaman, Mehmet Ali Erbil’den emperyalizm sözcüğünü telaffuz etmesini beklemedim.

Fethullah Gülen’den, A.gül’den, Haşim Kılıç’tan da bu sözcüğü söylemesini bekleyemezsiniz.

Baykal’dan, Karayalçın’dan Sezer’den beklemelisiniz.

Kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanlardan bu sözcüğü söylemesini bekledim, beklerim.

Sahte solun emperyalizmi küreselleşme diye halka yutturmaya çalıştığını da biliyoruz.

Hani tartışılır ya, aydın kime denir diye, bence emperyalizm sözcüğünü korkmadan, sıkılmadan söyleyene denir.

Mustafa Kemal’den sonra gelen parti başkanlarını n hiç emperyalizm sözcüğünü kullananına rastladınız mı? Ben hatırlamıyorum.

Mesela, Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut yılmaz veya diğerleri emperyalizm sözcüğünü hiç söylediler mi?

Bir tek D.Perincek emperyalizm dedi. O da hayatının önemli bir kısmını ceza evlerinde geçirdi.

Belki biz onlara emperyalizm sözcüğünü söyletemedik, ama onlar halka Kürt Açılımı, Ermeni Açılımı gibi sözcükleri ezberlettirdiler.

Vatan kaygusu olan herkes bu sözcükle eninde sonunda yüzleşecektir.

2008-12-25, bulentesinoglu@gmail.com

ANKARA GİTTİ

ANKARA GİTTİ ORHAN SELEN

Ankara’ya ilk kez 1960 yılında geldim.
Dayım havacı astsubaydı.
Gazi mahallesinde tepe üstünde bir evin üçüncü katında oturuyordu.
15 gün kaldım.
Bu süre içinde Ankara’nın görülecek yerlerini yürüyerek gezdim.
Ankara’ya ikinci gelişim 1964 yılıydı.
Geliş o geliş.
45 yılı Varlık Mahallesi, Ulus, Aydınlıkevler, Etlik, Güneşevler, Batıkent semtlerinde yaşayarak geçirdim.
Yıllar önce yürüyerek gezdiğim yolları otobüs veya dolmuşla zor geçiyorum.
Ben yaşlandım ama Ankara da çirkinleşti.
Yürürken yapılar üzerime yıkılacakmış gibi oluyor.
Kaba demir yığınlarından oluşan çirkin üst geçitler hapishane kulelerine giden yollara benziyorlar.
Kaldırımların çoğunda dalgın veya vitrinlere bakarak yürüyen her an sakat kalabilir.
Gözleri görenlerin zorlukla yürüdüğü yerlerde görmeyenlerin durumlarını düşünmek yerel yönetimin aklından geçmiyor.
Çevrede plansızca yapılan alt-üst geçitler merkezde yoğun yığılmalar oluşturuyor.
Ankara insanların dışlandığı araçlar kentine dönüştü.
Bir zamanların gümüş derelerinin yanına kokudan yaklaşılmıyor.
ODTÜ arazisindeki göle göz dikenler, derelere atık boşaltanlara yıllardır söz geçiremiyor.
Hiçbir akarsu kaynağından kirlenmiş olarak çıkmaz.
Ankara’nın akarsularının nerelerde ve kimler tarafından kirletildiği biliniyor ama Kaymakamlar duyarsız, belediye başkanları ilgisiz, Ankara Valisi ise Mobesa ihalesinin bitmemesi için çalışmalarını sürdürüyor.
İskitler Sanayi bölgesindeki esnafın sıkıntılarını yerinde inceleme zahmetine katlanmıyor.
Ankara’nın orta yerindeki çirkin yıkıntılar ve çöplük Gökçek tarafından özenle korunuyor.
Güneş battıktan sonra İskitlerde dolaşılamıyor.
İskitlerdeki esnafı buradan kaçırmak ve mülklerine öldü fiyatına el koymak için sotada bekleyen leş kargalarına meydan bırakılmış.
Devlet üretken zanaatkarlarını korumuyor.
Yanan Modern çarşının esnaf ve çalışanlarının durumları unutuldu.
Yanan çarşı yıkıldı.
Ulus’un merkezindeki yer otopark olarak Keçiören Spor Kulübünün hizmetine sunuldu.
Erken cumhuriyet dönemine özgün mimari ile kenti süsleyen yapılar “işgal edilmiş” bir kente uygulanan acımasızlık ve duyarsızlıkla yıkılıp yok edildiler.
Köşelerinde Melih Gökçek’i Ankara’yı çirkinleştirdiği için suçlayanlar eski belediye başkanlarını da unutmamalılar.
Gökçek yıllardır planlı biçimde yürütülen çirkinleştirmelerin son fırça darbelerini vurdu.
O Ankara’yı çirkinleştirdikçe, halkla dalga geçtikçe, esnafı canından bezdirdikçe, insanların ekmeklerini elinden aldıkça, belediyeyi borç batağına soktukça halk oy verdi.
Kentin insanın yaşam alanı olduğunu kavramış bir yerel yönetici 15 yılda Ankara’yı dünyanın en güzel başkentlerinden biri yapardı.
Güzel Ankara çirkinleşti.
Güzel Ankara gözlerimizin önünde kayıp gitti.
Hani yıllar öncesinin dilerden düşmeyen bir şarkısı vardı.
“Ankara Ankara Güzel Ankara
Seni Görmek ister her bahtı kara”
Dünyanın en güzel kenti İstanbul’u bırakıp geldim Ankara’ya.
Düzgün bir kent olduğu için.
Yollarında insanlar birbirinin üzerine üzerine yürümediği için.
Temiz ve sakin olduğu için.
Ben Ankara’ya geldim ama Ankara bir yerlere savuştu gitti.
Gece yattığımda 1964 yılında geldiğim kenti hayal etmeye çalışıyorum.
Gençliğime benzetiyorum onu.
50 yıl önce ölen bir Ankaralı yeniden diriliverse oturduğu semti de, yaşadığı evi de , gittiği çarşıyı da bulamaz.
Ankara’ya uygulanan zulüm , yıkım ve planlı çirkinleştirme cumhuriyete karşı düşmanlığın dışa vurumudur.
Son fırça darbeleri de Gökçek’ten geldi