6 Kasım 2008 Perşembe

'Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır.

Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar. '




Giordano Bruno (Italyan filozof, gökbilimci,. 1548-1600)

SİZ KİM MİLLÎ İRADE KİM?

Doğu Perinçek’in Aydınlık Dergisindeki Başyazısı (2 Kasım 2008)

Siz kim milli irade kim?

Şu sözü Meclis kürsüsünden CHP Genel Başkanı'nın veya bir milletvekilinin Tayyip Erdoğan'ın yüzüne söylemesi yerinde olurdu:
"Siz kim milli irade kim?"
Ne var ki, bu tür büyük gerçeklikler, tarihte hep sistemin dışından söylenmiştir.

BOP EŞBAŞKANISINIZ!
Bugün her yerde, her fırsatta Abdullah Gül - Tayyip Erdoğan ikilisine hatırlatılacak gerçek şudur:

Siz, Türk milletinin değil, ABD'nin iradesini temsil ediyorsunuz, BOP Eşbaşkanısınız!
Siz, ABD'nin Sözleşmeli Personelisiniz, Washington yönetimine "2 sayfa 9 maddelik" hizmet sözleşmesiyle bağlısınız!
Sizi iktidar koltuklarına oturtan, ABD Gladyosu'dur; Abramowitzler'dir; Grossmanlar'dır; Bushlar'dır!
Siz milletin değil, şeyhlerin, cemaatlerin iradesine bağlanmışsınız, İskenderpaşa Dergâhı mensubusunuz!
İşte AKP'li saltanat düşkünlerinin çalımına son verecek doğrular bunlardır!

İRADE FESADI
Toplumsal gerçeklikte olsun, hukukta olsun, iradenin geçerli olmasının koşulu, bağımsız ve özgür olmasıdır.
Nikâh memuru evlenen çifte sorar:
"Hiçbir baskı ve etki altında kalmadan falancayı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
Ekonomik hayatta ve siyasette de böyledir. İradenin yasal ve geçerli olması için, kişinin veya topluluğun, özgür ve bağımsız kararı gerekir. Bu koşul yoksa irade fesadından söz edilir.

SÜPÜRÜLEN İRADE!
Tayyip Erdoğan'ın en yakın çevresinden Cüneyt Zapsu ABD yetkililerine diyor ki:
"Bu adamı kullanın, deliğe süpürmeyin."
Deliğe süpürülen milli irade olmaz!
Şu an Türkiye'nin en büyük gerçeği budur. Ülkemizi Washington yöneticilerinin deliğe süpürebileceği bir cemaat yönetmektedir. O cemaat, kaderini ABD'nin süpürgesine bağlamıştır. ABD süpürgesiyle gelenler, ABD süpürgesiyle gitmekten korkuyorlar.

ANAYASA MAHKEMESİNİ AŞAN YETKİ
Anayasa Mahkemesi'nin AKP hakkındaki kararı dahi, Türkiye'de milli irade olmadığını kanıtlıyor. Çünkü Türkiye'nin yazılı olmayan, gerçek anayasasına göre, iktidar partisini deliğe süpürme yetkisi, ABD'ye verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, AKP'nin Cumhuriyet yıkıcısı faaliyetin odağı haline geldiğini saptıyor, fakat kapatılmasına karar veremiyor. Mahkeme de biliyor ki, böyle bir karar, onun yetkisini aşar. O yetki, Atlantik'in ötesindedir.

YASALAR İTHAL EDİLİYOR
Meclis'e ipotek koyan, Anayasa Mahkemesi değildir; Türkiye'yi AB kapısında çarmıha gerenlerdir.
Hangi Meclis iradesi?
Bugün Meclis'in milletten kaynaklanan bağımsız ve özgür iradesi yoktur. Türkiye'nin yasaları Meclis'te yapılmıyor; ABD'den AB'den geliyor. "Reform süreci", "Uyum yasaları" vb dedikleri, Washington ve Brüksel'de yapılan sözde yasalara parmak kaldırmaktır. Meclisi bir cimnastik salonuna dönüştüren bu süreç, 12 Eylül'de başlamıştır.

12 EYLÜL'ÜN GAYRİ MEŞRU ÇOCUKLARI
ABD'nin 12 Eylül darbesi, milli iradeye tecavüzdü. Bu gladyo darbesi, aynı zamanda Türk Ordusu'na darbe idi; 2000 Atatürkçü subayı TSK'dan attı.
12 Eylül rejimi, Cumhuriyet Devrimi'nin ekonomik, toplumsal ve kültürel kurumlarını yıkan programı zulümle, şiddetle uygulamaya soktu.
Kenan Evren'i yüzde 92 oyla Cumhurbaşkanı yapan irade, Tayyip Erdoğan'ı da en son yüzde 47 ile BOP Eşbaşkanılığı'na atamıştır.
Tayyip Erdoğan'lar, Tansu Çiller'ler, Turgut Özal'lar 12 Eylül'ün gayrimeşru çocuklarıdır. Amerikancı askeri darbeyle gelen Neoliberal programı bunlar yürüttü.

GLADYO REJİMİ
Doğru, bu sistemin zehirli kökleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar uzanıyor. Ancak Cumhuriyet'in kurumları, 12 Eylül'e kadar az çok yaşıyordu. 12 Eylül, bir Gladyo rejimi getirmiştir ve o Gladyo doğası gereği Fethullahçı Gladyo olmuştur.
Artık demokrasi adına söylenen her şey, kuyruklu bir yalandır.
Türkiye'de bir rejim sorunu vardır; Cumhuriyet rejimi esas olarak yıkılmıştır. Varolan rejim, Atatürk önderliğinde devrimle kurduğumuz Cumhuriyet değil, bir Mafya-Gladyo-Tarikat rejimidir. Sandıklar, seçimler, ABD güdümlü Haçlı irticanın tahakkümü altında, halkın özgür iradesini fesada uğratan dalavere mekanizmalarına dönüştürülmüştür. İşte Cumhuriyet'e karşı asıl darbecilik budur. Türban, ABD tarafından yalnız kadınlarımızın ve kızlarımızın başına değil, siyasal rejimimizin başına geçirilmiştir.

GAZOZ KAPAĞINDAN MADALYA
Şu gazoz kapağından milli irade madalyasını Tayyip Erdoğan'ın göğsüne ne yazık ki MHP ve CHP taktılar. ABD servislerinin 1996'da başlayan bir operasyonla milletin tepesine oturttuğu cemaat mensuplarına, siz "ABD iradesiyle geldiniz" diyemediler. AKP liderlerinin "yüzde 47" diye tutturduğu laf cambazlığı karşısında eziklik duydular. ABD'nin kurguladığı sahte demokrasiyi sorgulayamadılar. Hele MHP, yasadışı Gladyo rejiminin koltuk değneği oldu. Zaten daha 1960'lardaki kuruluş amacı buydu.

AKP YÖNETİMİNİN YASADIŞILIĞI
Halkın ABD dayatmalarıyla ve Ortaçağ ağları içinde zavallılaştırıldığı ve köleleştirildiği bu milli irade fesadından tek bir çıkış vardır:
Bağımsızlıkla!
Özgürlükle!
Bağımsızlık varsa, milli irade vardır!
Laiklik varsa, özgür yurttaş ve milli irade vardır.
Milli devlet yaşıyorsa, milli irade vardır.
Bugün bağımsızlık da, laiklik de, milli devlet de can çekişiyor.
O zaman milli iradeyi boğan bu tahakkümden kurtulmak, bir ölüm kalım sorunudur.
Türkiye üzerindeki ABD ipoteğini kaldırmanın zamanı gelmiştir.
İnsancıklarımızı cemaat ve tarikat şeyhlerinin tahakkümünden kurtarmak şarttır ve biricik demokrasi çaresidir.
Anayasa Mahkemesi, AKP iktidarının Cumhuriyet yıkıcısı, yasadışı karakterini yargı kararıyla da saptamıştır.
Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan yönetimi, kaderini Türkiye'yi parçalayan ABD'nin BOP planıyla birleştirmiştir; Türkiye'yi parçalayan büyük tertibin içindedir.

ÇAĞRI VE GÖREV
Bütün milleti, ülke bütünlüğünü ve Cumhuriyeti savunan bütün siyasal partileri, BOP Eşbaşkanlığı'na karşı birleşmeye ve ABD güdümlü saltanat düşkünlerinin yüzüne şu büyük hakikati haykırmaya çağırıyorum:
Siz kim, milli irade kim!
Bundan sonra milli irade, BOP Eşbaşkanlığı'na son veren, Türkiye'yi bağımsızlaştıran ve halk yönetimini kuran iradedir!
Türkiye halkı, AKP'yi süpürme yetkisini ABD'nin elinden alacaktır.

http://www.ip.org.tr/

http://www.doguperincek.info/

http://www.ulusalkanal.com/

http://www.aydinlik.com.tr/

http://www.bilimutopya.com.tr/



İşçi Partisi Genel Merkezi

Telefon : (0.312) 231 81 11

Faks : (0.312) 229 29 94

e.posta : ip@ip.org.tr



ULUSAL KANAL D-SMART 131.kanalda…

5 Kasım 2008 Çarşamba

TAYYİP OĞLUNU ASKERE GÖNDER! Mesajına cevap veren Ensar Aydın adlı idrak yoksunu Tayyipgiller yalakasına karşı verilen cevap

Ensar Aydın isimli Tayyipgiller yalakasına cevap:

Gönderi 1303
ENSAR'ın gönderisini yanıtladın23 saat önce
Tüm bilimsel Tıp verilerine rağmen mucizevi bir şekilde Prostat kanserli mahdumumuzun nurtopu gibi çocuğu olmuştur. Allah bağışlasın; Analıbabalı büyütsün. Prostat kanseri teşhisli tayyipzademiz kanserli kanserli askere gitseydi de yavrusu öksüz mü kalsaydı??? El insaf!!! Tayyipzademiz kanserli prostatıyla yavrusunun istikbali için yeşil yeşil Amerikan dolarları kazanırken ne diye enayiler gibi beleşine vatanı savunmak için siperde beklesin. Öyle değilmi yahu!!!! Hem ne diye Türk vatanını savunacakmış; Amerikan vatandaşı oğlu olarak onun el'an vatanı Amerika; Türkiye'yi ne diye savunacakmış ki! Zaten Türkiye diye bir vatan onun için mevzubahis bile olamaz; zaten yakında Türkiye diye bir vatanı da yeryüzünde aramak boşuna olacak bu gidişle... Hamdolsun ki onun Amerikan vatandaşı pederi kendini Türk olmaktan imtina ediyor ve Amerika Yahudi Örgütü'nden tüm dünyada kendisi dahil sadece 10 kişinin aldığı "Üstün Hizmet Ödülü" gereği Türkiye'yi bölüp parçalayıp yoketmek ve Tevrat'taki Vaadedilmiş topraklarda Büyük İsrail'i kurmak için BOP eşbaşkanı olarak Irak'ta Haçlı Seferlerini başlatan Evangelist Haçlı Başkomutanı Buş'un memuru olarak canıgönülden çalışıyor. Bop Eşbaşkanı pederi gibi yeşil yeşil canımıniçi Amerikan dolarcıkları için böylesine canhıraş bir vaziyette gecesini gündüzüne katan bir asilzademize Türk vatanında askerlik yapmak yakışır mı? Çok ayıp oluyor ama!!!!...... Tayyipzademizi üzmeyin, tekerine çomak koymayın; Hamdolsun doğalgaz fiyatları kış geçince düşecek! BANA İNANIN!.... KUMRULAR GİBİ FAZLA DÜŞÜNMEYİN!...Üşütürsünüz yavrularım benim; battaniyenize sımsıkı sarılın yavrularım benim. HAMDOLSUN Kİ BAŞIMIZDA BOP EŞBAŞKANIMIZ VAR! Fazla ileriyi geriyi karıştırmayın. Size ne Tayyibimin mahdumunun gemiciklerinden. "Siz kimsiniz bi bi ülkenin başbakanının oğlu hakkında yorum yapıyorsunuz. Sanki sizler başbakan olsanız oğlunuzun elinden tutup çatışmanın içine mi çekeceksinizz.. Bırakın bu boşbeleş meseleleride işinize bakın.." VESSELAM!





-----------------------------&----------------------------------
-----------------------------&----------------------------------

Ensar Aydın adlı Tayyipgiller yalakasının yazısı (N.Ö.):

Gönderi 1
70 yanıt
Ensar Aydin yazdı22 Ekim 2008, 21:56'Da
SİZ KİMSİNİZ Bİ Bİ ÜLKENİN BAŞBAKANININ OĞLU HAKKINDA YORUM YAPIYORSUNUZ. SANKİ SİZLER BAŞBAKAN OLSANIZ OĞLUNUZUN ELİNDEN TUTUP ÇATIŞMANIN İÇİNE Mİ ÇEKECEKSİNİZZ.. BIRAKIN BU BOŞBELEŞ MESELLERİDE İŞİNİZE BAKIN..


-----------------------------&----------------------------------
-----------------------------&----------------------------------

TAYYIP OGLUNU ASKERE GONDER!
Diğer Uygulamalara Göz At
http://www.SigaraYasagiKalksin.com


Sekiz sene önce otomobil kullanırken; Şişli'de ünlü şarkıcı Sevim Tanürek'e çarparak ölümüne sebep olmuştur. Bu da gösteriyor ki o otomobil kullanmaktadır ve yüzde 60 iş göremez durumda sakat birisi değildir. (Özel durumu olan insanların kullanması gereken bir araç kullanmıyordur çünkü dış görünüşünden anlaşılacağı üzere bu sekilde bir fiziksel özrü yoktur)

Gerçi kötü niyetliler; bu olayın altında çapanoğlu aradılar; Ahmet'i suçsuz çıkartan Adli Tıp uzmanı; şimdilerde Türkiye Denizcilik İşletmeleri'nde genel müdür yardımcısı yapıldı ama ben bunu tamamen bir tesadüf kabul etmek istiyorum ve o kapıyı hiç açmıyorum.

Bugün Ahmet Burak Erdoğan, milyonlarca dolarlık iş kapasitesine sahip şirketleri yönetmektedir. Bir gemisine 4-5 milyon dolar civarında değer biçilmektedir.

Böyle başarılı yeni sınıf işadamımızı kimse onulmaz hastalar veya sakatlar sınıfına sokamaz, kimse de ona o gözle bakmaz; bakamaz.

Öyleyse; Ahmet Burak neden sakat raporu almıştır?

IŞIK HIZIYLA TAHLİYEMİ SAĞLAYAN YARGI MENSUPLARINA...

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: ULKE SEVEN
Tarih: 05 Kasım 2008 Çarşamba 16:35
Konu: TEŞEKKÜR
Kime:



Işık hızıyla tahliyemi sağlayan yargı mensuplarına. ..

Beni 3 avukat savunurken, çocuk için avukat tutmayan SHÇEK yetkililerine. ..

"İntihar etmeyi düşünüyorum" diyen çocuk için
"Psikolojisinde bozulma yok" diyen İstanbul Adli Tıp Kurumu'na ve Adalet Bakanı'na...

Çoluk - çocuk sahibi olduğu halde sessiz kalarak benden yana tavır koyan Sağlık Bakanı'na....

Kadının saçının teli görünecek diye ortalığı birbirine katarken
benim olayda kıllarını kıpırdatmayan din kardeşlerime. ..

Türban için İnsan Hakları Mahkemesi'ne giderken bu olayı görmezden gelen First Lady'ye...

"Din tüccarı yazar" olduğum için benden desteğini esirgemeyen F - Tipi medya organlarına.. .

Toplumsal sorumluluğu "Ermeni ve Kürt sorunuyla" sınırlı yazar ve aydınlara..

Beni almaya geldiğinde gururlu şekilde sırıtan eşime...

Teşekkürü borç bilirim.
Hüseyin Düzmez

4 Kasım 2008 Salı

VALİ ATEŞ PÜSKÜRDÜ: KALAŞNİKOF ALIRKEN YOKSUL DEĞİLSİNİZ!

Vali ateş püskürdü!

'Eylemci çocukların ailelerine ait Yeşil Kartları iptal edeceğiz' demişti...

Adana Valisi İlhan Atış, Yeşil Kartıyla tedavi olduğu sağlık ocağının, tedavi gördüğü hastanenin, bedava kitap, defter, önlük, ayakkabı alarak okuttukları okulların camlarını çocuklarına taşlatanlara izin vermeyeceklerini söyledi.

Adana Valisi İlhan Atış, çocuklarını eylemlerde kullanan ailelerle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

"Yeşil Kartı iptal edeceğimizi düşünüyoruz dememiz bile kıyamet kopardı." diyen Vali Atış, "Neden bu kıyametin koparıldığını araştırdık. Yarından itibaren Adana'daki tüm Yeşil Kart dosyalarını yeniden incelemeye alacağız. Acaba hakkı olmadığı halde Yeşil Kart alan mı var, Yeşil Kart'ını kiraya veren mi var, acaba Yeşil Kartı teröristler de mi kullanıyor?" diye konuştu.

Vali Atış, "Anadolu erkeği korkmaz, çocuğunu ve karısını polisin karşısına sürmez. Eğer bu işi mertçe yapmak istiyorlarsa yüzündeki çorabı çıkarır, polisin karşısına çıkar, gösterisini yapar." ifadelerini kullandı.

Vali Atış, "Ama mesele işsizlik, yoksulluk değil. Mesele başka. İki-üç eş alırken yoksul değilsiniz, Kaleşnikof alırken yoksul değilsiniz, düğünlerde tabanca atarken yoksul değilsiniz. 15 çocuk yaparken yoksul değilsiniz ama polise ve jandarmaya taş atmaya gelince yoksulluktan dolayı atıyoruz diyeceksiniz ve destek göreceksiniz, ayıptır." dedi.

Radyo ve Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği'nin (RATEM) Seyhan Oteli'nde düzenlenen, 'Yerel Radyo ve Televizyonların Pazarlama İletişimindeki Yeri' konulu panele katılan Vali Atış, Türkiye'de son günlerde bir oyun oynandığını, bu oyunda da çocuklar ve kadınların kullanıldığını kaydetti.

"İKİ-ÜÇ EŞ, KALEŞNİKOF ALIRKEN YOKSUL DEĞİLSİNİZ"

İşsiz olduğunu söyleyip, bundan dolayı polise ve jandarmayı çocuklarına taşlatanlara seslenen Atış, tarlalarda kendilerine iş vereceğini ifade ederek şunları söyledi: "Ama mesele işsizlik, yoksulluk değil. Mesele başka. İki-üç eş alırken yoksul değilsiniz, Kaleşnikof alırken yoksul değilsiniz, düğünlerde tabanca atarken yoksul değilsiniz. 15 çocuk yaparken yoksul değilsiniz ama polise ve jandarmaya taş atmaya gelince yoksulluktan dolayı atıyoruz diyeceksiniz ve destek göreceksiniz, ayıptır."

"NEDEN KIYAMETİ KOPARDILAR?"

Çocuklarına sahip çıkmayan aileler hakkında işlem yapacaklarını söylediklerinde, kimsenin ailelere 1 yıla kadar hapis, 100 YTL ceza verilebileceğine ve kömür yardımlarının kesileceğine, çocukların vesayetinin alınacağına aldırış etmediğini aktaran Vali Atış, herkesin Yeşil Kart'ın iptal edilebileceğine taktığını belirtti.

"Yeşil Kartı iptal edeceğimizi düşünüyoruz dememiz bile kıyamet kopardı." diyen Vali Atış, "Neden bu kıyametin koparıldığını araştırdık. Yarından itibaren Adana'daki tüm Yeşil Kart dosyalarını yeniden incelemeye alacağız. Acaba hakkı olmadığı halde Yeşil Kart alan mı var, Yeşil Kart'ını kiraya veren mi var, acaba Yeşil Kartı teröristler de mi kullanıyor? Bunun tespiti için 514 bin Yeşil Kart dosyası yeniden incelecek. Yeşil Kartlar karşılığında 2007 yılında ödediğimiz para 273 trilyon lira." diye konuştu.

Vali Atış, "Bu fakirlik meselesi değildir. Bir gazeteci beni Hüseyin Üzmez'le karşılaştırıyor. Adana'ya gelenleri biz davet etmedik, iş garantisi de vermedik. Vatandaşlarımız Türkiye'nin her yerine gidebilirler, iş bulurlarsa çalışırlar. Adana'da işsizlik problemi yoktur. İlimizde işsizlik kurumuna müracaatların sayısı 26 bin 900'dür. Adana'ya dışardan gelip tarlalarda çalışmak isteyenlerin sayısı 56 bindir." ifadesini kullandı.

"TÜRK'ÜM DİYENE İSE 'IRKÇILIK YAPMA, SUS' DENİYOR"

Yoksulluk görmek isteyenlerin Tufanbeyli'nin, Kastamonu'nun, Samsun'un, Afyon'un köylerine gitmesi gerektiğine dikkat çeken Vali Atış, sözlerini şöyle sürdürdü: "Oralarda çocuklar polislere neden taş atmıyor çünkü onlar kötü emeller için kullanılmıyor. Bütün bölgelerde insanlar Türkiye Cumhuriyeti'nin yanında ama vatana ihanet planları yapan yüzde 3-4 insan var. Öyle bir hale geldik ki insanlar birbiriyle konuşurken herhangi bir etnik gruptan bahsedenlerin sırtı sıvazlanıyor, gülünüyor. Türk'üm diyene ise 'ırkçılık yapma, sus' deniyor. Türkiye'de herkes kökeniyle övünebilir, ne mutlu ben ... diyebilir ama izin ver ben de 'Ne mutlu Türküm' diyeyim."

"ANADOLU ERKEĞİ ÇOCUĞUNU VE KARISINI POLİSİN KARŞISINA SÜRMEZ"

Türkiye'deki zenginlerin hepsinin geri kalmış denilen bölgelerden gelmiş insanlar olduğuna değinen Vali Atış, "Türkiye'de televizyon sahipleri, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanı o yörenin insanlarıdır. Nasıl ayrım yapıyoruz ki o bölgenin insanları hep iş başında. Biz ayrım yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız da." dedi.

Vali Atış, sözlerini şöyle tamamladı "Ben onlardan 'Çocuklarınıza sahip çıkın. Türkiye'de ayrılık yoktur. Ben o bölgeden geldim' desin diye bekledim ama demiyorlar, korkuyorlar. Anadolu erkeği korkmaz, çocuğunu ve karısını polisin karşısına sürmez. Eğer bu işi mertçe yapmak istiyorlarsa yüzündeki çorabı çıkarır, polisin karşısına çıkar, gösterisini yapar. Yasalsa biz koruruz, yasadışıysa da gereğini yapar adli makamlara göndeririz. Yoksulluk, işsizlik, geri kalmışlık hepsi palavra, amaç bu ülkeyi bölmektir. Adana Valiliği olarak buna izin vermeyeceğiz."

(Vatan Gazetesi)

--
"Ey dipdiri meyyit, İki el bir baş içindir,
Davransana.. .Eller de senin, baş da senindir!..
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin..?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin...
Mehmet Akif Ersoy

3 Kasım 2008 Pazartesi

BU OYUN, BİLMEDİĞİMİZ OYUN DEĞİL; ALDANMAYALIM

BU OYUN, BİLMEDİĞİMİZ OYUN DEĞİL; ALDANMAYALIM…

ŞEYTANIN İŞİ YOK…
Haddim olmasa da sizlere bir tavsiyede bulunmak isterim. Eğer ülkede ve dünyada neler olduğunu daha net görmek istiyorsanız, belli bir dönemdeki tüm olayları gözlerinizin önüne getirmeniz gerekir.
Örneğin, ülkemizde son yaşananlar hakkında kafa yormak istiyorsanız en az son 3 ayda ülkemizde yaşanan sizce önemli olayları büyükçe bir kâğıdın üzerine kutucuklar halinde ve tarih sırasıyla yazın. Sonra da karşınıza koyup, olaylar arasındaki bağlantıları yakalamaya çalışın. Kısa sürede, oynanan oyunu fark edeceksiniz; eminim.
Ben de alışkanlığım olduğu üzere bunu yaptım ve bir sonuç elde ettim:
Türkiyemiz için, bizim için, milletimiz için yeni bir iktidar gücü oluşturuluyor. Çarpışmaya sokulanlar ve sürüklenenler zayıflıyor, yıpranmamış bir başka işbirlikçi güç için iktidar taşları döşeniyor.
Daha önceden oluşturulan güçler kısmen tasfiye ediliyor, ancak tamamen elden çıkarılmayıp hurda deposuna çekiliyor; yeni ancak yine sahte/sanal bir umudun tohumları ekiliyor.
Bu arada, kurumlar, kişiler arasında biriken kin, nefret ve kuyruk acısının bir şekilde deşilmesine izin veriliyor. Bu durum, çıbanı zonklamaya başlayan bir insanın çıbanını deşerek bir süreliğine rahat ettirmekten başka bir şey değildir.
Dikkatlerinizden kaçmamıştır, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi çerçevesinde başlatılan “GİRDAP” Operasyonunu kısa bir süre sonra “ERGENEKON” Operasyonu izledi. Bu güne kadar gözaltına alınan insanlara baktığımızda çarpıcı çelişkilerin olduğu farkedilir haldedir. Bence yapılan, “İYİ”lerin arasına bir tutam PİSLİK, iki ölçü ŞİRRETLİK, üç tutam EDEPSİZLİK, biraz NAMUSSUZLUK, az biraz MADDİYAT, miktarı kâfi CİNSELLİK, bolca İFTİRA, kaldırabildiği kadarıyla KİRLETME katmak ve bunu birbirinden ayrılmayacak derecede karıştırmak, sonra da toplumun önüne koymak, ardından da “Hadi ayırın bakalım İYİ ile KÖTÜYÜ; HAKLI ile HAKSIZI” demekten başka bir şey değildir.
Daha başlangıçta Operasyona “ERGENEKON” adının verilmesi ve bu kodun ardına YANDAŞ MEDYA’nın “ÇETE”yi/”SUÇ ÖRGÜTÜ”nü oturtması da TESADÜF DEĞİLDİR. Evrensel Hukuk Normlarına göre bu ilanat ile yani “ERGENEKON ÇETESİ” yaftası altında gözaltına alınan, tutuklanan hatta -hüküm giyen değil, hüküm giydirilen- herkes BERAAT ettirilmek zorundadır. Çünkü suçlu, suçsuz herkes daha başlangıçta YARGILANMADAN suçlanmış, karalanmış, peşin hükümle kirletilmiştir. Bu durum bırakınız Evrensel Hukuk’u, kötürüm T.C. ANAYASASI dikkate alındığında dahi gerçekleşecektir.
Diğer taraftan, GİZLİLİĞİ ZORUNLU ve YASA EMRİ olmasına rağmen HAZIRLIK SORUŞTURMASI’nın temelini oluşturan DELİLLERİN, BİLGİLERİN, BELGELERİN işportaya düşmesi, “iki kazı güdemeyecek” yaratıklar tarafından EMREDİLDİĞİ ÜZERE kitaplaştırılması ise bu süreci ÇADIR TİYATROSU haline getirmeye yeter de artar bile…
Türk Ceza Kanunu’na göre barış ve savaş tanımı ile “casusluk” için farklı hükümler vardır. Kasıtlı ve planlı olarak FETTOŞ yani MAÇA KARDİNALİ’nin sadık evlatlarından oluşturulan Emniyet baskın ekipleri eline geçen bütün bilgiler, para ya da dua (!) karşılığı yandaş medyaya servis edilmekte günümüz istihbarat faaliyetlerinin aslını oluşturan ve değeri çok büyük STARATEJİK istihbarat ile BİYOGRAFİK istihbarat verileri de medya yolu ile tüm iç ve dış hasım güçlere bedavaya aktarılmaktadır. Bu suçun karşılığı barışta müebbed, savaşta idamdır. İçişleri Bakanlığı’nın, Adalet Bakanlığı’nın, iktidarın ve özellikle de Başbakan’ın namusu, onuru sayılması gereken hazırlık soruşturması bilgi ve belgeleri, MAÇA KARDİNALİ’nin talimatları ile ortaya saçılmaktadır. Baskında elde edilen ve üstünkörü zabıt altına alınan “deliller” içine, başta yazılan senaryoyu haklı çıkartacak CD, VCD, DVD, yazı, doküman ve bilgiler, savcılığa teslim edilmeden sokuşturulmaktadır. Böylelikle hedeflenen sonuca ulaşmak kolaylaşmaktadır. Bütün bunlara rağmen bakanlar, kendi onurları ile oynayanlara karşı eyleme geçmemekte/geçirilmemekte, bu konuda yapılması zorunlu olan uygulamalar yapılmamakta/yaptırılmamaktadır. Sadece bu yönü ile bile bu dava düşmeye mahkûmdur.
Benim ilk merak ettiğim, bir zamanlar bu ülkenin CUMHURBAŞKANINI, BAŞBAKANINI, BAKANLARINI, GENELKURMAY BAŞKANINI Yassıada’da YARGILAYAN “ÇADIR TİYATROSU”nda da dile getirildiği gibi; mahkeme heyetinden herhangi bir kişinin çıkıp da sanıklara “SİZİ BURAYA TIKAN KUVVET BUNU İSTİYOR” deme cesaretini (!) gösterip gösteremeyeceğidir…
İkinci merak konum ise, İKTİDARIN BAŞI EMRETTİĞİ İÇİN “İDDİANAME”yi LÜTFEN tamamlayacakların İDDİANAMELERİNDE, İŞPORTAYA DÜŞMÜŞ bilgi, belge ve delillerin ne kadarına yer vereceğidir.

MİNİK BİR ANI VE “NOKTA” DERGİSİNİN İDDİALARI
Yıl 1975, Rahmetli Babam Müezzin; ya askeri liseye, ya sanat okuluna; oralarda dikiş tutturamazsam da İmam Hatip’e gitmemi istiyordu. Ben kendi çabalarımla Işıklar Askeri Lisesi’ne girmeyi başardım. Babam çok memnundu. Er Recep’in oğlu, en azından teğmen olabilecekti… Bir de Işıklar Askeri Lisesi gibi, 27 MAYIS ihtilali sonrası kapatılan bir kutsal yuvaya yıllar sonra alınan ilk öğrencilerden biri olacaktı.
Benimle aynı dönemde askeri liseyi kazananlar olarak kısa pantolonlarımızı, ceplerimizdeki gazoz kapaklarını ve bilyelerimizi ailelerimize verip üniforma giymiştik. Sonra da “Orta Bahçe”de toplanıp, asker gibi dizildik Sınıf subayımız Sabri Yüzbaşı’nın bizlere ilk söyledikleri daha doğrusu ilk emirleri askerliğin A,B,C’siydi. Emirlerin ve temel prensiplerin arasında şu husus çok önemliydi.
“Bundan sonra, cicili-bicili, asma kilitli ‘hatıra defteri’ (yani günlük) tutmak yok! Bu alışkanlıkları olanlar ya bundan vaz geçerler ya da aramızdan ayrılırlar. Asker günlük tutmaz, tutamaz. Anladınız mı !”?
Burası askeri lise, Kör Agop’un Meyhanesi değil ki isteyen her istediğini söylesin, istediğini yasaklasın… Sabri Yüzbaşı’nın o anda bize söylediklerini eminim ki Kuleli Askeri Lisesi’ndeki sınıf subayı da, Deniz Lisesi’ndeki sınıf subayı da yeni askeri öğrencilere söylemişlerdir.
Ben bunu 1975 yılında yaşadığıma göre benden yıllar önce Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kabul edilerek Oramiralliğe kadar yükselebilme onurunu yaşamış bir kişi, haydi haydi yaşamıştır. Kısaca bir Oramiral GÜNLÜK TUTMUŞ olamaz. En azından GÜNLÜK TUTMAMASI gerekir. Hem de o ifadelerle, yani BOHÇACI HAYRİYE ağzıyla ve tarzıyla; tuttuysa da rütbesinin “ER”e indirilmesi ve onur timsali KILIÇ ile “beylik tabancası”nın elinden alınması son derece normaldir…
“ERGENEKON”a kafayı takanların, öncelikle bu GÜNLÜK konusunu aydınlatması gerekir.
Çünkü altıncı gözaltı furyasından adı geçen orgenerallerin orada ne işi olduğunu kimse çıkıp açıklayamaz.
Bu aşamada bir başka çatal yol daha ortaya çıkıyor.
Eğer bu orgeneraller, görevleri esnasında iddia edildiği üzere darbecilik oynamış ancak başaramamışlarsa, yargılanacakları yer Askeri Mahkeme’dir. Yok, hayır; bu orgeneraller emekli olduktan sonra iddia edildiği üzere darbecilik oynamışlarsa, onlarla kim kalkar da darbeye soyunur. Adama sormazlar mı;
‘Kardeşim kuvvet komutanıyken yapamadıklarını şimdi CZ marka beylik tabancanla mı yapacaksın? diye…
Ancak, bana kalırsa aslında istenen de bu; yani, bu orgeneraller YETKİ nedeniyle Askeri Mahkeme’de yargılanır ve BERAAT ederlerse; yandaş ve hatta taşeron medya manşetlerinde yer alabilecekleri şimdiden yazabiliriz.
* ASKERİ MAHKEME orgeneralleri AKLADI…
* Olacağı buydu…
* Demokrasinin ırzını kurtarmak bir başka sefere kaldı…
Hatta daha da fazlası…
Bunun üzerine, Masud BARZANİ’nin Lübnan’daki El Medine Bank üzerinden Türkiye'ye transfer ettirdiği paralarla bir gazeteyi satın alan Faşist Kürtçü’nün malum gazetesinin Ankara Temsilcisi birkaç kitap daha yazar herhalde…
(Aynı bankada adına hesap açılmış birkaç ünlü Türkiyelinin isimlerini de verelim isterseniz: A.A.; İ.M.G.; İ.T.; O.C.Ç; İ.Ç…)
O Ankara temsilcisini gördüğümde aklıma hep muziplik geliyor nedense; nasıl mı?
Masud BARZANİ’nin Irak’ın Kuzeyi’ndeki medya faaliyetlerinin en başında Ferda adında namlı bir hatun var. Türkiye’den oraya giden, işbilir delikanlılar hemen onun yanına uğrar, Türkiye aleyhinde beyanat verir, TV’lerinde zırıldayarak ya da kükreyerek Türkiye’ye küfür ederler. Program bitince Ferda ile halvet olurlar; genelde Ferda onlara Paris’te Son Tango filminin “butter” takviyeli sahnesini yaşatır. Sonra da “hamam parası” olarak ceplerine birkaç bin USD koyar gönderir.
Adını, Kafkas Şahini’nin adından alan bu Ankara Temsilcisi de acep bu tezgâhtan geçti mi?
Ama bakıyorum temsilci “dolmakalem” gibi, hariçten mürekkep koymadan yazma kabiliyeti olmayan biri, hatta okuduğunu anlayabildiği bile şaibeli… Acaba, orta malı Ferda bu kadara düştü mü? Yoksa fakir sevinsin, eli boş dönmesin diye sadece tumanında mı salladı…

BENCE MALUM AMA GENELDE GÖZDEN KAÇAN TERCİHLER
Hatırlarsınız eminim MHP Genel Başkanı her yıl yapılan ve genelde kükrediği meşhurrrr YAYLA etkinliklerini İPTAL ediverdi. Neden? Yoksa yaylada toplananların iktidardan ya da kendi partisi haricindeki işbirlikçilerden önce kendisinden ve avanesinden hesap soracaklarından mı korktu? Ne dersiniz? Belki de kendine malum oldu ve 6'ncı gözaltı furyasından sadece bir hafta önce bu kararı veriverdi…
Tesadüf mü? Yok daha neler…
Bir başka konu daha; Rahşan Hanım ne oldu da birdenbire “Partiden önce Türkiye gelir” diyerek sağlı-sollu bir birleştirme sürecine kalkıştı?
Peki, bu süreç ne zaman başladı? Altıncı gözaltı furyasından kaç gün önce?
Amaç neydi?
Türkiye’de ERGENEKON’un altıncı gözaltı furyasıyla iyice belirginleşen, merkezde güçlü ve sahte milliyetçi/ulusalcı bir partinin oluşmasını engellemek üzere, çekirdeğini DSP’nin oluşturacağı bir halk hareketi başlatabilmek için mi?
AKP Genel Başkan Yardımcısı, nam-ı diğer “İspanyol Asilzadesi” (!) D.M.M. FIRAT, “TRAVMA” salvosuna neden ihtiyaç duydu?
AKP sözlü savunma için, yapıcılığından çok yıkıcılığı ve hesapçılığı ile bilinen Cemil ÇİÇEK’i neden görevlendirdi?
İktidarın başı, “Ölmesini bilmeyen generaller…”den neden bahsetti?
Bu olayların süreçle İLGİSİZ oluştuğuna inanan var mı?

ORGENERAL BAŞBUĞ İLE İKTİDARIN BAŞI ARASINDAKİ KONUŞMA…
Her iki taraf da, görüşmelerinde 6'ncı gözaltı furyasının konuşulmadığını ifade ediyorlar. Kuvvetle muhtemel, doğrudur. Ama acaba aralarında şöyle bir konuşma geçti mi geçmedi mi?
- “Suç örgütlerine ve çetelere göz açtırmıyoruz, ucu nereye varırsa varsın üzerine gitmekte kararlıyız. Bu en azından Türk Silahlı Kuvvetlerimizin terörle olan mücadelelerine de moral teşkil eder, terörün lojistik desteğini en azından aksatır diye düşünüyoruz. Haksız mıyım paşam?
- Haklısınız; yasadışı her türlü oluşumun üzerine gidilmesi ve özellikle de teröre destek veren unsurlara karşı mücadele, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de talebidir. Ucu nereye varırsa varsın bu faaliyetlerdeki siyasi kararlılık herkesten çok Türk Silahlı Kuvetlerini memnun eder…
- Evet, ucu nereye varırsa varsın…
- Evet, ama bu faaliyetler için çok ciddi istihbarata, bilgi ve belgelere dayandırılmalıdır. Aksi takdirde, bu zanla gözaltına alınanların, tutuklananların suçsuz olduklarının anlaşılması, salıverilmesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin manevi şahsiyetini zedeler. Sonra, statü ve rolü ne olursa olsun bunun hesabını kimse veremez. Ve bu hesap mutlaka sorulur…
- Haklısınız paşam…”
Ben bu kısmı tarihe emanet ediyorum.
“Gün olur, devran döner” ve gerçekler ortaya çıkar. Terörden bahsedip de, teröre “lojistik” ve “moral” destek veren oluşumlardan, ya da organizasyonlardan bahsetmemek mümkün müdür?
Ancak bu aşamada, çok daha önemli bir şeyi daha ifade etmek isterim.
İktidarın başı, gözaltılar konusunda önceden haberinin olmadığını ifade ediyor, sonra da Kara Kuvvetleri Komutanı ile görüşmenin kendi talebi doğrultusunda gerçekleştiğini beyan ediyor.
Sizlere sormak istiyorum, Orgeneral BAŞBUĞ görüşmesinin zamanlaması dikkate alındığında, İktidarın Başı’nın ‘bilgim yoktu’ açıklaması sizce ne kadar doğru?
Biz bu filmi Orgeneral BÜYÜKANIT döneminde de seyretmedik mi?

ZEVAHİRİ KURTARAYIM DERKEN ZEVAHİRİ KÖTÜ YOLA DÜŞÜRMEK…
İktidarın başı, altıncı gözaltı furyasından sonra kendisine soru yönelten gazetecilere “İddianamenin de en kısa sürede hazırlanacağını düşünüyorum” demişti. Ardından, iddianamenin 2.500 sayfadan oluştuğu ve muhtemelen 4 Temmuz günü Mahkemeye sunulabileceği haberi yayıldı. Hatta iddianamenin UYAP’a “uydurulmaya” çalışıldığı (!) ama çok kalın olduğundan (!) UYAP’ı da göçerttiği –bu nasıl bir yazılım ve donanımsa-; savcılığın İDDİANAMEYİ CD olarak vermeyi düşündüğü, aksi takdirde iddianamenin çoğaltılmasının çok da “masarifli” olacağı bile ifade edildi. Bu son ifade bile, yaklaşık 13 aydır İDDİANAME bekleyen tutukluların bedelinin FOTOKOPİ bedelinden daha düşük olarak algılandığının bir İFŞAATI değil midir?
Diğer taraftan bu ifadeler, “ERGENEKON” Operasyonunun aslında SİYASİ İNTİKAM ve TÜRKİYE’Yİ FAŞİZME SÜRÜKLEME çabasını da ortaya koymuş olacak ki savcılık İDDİANAME’nin “yeni tutuklama”lar ile BİRAZ DAHA ZAMAN ALACAĞINI belirterek İLLİYET’i kaybetmeye çalıştı. Ama nafile, zevahir de kurtarılamadı…
Son olarak bir başka “bomba” daha patladı. Dürüstlüğüne, ciddiyetine ve şahsiyetine gönülden inandığım E.Kur.Alb.SARIZEYBEK, ERGENEKON Savcısının kendisini arayarak, kendinden beklenmeyecek ifadelerle kendilerini İFADE vermeye çağırdığını, ancak ifadesini zapta geçirmediğini söylediler. Efendi sanki PATAGONYA savcısı… Ardından SARIZEYBEK, savcının TARAFSIZLIĞINI yitirdiğini belirterek, görevden alınmasını talep etmiştir. Aslında savcılar TARAFTIR, bu durumda TARAFSIZLIK değil CİDDİYETSİZLİK, SEVİYESİZLİK, LİYAKATSİZLİK, hatta İNSANİ ve İLMİ KİFAYETSİZLİk söz konusu olması gerekir.
Bu aşamada sorulması gereken bir başka soru ise şudur; madem bu operasyon TÜRK DEMOKRASİSİNİN NAMUSUNU KURTARMA OPERASYONU’dur, neden hala üç savcıda ısrar edilir de savcı sayısı arttırılarak süreç hızlandırılmaz? Yoksa görevlendirilebilecek diğer SAVCILAR bu operasyon sürecinin RUHUNA (!) uygun değiller midir?
Hatta 29 Haziran’da yapılması gereken operasyon, ilgili adliyede UYGUN MAHKEME (!) üyeleri denk getirilemediği için mi 01 Temmuz günü yapılmıştır?
E. Orgeneraller TOLON ve ERUYGUR mahkeme huzuruna neden diğerlerinden sonra çıkarıldılar? Yoksa bir gün önceki nöbetçi mahkemenin tutumu mu beğenilmedi?
Cezaevine sapasağlam girip, gerekli tedavisine izin verilemeyen ve sonunda ölümünün dışarıda gerçekleşmesi için tahliye edilen ve beklendiği/istendiği gibi yaşamını yitiren Kuddusi OKKIR’ın bebek katili ÖCALAN kadar bile değeri yokmuş… Adaya, soysuzun tedavisi ya da tetkiki için nadide cihazları gönderen iktidar, günahsız bir vatandaşa hem de “iftira atılmış” bir vatandaşa yeterli donanıma sahip bir hastanede tedavisini çok görmüş. UYDURUK terör örgütünü finanse ettiği iftirası atılarak gözaltına aldırılan ve sonra da tutuklattırılan Kuddusi OKKIR, meğerse o kadar zenginmiş ki (!), hastanede tedavisi için gerekli birkaç bin YTL’yi bulamamış… Adalet Bakanı, 07 Ağustos günü 3 müfettiş gönderecekmiş… Peki, bu müfettişler iktidar partisinin üyeleri ile onların azmettirdiği ve/veya tehdit ettiği bürokratları da sorgulayacak mı? Kuddusi OKKIR’ın ölümüne neden olanlar KATİLDİR, peki ya bu KATİLLERİ azmettirenler…
Sorun bununla da bitmiyor; iktidar partisi içindeki işbirlikçiler son gözaltı furyasına öyle birini dâhil ettiler ve sonunda tutuklattırdırlar ki adada bostan gibi yatıp mabadını büyüten çağın teröristi ÖCALAN’ın da göbek atmasına vesile oldular. Cani, kendisini paket edip getiren ve ilk sorgusunu yapan E.Albay Atilla UĞUR’un bırakınız tutuklanmasını, gözaltına alınmasını bile kendisine iktidar tarafında takılan en büyük nişan olarak nitelendirdi. Böylece, çok önemli bir bilgi ve şahıs da FETTOŞ & TAYYOŞ Co. tarafından deşifre edilmiş oldu. Kısaca ATATÜRK Devrimleri ile TRAVMA yaşayanlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden bu yolla da TRAVMA intikamını almış oldular… Siyah lüks makam arabalarıyla muteber insanlar gibi Ankara’da fink atanlar da dâhil bütün faşist bölücüler ve Kürtçüler, bu yolla taltif edildiler…



TÜRKİYEYİ YENİDEN FORMATLAMANIN VE İŞBİRLİKÇİLİĞİN MİLADI
Hemen herkes, medyanın neredeyse tamamı, hatta Yargıtay’da daha üst statü ve rol uman bazıları “Yargıtay-Mit-Çakıcı” operasyonunda safça ve hatta salakça “demokrasi” ve “hukuk” havarisi kesilirken ben o günlerde yazı yazdığım Anayurt Gazetesi’nde, “Bu Türk Yargısına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel unsurlarına karşı bir “operasyon”dur” diye seri yazı yazıyor, nefesim çıktığı, kalemimin ulaşabildiği kadar feryat ediyordum. Yazılarımı takip edenler Eylül 2004’teki “Yargıtay MİT sahnesin derin kodları-Türkiye yeniden formatlanıyor” yazı dizimi hatırlayacaklardır. Ne olduğunu merak edenler için bu diziye yeni kitabım “CACIKİSTAN-Eşkiya Artık Hükümdar-Akasya/İma Kitap”da bir kez daha yer verdim. Bu kitabımı okuyanlar ve okuyacaklar “ERGENEKON” uydurmasında bundan sonra neler olabileceğini de öğreneceklerdir.
Bu arada birileri bana “Sen nereden biliyorsun da yazıyorsun? Nereden bilgi alıyorsun? Nereden besleniyorsun?” diye sorabilir. Cevabım basit; FETTOŞ & TAYYOŞ Co. ürünü medya adı verilen pislik yuvalarını takip etmek yeterli olur derim. Aslında başka bir cevap daha vermek isterim ama İDDİANAME’nin ortaya çıkmasından önce bunu açıklayarak SAVUNMA’nın elini zayıflatmak istemem…
Bir başka saldırıyı meşhurrrrr genç “okur dolandırıcısı”nın meşhuuuuuur anası, ortada fol-yumurta yokken Türk Metal’in Başkanı Mustafa ÖZBEK’e karşı yapmıştı… O zaman da gerçek amacın ne olduğunu o gün çalıştığım gazetede yazmış ve “Mustafa ÖZBEK’e sahip çıkın!” diye adeta yalvarmıştım…

SAKLAMBAÇ OYNAYAN “HÂKİMLER VE SAVCILAR ÜST KURULU”
VE ADALET BAKANLIĞI
Her şey bir yana, 6'ncı gözaltı operasyonunda gözaltına alınanlardan bazıları gözaltına alınmalarının üzerinden 4 (dört) gün geçmesine rağmen yargıç karşısına çıkartılmamışlardır. Bu yasalara göre suçtur, yasaları tanımamazlıktır hatta buna sebebiyet verenler hukukçu olduğu sanılanlardır. Bu nedenle de bu tavır Türkiye Cumhuriyeti Yasalarına “MEYDAN OKUMA”dır. Şimdi sormak isterim, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Adalet Bakanlığı daha ne beklemektedirler? Yoksa onlar da… (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91. maddesi: Gözaltı süresi, hiçbir gerekçeyle 4 günü geçemez-Yol süresi zevzekliği de dâhil-) Bu husus bu süreçteki en çarpıcı “küstahlık”tır, diğerlerini burada zikretmek istemiyorum…
Özellikle hukuka aykırı olarak toplanan delilleri görmezden gelmek, “aslını inkâr etme”yi bile gölgede bırakacak bir seciyesizliktir.

OYUN İÇİNDE OYUN, KUMPAS İÇİNDE KUMPAS
Ben iddia ediyorum ki, başlangıçtan itibaren yapılan bütün melanetler aslında bilinçli ve kasıtlıdır. Bunun amacı, “Ulusalcı/Milliyetçileri” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmaya zorlamak, hatta mahkûm ettirmektir. Ki bu gerçekleştiğinde FETTOŞ & TAYYOŞ güdümlü medya, bu kez bunu diline dolayacak ve en hafifinden şunları yazacaklardır:
“AB’ye küfrediyorlardı şimdi onlara muhtaç oldular…”
“İkiyüzlüler…”
“Takiyyeciler…”
Biri şu soruya ya yanıt vermeli ya da bir çare üretmelidir.
İddia ediyorum ki bu süreçte gözaltına alınanların ve tutuklananların tamamına yakını, bu sürecin içine kasıtlı olarak dâhil edilen birkaç kişi hariç BERAAT EDECEKLER’dir. Ardından da TAZMİNAT talep etme hakları doğacaktır. Mağdurlar önce Türkiye’deki YARGI sürecini bitirmek zorundadırlar. Bu aşamada meşhur bakanın danışmanı tarafından sevk ve idare edilen bazı yandaşlar ve/veya tehdit ve şantaj altında tutulanlar bu haklı tazminat taleplerini şiddetle reddederek mağdurları AİHM’ye yönlenmeye mecbur ve mahkûm bırakacaklardır.
Bu durumda elin terörist ve eşkıyası Yasin Al Kadı’ya “bütün varlığı ile kefil olan” iktidarın başı acaba ne yapacaktır? İktidar ve yandaşları tarafından her türlü melanet kullanılarak emir ve komuta altına alınmış sorumlu yargı ve emniyet mensuplarına bu yüklü tazminatlar rücu edilecek midir? Aslında bir numaralı azmettirici iktidar üyelerine ve iktidar partisinin tüm vekillerine bu tazminat ödemeleri rücu edilecek midir?
Bence edilmelidir. Gerekirse, bu tazminatların devlete geri kazandırılması için ilgililerin usul ve füruğun menkul/gayrimenkul varlıkları da rücu kapsamında değerlendirilmelidir.

TOPYEKÜN SALDIRILAR VE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NİN EMİR KOMUTA ZİNCİRİNİ ORTADAN KALDIRMAYA YÖNELİK ORGANİZE EYLEMLER BÜTÜNÜ
Türk Silahlı Kuvvetlerini HUKUKSUZ ve KEYFİ uygulamalar sonucu terk etmiş, beni asmalarına müsaade etmemiş, kendi sandalyemi kendim tekmelemiştim. O günlerin acısı ve izleri benim ve ailemin hala yüreğinde. Ancak şahsen yaşadıklarım, benim Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında yer almama engel değil. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin artık her şeyi… Aşılamayan tek engel, zaptedilemeyen ve zaptedilemeyecek son kale. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri’nde olsaydım ne yapardım? Şimdi düşünüyorum.
İlk yapacağım şey amirlerimin ve üstlerimin gözlerinin içine bakarak onlara “Daha ne bekliyorsunuz? Ya sizden bekleneni yapın, ya da istifa edip makamlarınızı, yapması gerekenleri yapacaklara bırakın” derdim. Bunun sonuçlarına da katlanırdım, sonucu ne olursa olsun… Eminim ki, astlarım ve maiyetim de bana aynı muameleyi layık görürdü…
Bunları neden mi söyler ve talep ederdim?
Karşımızda yer alan güçler, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’yı (S.A.V.) kılıktan kılığa, görüntüden görüntüye sokup karikatür haline getirip dalga geçenlerden medet umacak, yalvar yakar onlardan yardım dilenecek kadar onursuz ve münafıktırlar.
Onlar, FETTOŞ & TAYYOŞ ve MENDEBURLAR Co. olarak organize olmuşlardır. Amaçları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, Türk Yurdu’nu ve Türk Milleti’ni bütün kurumları ile satmak, soymak, ortadan kaldırmadan büyük bir değer olarak GLOBAL KÖPEKLER’e teslim etmektir. Bu pazarlamanın bedeli olarak da onlara bu STATÜ ve ROLLER ile adam sanılmaları için siyah renkli makam araçları ihsan edilmiştir. Bunlar münafıktır ve bunlar ihaneti bile maskara eden yaratıklardır.
Bütün güçleri ile üzerimize saldırmaktadırlar. “ERGENEKON” uydurmacası onların en son silahlarıdır. Ya bu oyunu kazanacaklar, ya da kaybedip yeryüzünden kazınacaklarıdır. Bunun farkındadırlar…
Özellikle biri, öylesine “küçüklük ve basitlik kompleksi” içindedir. “Kendi gibi olmak” ona yetmemekte ve daha başkalarının yapamadıklarını güya yaparak “en büyük” olmayı istemektedir. Ancak o zevat, ne yazık ki bir şeyin farkında değildir. Merhum Bülent ECEVİT, Merhum Turgut ÖZAL ve Merhum Adnan MENDERES’i taklit olarak da olsa geride bırakabilmek için önce İNSAN olmak gerekir…
Şimdilerde eminim ki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her yeri fokur fokur kaynıyordur. Bütün astlar ve maiyetler, amirlerinin ve üstlerinin gözlerinin içine baka baka “Daha ne bekliyoruz?” sorusunu soruyorlardır. Amaç aslında tam anlamıyla gerçekleşmek üzeredir. Çünkü FETTOŞ & TAYYOŞ ve MENDEBURLAR Co.’nun istediği de budur. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri’ni 27 MAYIS’ta olduğu gibi emir-komuta zinciri dışında bir darbeye sürüklemektir. Hatta darbenin kanlı olması daha çok hoşlarına gidecektir. Çünkü düşünmektedirler ki böyle bir durumda yeterince hesap sorulmadan “Cehennemin dibini” boylayacaklar ve en büyük hastalığı unutkanlık olan Türk Milleti’nin nezdinde ileride “ucuz kahraman” olacaklardır. Ancak efendilerin unuttuğu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başında “netekim” paşa gibi “ABD’nin çocukları”nın artık bulunmadığıdır…
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker BAŞBUĞ boşu boşuna herkesi ve her kesimi “soğukkanlı ve itidalli olmaya” davet etmemiştir. Hem de eminim ki yüreği, her an dağlanırken…
Orgeneral BAŞBUĞ’un bu tavsiyelerine rağmen FETTOŞ & TAYYOŞ ve MENDEBURLAR Co. medyası, bu operasyonun birincil hedeflerinin arasında 2008 yılı Yüksek Askeri Şura faaliyetlerini manipüle etmek olduğunu açıklamışlardır. Onlar, 2008 yılı Yüksek Askeri Şura’nın “orta malı gazetelerin, devlet kredisi ile soysuzlık yapan TV’lerin haber toplantısına” çevirmek için çırpınmaktadırlar.
Kısaca, aslında “ERGENEKON” Operasyonunu tezgâhlayanlar ÇETE’dirler. Hem de ORGANİZE bir ÇETE…

ASELSAN’DA GÖREVLİYKEN VE ISPARTA’YA GİDERKEN TOPLUCA KATLEDİLEN BİLİM ADAMI SUİKASTLARINA BİR YENİSİNİ DE
BU KURMALI EKİP EKLEDİ
Son yıllarda ASELSAN’da çalışan bazı değerli bilim insanları İNTİHAR süsü verilerek SUİKASTLARA hedef olmuşlardı. Bunları ISPARTA uçağında topluca KATLEDİLEN bilim insanları izledi. Prof.Dr. Ercüment OVALI’ya da FETTOŞ & TAYYOŞ ve MENDEBURLAR Co. kıydı. Hem de bu kurmalı ekip eliyle… Gen teknolojisi denildiğinde Türkiye’de ilk sırada dünyada ilk on arasında akla gelebilen bir BİLİM İNSANI’na…
NOT: Saygıdeğer okurlarım bu yazımı bir gazetede yazmak isterdim ancak Anayurt Gazetesi’ndeki görevimden 22 Temmuz 2007 tarihi itibarı ile ayrılmak zorunda kaldığımdan derdimi ancak bu blogspot yolu ile anlatmak durumunda kaldığımdan dolayı üzgünüm…

Hasan Hüseyin MEMİŞ
hhmemis@gmail.com
//hhmemis.blogspot.com

Nihat Genç'ten "Fethullahçı" Gençlere Çağrı

Nihat Genç'ten "Fethullahçı" Gençlere Çağrı
Bilgisayarımın başına oturuyor ve son birkaç gündür Fethullah Hocacı diye bilinen internet sitelerinde aleyhimde yazılıp çizilenlere cevap veriyorum. Fethullahcı diye bilinen nurcu kardeşlerim, sizler benim özbeöz kardeşlerimsiniz, toprağımın çocuklarısınız ve yüzlercenizi tanıyorum, pırıl pırıl tertemiz çocuklarsınız.

Benim isyanım tepenizdeki on onbeş ağbinizin sizi Amerika’ya köpek yapması ve ideolojik köleler haline getirmesinedir. Siz de bunları içinizde tartışıyor bu utançtan çıkamıyor ve hayıflanıp duruyorsunuz, ancak, benim gibi bağımsız yazarlar sizlerin zorla sürüklendiği bu kapanları dobra dobra konuşur. Bağımsız yazar demek kimseye eyvallahı olmayan Allah’tan başka kimseden emir almayan yazar demektir.

İşte Irak’ta bir milyon müslüman kardeşimiz öldürüldü ve seyirci kaldınız, gazetelerinizin yayın politikası ortada, Amerika Irak’a girdiği günden beri susturulmuş yazarlarla dolu gazeteleriniz Amerikancılığından zırnık taviz vermedi. Bu utanç hepinizi felakete götürecek. Bush’un adamı olmak ya da hristiyan evanjelistlerle aynı siyasi çizgide olmanın faturasını er geç içinde yaşadığınız ideoloji pahalıya ödeyecektir. Ancak sizler bugünden bu ihanet çizgisini içinizde yüksek sesle tartışırsanız bir nebze taşıdığınız müslümanlık sıfatını şeytani kirlilikten kurtarmış olursunuz. Bizim de derdimiz size bu muhasebeyi yaptırmaktır. Sizi bu derin muhasebeye zorlamaktır. Ama gazetelerinizi ve internet sayfalarınızı yöneten ağbileriniz böyle yapmıyor, tam tersine, Fethullah Hoca’ya kim karşı geliyorsa onu faşistlikle delilikle özgürlük düşmanlığıyla suçluyor.

Bana istediğiniz suçlamaları yapabilirsiniz, ben bu suçlamaların üretildiği kafaları ve yerleri iyi biliyorum. Sizin bu düşüncelerinizi üretenlerin tıynıyetlerinden, şereflerinden, insanlıklarından çok çok haberdarım.

Mesela sizler Orhan Pamuklarla aynı safta ve Ermeni vakıflarıyla canciğer ilişkileri kendi ağzıyla belgelenmiş Elif Şafaklar’a sesinizi çıkartamazsınız, çünkü, ağbilerinizden biriyle evlendi ve hepiniz artık susmak zorundasınız, bugüne kadar tek satır çıkmadığı gibi gazete ve dergilerinizde en küçük bir imaya dahi izin verilmedi. Çünkü dergileriniz ve gazeteleriniz kontrol altında. Kontrol altındasınız kardeşlerim. Artık bu büyük kontrol sadece sizleri değil bizi de kontrol etmeye başladı. Bakın bir takım siyasi cinayetleri çözeceğiz diye yola çıkan polis şefleri bizlerin onların öbürlerinin herkesin telefonunu rahatlıkla savcılık izniyle dinliyor, herkes dinleniyor, dinleniyoruz kardeşlerim. Ağbileriniz bizi dinliyor. Sadece bizleri mi askerleri de dinliyor, işte geçtiğimiz yıl ortaya çıkan andıç hadisesi Fethullah istihbaratının derinliklerini gösteriyor. Elinizden ne geliyorsa yapın, şikayetim bu değil, benim lafım, hem devletten maaş alıyorsunuz hem de devleti aşağılıyor devletle dalganızı geçiyor devlete karşı söylenmedik laf bırakmıyorsunuz. .

Bakın ben devletten maaş almıyorum, devletten ödül almıyorum devlet makamlarında değilim, ama sizler devletin en istihbarati yerlerindesiniz, TRT"desiniz iktidardasınız ve hala devlete küfrediyorsunuz. Bu ikiyüzlülüğün adı kalleşliktir, insan ekmek yediği yere bu kadar nankör davranır mı? SKY Televizyonu yüzlerce televizyondan sadece bir tanesidir ve sizin elinizde TRT 1, TRT 2, işte hergün nurcu ağbileriniz burada akşamın altısından gecenin onikisine kadar dini kültürel felsefi proğramlar yapıyor. Pekala bu ağbilerin proğramları sizlerin öfkesini kudurmuşluğunu giderecek sizleri rahatlatacak yayınlar yapabilmeli. Ama sanırım çok beceriksiz adamlar, sizleri yıllar boyu ekranlardan uyutuyorlar, Türkiye"yi konuşmuyorlar acılarımızı konuşmuyorlar dünyanın dertlerini konuşmuyorlar ve ama hergün bedavadan ordalar, üstelik maaş da alıyorlar, üstelik ne soranları var ve ne de onları eleştirenler. Eğer benim konuşmalarımı TRT yayınlamış olsaydı siz de devlete TRT’ye kızabilirdiniz, ama TRT artık sizin. Bir fikriniz varsa bir düşünceniz varsa bu resmi kanallarda sabahlara kadar yayınlayın ve rahat edin.. Yüzlerce Televizyon içinden bir tanesi niçin sizi rahatsız etsin, bırakın burada da biz kendimizce konuşalım. Ama ağbileriniz iki tür hayat yaşıyor, birinci hayatları gayet düzgün takım elbiseli ve size ekrandan gazeteden gösterdikleri yüzleri, ikinci yüzleri ise saklı, kirli, karanlık.. İşte o karanlık yüzü hepimizi tedirgin ediyor ülkeyi endişeye sürüklüyor.

Mesela ben Nihat Genç İslam felsefesini inciği cinciğine kadar okumaya çalıştım, Türkiye"de yayınlanmış binlerce cilt İslam külliyatı didik didik edilmiş olarak şu anda kütüphanemdedir, ayrıca ayıptır söylemesi ilk gençlik yıllarımda dizimi kırıp oturdum ve aylarca süren bir mücadeleden sonra Saidi Nursi külliyatını da hatim ettim.

Çünkü ben sadece müslüman değil müslümanların bilimini düşüncesini tarihini derinden merak ettim. Gazete ve ekranlardaki ağbileriniz bir kez olsun merak edip benimle ropörtaj yapmadı bir kez olsun benim kitaplarımdan bahsetmedi ve benim kitaplarımı bir tek mısra olsun tanıtmadı, kimi meşhur ettiler Elif Şafak gibileri.. Bundan şikayetçi değilim, ama sansürünüzü ambargonuzu işinize gelmeyenlere uyguladığınız ölümüne yoksaymaları şimdi yeni yetişen nurcu kardeşler de iyi bilsin. Böylelikle sizler vatanseverliği liberal Avrupacı yazarların ağzından öğrendiniz, sizin beyninizi yıkayanlar vatanseverlik kavramını size, ülkeyi Avrupa’ya peşkeş çekenlerin ağızlarından öğretti. Şu anda ülke sevgisi vatan devlet asker ulusallık milliyetçilik gibi bütün bu kavramlarda beyniniz darmadağınık ve bu saatten sonra size birçok şeyi anlatmak hayli imkansız.

Bakın gazeteniz yazarları ve Fethullahcı diye bilinen yazarlarla oluşturulan mahfiller kurumlar bugüne kadar mesela Kıbrıs meselesinde Yunan tarafını, Ermeni sorununda Ermeni tezlerini, Kuzey Irak sorununda Barzani tezlerini hoşgörüyle tartışıp bu üç temel sorunda da Avrupalılar’ın Ermeniler’in ve Barzani’nin ve Yunanlılar’ın tezlerini destekledi. Yetmedi, Irak’ta bir milyon müslüman öldürülürken sizler yine Amerika tarafında dinler arası ittifaklar medeniyetler çatışmaları laflarıyla eğlenip duruyordunuz. . Polis teşkilatı elinizde, TRT elinizde, milyarlık onlarca holding elinizde ve onlarca derginiz gazeteniz elinizde ve sizler hala doymamış olmalısınız ki SKY Türk’te tek tabanca konuşup bağıran Nihat Genç’e hiçbir müslümanın kaldıramayacağı küfürler savuruyorsunuz. Önce müslümanlığı öğrenmelisiniz. Önce hak adalet duygusunu yani Allah"ın adı olan Hak’kı öğrenmelisiniz. Kimseden beş kuruş para almadan kimsenin adamı olmadan kimseye ağbi demeden ve hepinizin yedi sülalenizin ambargo ve sansürlerine rağmen yazarlığıyla bugün milyonlara seslenen Nihat Genç’e katil, deli, faşist demeden önce, bu çocuk neler yazdı neler söylüyor diyebilmelisiniz. Yedi sekiz kitabım birer birer otuz baskıyı çoktan geçti, yani içinizde bu topraklarda kitapları hikayeleri en çok okunan yazarım. Torpille kayırmayla aylarca çok satan listelerinde baş köşelerde tuttuğunuz boya hamurundan yazarlarınız bu rakamları geçemez. İşte onlarca televizyonunuz var neden içlerinden tek bir tanesi benim kadar dinlenmiyor, izlenmiyor.. Ben insanları ekran başına beyinlerini yıkayarak mı jandarma zoruyla mı getiriyorum, beni dinlemezseniz sizi ülkeden atarım kovarım diye faşist diktatöryal tedbirlere mi başvuruyorum. Ama sizleri yetiştirenler sizlere kendi eserlerini dayatıyorlar kendi proğramlarını onyıllarca sizlere zorla izletiyorlar, okumaz ya da izlemezseniz, size burs vermezler, sizi evlerinden atarlar, sizi işe almazlar ve sizi de şimdi bana yaptıkları gibi ya yok sayarlar ya küfrederler.

Kardeşlerim, yalan söylemek müslümana hiç yakışmaz, işte internet sitelerini yöneten ağbileriniz, benim için AKP seçmenlerine hödük dedi beyinsiz dedi diye manşet attılar.. Konuşmam ortada tekrarını tekrar yayınlarız yine izleyin. Ben böyle bir cümle etmedim. Etmediğim halde bu yalana iftiraya niçin tenezzül ediyorsunuz. Beni gözden düşürmek için mi? Beni sizin gazeteleriniz sizin dergileriniz yazar yapmadı, ben, bu halka hikayeler anlata anlata yazar oldum, boşuna çırpınmayın. Ben konuşmamda, açıp bir daha dinleyin, eğitimsiz okulsuz kitapsız müzesiz kütüphanesiz insanların yoksullukları yüzünden estetik zevkleri siyasi seçicilikleri gelişmez ve beyinsiz bırakırlar, böylelikle bir partiye çabucak kanabilirler, dedim,.Mesela diyelim Batman’da yüzlerce yazar sanatçı olabilseydi Batman’dan bu kadar kolay oy alamazsınız, dedim.. İşte bunları dedim.. Peki neden yalan söylediniz. Fethullah hocanız sizi bu yalanları yönetmeniz için mi oralara yerleştirdi. Türkiye halkından vergiler alınıyor ve bu vergiler TRT’ye yatırılıyor siz bu TRT’lerde başköşelerde yıllar boyu konuşuyorsunuz ve ayrıca cemaatiniz Anadolu halkından zekat alıyor ve bu zekatlar büyük holdinglerinizi gazetelerinizi sıcacık ideolojik evlerinizi geçindiriyor.. Hem devletin paralarıyla hem ideolojinin topladığı zekat paralarıyla geçiniyorsunuz. Bu sizi utandırmıyor mu?

Bir genç insan olarak kendinize şu soruyu niçin sormuyorsunuz, Allah bana bir çift göz sağlam iki kol vermiş ben kimseye muhtaç olmadan kendi karnımı kendim doyururum, demiyorsunuz. Bir başkasından para alırsanız onların dükkanlarına gazetelerine tayinle torpille ideolojik dostlukla gelip yerleşirseniz şüphesiz onların adamı borazanı olursunuz, onlar kime havlarsa hepiniz ona havlarsınız, onlar kime karşıysa hepiniz ona karşı olursunuz. Benim bildiğim insan evladı kimseye muhtaç olmamalı. Birine muhtaç olursa onun kölesi cariyesi köpeği tebaası kulu olur. Bu da insanlığa hiç yakışmaz. O halde hepimize düşen görev müslüman çocukları bu zavallı sadaka dilenci durumuna düşürmeden kendi ayaklarıyla onurlarıyla tertemiz alınlarıyla ülkeye ve kendilerine hizmet etmelerini sağlamaktır. Hepimizin görevi de budur. Bu toprağın çocukları kimsenin adamı olmasın, kimseden emir almasın, kimsenin bekçisi koruması olmasın.

Müslümanlığın çağımızda düştüğü kepazelik işte bu insanlık facialarıdır.

Müslümanlar bağımsız insanlar yetiştirebilmeli.

Müslümanlar onurlarına düşkün olmalı.

Müslümanlar sadece kendi cemaatleri için değil tüm ülke için tüm insanlık için çalışabilmeli. İçinizde yüzlerce tertemiz müslüman çocuğun bu satırlarda dile getirdiğim acıları çektiğini çok iyi biliyorum, bu yüzden sözüm herkese değil, ancak, benim gibi bağımsız konuşan insanlar çoğalırsa belki içinizde bu insanlık acılarını çeken kardeşlerimiz çoğalmış olur. Bir de beni çok uzaklarda biri sanmayın, davet edin geleyim, televizyonlarınıza toplantı salonlarınıza her yere geleyim ve sizinle yüzyüze konuşayım.. Hatta birçok okulunuza gittim konferanslar verdim, ancak, benim rahatsızlığım bana ödül vermeye kalkmanızdır, ben ödül istemem, ben sizinle hepinizle her yerde her şekilde Amerika’yı bağımsızlığımızı müslümanlığımızı dünyamızı döne döne saatlerce konuşmak isterim. Ama konuşturmuyorlar, niçin konuşturmuyorlar, benim etim ne butum ne, işte telefonlarımı polis şefleriniz dinliyor, herşeyimi biliyorlar, benden niçin korkuyorsunuz ve kitlenizden niçin beni uzak tutuyorsunuz anlamıyorum. Anladığım benim söyleyeceklerim özel odalarda beyinleri yıkanarak yetiştirilen gencecik tertemiz çocukları elinizden alacak sizlerden kopartacak ya da bu Amerikancılığınızın ifşası kemiklerinize kadar sizi titretiyor, korkutuyor..

Allah aşkına bu nasıl müslümanlık, Avrupa’dan yanasınız, Amerika’dan yanasınız, Irak’ta milyonlarca müslüman öldürülüyor seyircisiniz, milyarlarca dolarlık holdinglerde keyif içindesiniz..

Baksanıza Aydın Doğan dahi size dokunamıyor, çünkü sizin gazetelerin dağıtım payından yüzde alıyor ve bu yüzdelerle Aydın Doğan bütün medyasının maaşını veriyor, evet, bir hesaplayın, Aydın Doğan medyasının maaş gelirleri Fethullahcı dergi ve gazetelerin dağıtım payından çıkıyor, hadi kaba bir hesap yapalım dörtyüzbin gazetenin ya da ikiyüzbin gazetenin dağıtım payı ne kadardır, ki bu pay bayilere ödenen nakit paradır..

Neyse lafı uzatmayalım. Fethullah hoca Allah’tan peygamberden büyük değildir, Fethullah’ın çizdiği siyasi yol Allah’ın yolu değil Amerika’nın yoludur, pekala Fethullah hoca da yanılabilir, tarihte Deli İbrahimler gibi bir çok İslam halifesinin yanıldığı gibi Fethullah hoca da yanılır. Hepimiz yanılırız. Bu yüzden hepimiz tartışabilmeliyiz. Halkın zekat paralarıyla ideoloji evleri kuruyor güya müslümanlık yapıyorsunuz ve bu ideolojik evlerde çocukların beyinlerini hristiyanlara Amerikalılar’a ittifaklara hazırlıyorsunuz. .

Anadolu halkı size verdiği zekat paralarının Elif Şafaklar’a maaş Nihat Gençler’e küfür hakaret olduğunu ne zaman öğrenecek.

Nihat Genç