Alıntı (Özkan Bostancı) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntı (Özkan Bostancı) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2025 Pazar

ERMENİ İSYANLARI -17- YOZGAT OLAYLARI

Bu mesajı dikkat işaretle
<>[DipDalgasi:5392]<> ERMENİ İSYANLARI -17- YOZGAT OLAYLARI - BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA
26 Aralık 2008 Cuma, 2:49
Kimden:
"© Özkan BOSTANCI"

17 Şubat 2024 Cumartesi

ERMENİ -PKK İŞBİRLİĞİ

ERMENİ - PKK İŞBİRLİĞİ

http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/ermeni---pkk-ibirlii?hl=tr

PKK Terör Örgütünün Ermenistan'daki Yayın Organları

PKK - Asala İlişkileri

PKK İle Ermeniler Arasında 1987 Yılında Yapılan Anlaşma



Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980'li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine gitmişlerdir. 1984 yılında cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Ermeniler ile PKK arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bazı somut örnekler şunlardır:

Terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini "Kızıl Hafta" olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak ve toplantılar yapmaya başlamıştır.

8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan'ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine ilişkilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Toplantı akabinde 9 Kasım 1980 tarihinde Strazburg Başkonsolosluğumuza, 19 Kasım 1980 tarihinde ise Roma Türk Hava Yolları büromuza yönelik olarak düzenlenen saldırılar, PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenilmiştir.

Bölücü terörist elebaşı Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından "Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı" onur üyeliğine seçilmiştir.

Ermeni Halk Hareketi'nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bir Kürdistan Komitesi oluşturulmuştur.

4 Haziran 1993 tarihinde; Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut'ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı yapılmıştır.

Ermeni-PKK ilişkisiyle ilgili bir başka çarpıcı örnek ise, 6- 9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut'taki iki ayrı kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu, Ermeni Parti yetkilileri ile 150 gencin katıldığı toplantılarda kullanılan şu ifadelerdir:

Şimdilik Türkiye'ye karşı sakin tutum gösterilmelidir.

Ermeni toplumu gittikçe büyümekte ve ekonomik yönden güçlenmektedir.

Geliştirilen propaganda faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykırım daha iyi bilinmeye başlanmıştır.

Ermenistan devleti kurulmuştur, her geçen gün toprakları genişlemektedir ve atalarının intikamını mutlaka alacaklardır.

Başta ABD olmak üzere, diğer batılı ülkeler de Karabağ'da sürdürülen savaşta Ermenileri haklı bulmaktadırlar. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir; ve Karabağ'da savaşan Ermeni gençlerine yenileri katılacaktır.

Türkiye'de -PKK terör örgütü ile yapılan mücadele kastedilerek- iç savaş devam edecek, Türk ekonomisi sıfır noktasına gelecek ve vatandaşlar baş kaldıracaklardır.

Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır.

Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler.

Bugün Türklerin elinde olan topraklar, yarın Ermenilerin olacaktır.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ERMENİSTAN'DAKİ YAYIN ORGANLARI

Ermenistan'da Reya Taze ve Bota Redaksiyon adlı gazetelerin PKK terör örgütü kontrolünde Kiril Alfabesiyle yazıldığı ve PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı bilinmektedir. Bu gazeteler Türkiye ve Avrupa'dan gelen PKK terör örgütü mensuplarınca yayımlanmaktadır.


PKK - ASALA İLİŞKİLERİ

Uluslararası nitelikteki Ermeni terörizmi, 1973 yılında ortaya çıkarak 1974 Kıbrıs barış harekatını müteakip yurtdışında bulunan vatandaşlarımız ve temsilciliklerimize yönelik sabotaj, suikast ve saldırı türü terör hareketleri ile kendini göstermeye başlamıştır.

Başta Ermeni terör örgütü ASALA olmak üzere 1984 yılına kadar eylemler sürdürmüş ve l970'li yıllarda çeşitli legal siyasi oluşumlar içinde kendisini göstermeye başlayan Kürtçülük hareketini, terör örgütü PKK ile ivme kazanması üzerine, yerini Abdullah ÖCALAN liderliğinde Kürt-Türk ayırmadan öldürebilen, katliamlarla ismini duyurmaya çalışan PKK terör örgütüne bırakmıştır.

Fakat bu tarihten önce de PKK-ASALA terör örgütleri arasındaki işbirliğinin, ortaklaşa yapılan eylemler, yayınlanan deklarasyonlar, ASALA ve diğer Ermeni terör örgütü mensuplarının PKK terör örgütü kamplarındaki eğitimi, ASALA terör örgütünün üst düzey yetkililerinin eğitim yaptırdıkları, bunların dışında PKK terör örgütünün Ermeni Taşnaksutyun Partisi ile ilişki içerisinde olduğu bilinmektedir.

PKK-ASALA terör örgütü işbirliğinde ortak amaç olarak, Marksist-Leninist ideoloji doğrultusunda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde devlet kurmaktır. İki örgütün de hedef aldığı bölgeler göz önünde bulundurulduğunda hedeflerin çakıştığını görüyoruz. Bu durumda iki örgütten birinin diğerine taşeronluk yaptığı fikri güçlenmektedir.

Ele geçirilen belgeler neticesinde Bekaa ve Zeli kamplarında Ermeni terör örgütü ASALA ile terör örgütü PKK militanları ile birlikte eğitim gördükleri ortaya çıkmıştır.


PKK İLE ERMENİLER ARASINDA 1987 YILINDA YAPILAN ANLAŞMA

1987 yılında bölücü terör örgütü PKK ile Ermeniler arasında bir anlaşma yapılmıştır. Söz konusu anlaşmanın hükümleri şunlardır:
Ermeniler PKK terör örgütü içinde eğitim faaliyetlerinde bulunacaklar
PKK terör örgütüne her yıl için adam başına 5.000 ABD Doları ödenecek
Ermeniler küçük çaplı eylemlere katılacaklar

Yapılan bu anlaşmanın akabinde örgüt içerisinde Ermenilerin sivrilmeleri üzerine, PKK-ASALA ilişkilerinden sorumlu Hermez Samurouyan adlı şahısla birlikte 18 Nisan 1990 tarihinde yapılan toplantıda şu kararlar alınmıştır:
PKK ve ASALA terör örgütlerinin artık ortak yönetilecektir
Türkiye'de güvenlik kuvvetlerine yönelik eylemlerde istihbaratı Ermeniler yapacak
Muhtemel devrimden sonra elde edilen topraklar eşit olarak bölüşülecek
Kamp masraflarının % 75'ini Ermeniler karşılayacak
Türkiye'deki metropol şehirlerde eylemler yapılacak

1992 Ekim ayından itibaren Kuzey Irak'ta üslenen terör örgütü PKK'ya karşı gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlarda örgütün büyük darbeler alması ve barınma imkanlarını kaybetmesi üzerine bir kısım örgüt mensuplarının İran ve Ermenistan'a geçmeleri ile PKK terör örgütünün Ermenistan'daki aktif faaliyetleri başlamıştır.

PKK terör örgütünün Avrupa temsilcilerinden bir grubun Ermenistan'a giderek, PKK terör örgütü mensuplarının Kars bölgesinden Ermenistan'a rahatça girip çıkmaları için anlaşma yaptığı, Sovyet Rusya'nın dağılması ile Ermenistan'ın bağımsızlığına kavuşması sonucu PKK terör örgütünün Ermenistan'da Kürt yerleşim birimlerinde barınma imkanı bularak burada örgüte maddi-manevi destek sağlayıp, faaliyetlerini sürdürdüğü ayrıca, 19-20 Mayıs 1992 tarihlerinde bir grup PKK terör örgütü mensubunun Ermenilerle beraber Azeri Türklerine karşı savaşmak için 3 araçla Urumiye'den Ermenistan'a hareket ettiği bilinmektedir.

http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/ermeni---pkk-ibirlii?hl=tr

14 Aralık 2008 Pazar

KARA, DEMİR VE HATTA DENİZYOLU

<>[DipDalgasi:5059]<> BU YAZIYI OKUYUN, OKUTUN VE HATTA İLERDE OKUTMAK İÇİNDE SAKLAYIN - KARA, DEMİR VE HATTA DENİZYOLU -
13 Aralık 2008 Cumartesi, 18:35
Kimden:
"© Özkan BOSTANCI"
Göndereni Kişiler'e ekle
Kime:
"© ..::CTO..:: ..::CiHAN TÜRK OLSUN::.."
Bu yazıyı okuyun, çocuklarınıza okutun ve / veya okumaları için saklayın.

Varliklarını koruyabilmenin, buradaki özet bilgileri önemsemelerinden geçtigini de vurgulayın.

KARA, DEMİR VE HATTA DENİZYOLU

http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/kara-demir-ve-hatta-denizyolu?hl=tr

- Türkiye'de demiryolu yerine karayolu taşımacılığının tercih edilmesinin, ABD'nin yaptığı Marshal yardımının bir şartı oldugunu. (Marshall yardımına ne kadar ihtiyacımız vardı ve neden böyle bir şart kondu?)

- Türkiye'de %95 olan karayolu taşımacılığı payının; ABD'de %43 oldugunu. (St,tse.mart 2002 )

- Türkiye'nin ulaşım ana planının olmadığını.

- 2050 yılında, Japon uzmanların yaptığı çalışmaya göre, Ankara-Istanbul arasında yılda 60 milyon yolcu taşınacağını. (hangi otobüsle ve hangi otoyolda?)

- Mevcut durumdaki, Ankara-Istanbul demiryolu hattının Abdülhamit zamanında 725 km olarak yapılmış olduğunu.

- Abdülhamit zamanında yapılan demiryolunun, yolu yapan yabancı şirketler tarafından, demiryolunun geçtiği yerlerdeki maden imtiyazı hakkından yararlanmak için bilinçli olarak uzatıldığını, Atatürk'ün 1936 yılında bu yolun düzeltilmesini istediğini (emperyalist devletler her sömürgelerinde aynı taktiği uygulamışlardır).

- Istanbul, Ankara arasında elektrikli tren projesinin 1959 yılında hazırlandığını.

- 1976 yılında Demirel tarafından 411 km olarak ihalesi yapılan Ankara-İstanbul Hızlı Tren hattının % 40'ının tamamlandığını, ancak bunun bitirilmesinin engellendiğini, Mesut Yılmaz'ın "bu hattı tamamlamayacağız" diye bir açıklaması olduğunu ve iktidar olduğu yıllarda da bu hattın tamamlanması için çalışma yaptırmadığını.

- 8 Haziran 2003 tarihinde, AKP'nin Ankara-Istanbul hızlı tren hattını tamamlamak yerine, Abdülhamit zamanından kalan 725 km lik hattı modernize edecek şekilde Alarko ile ortak Ispanyol şirketiyle bir anlaşma imzaladığını.

- Bu hattın Ankara-Eskişehir arası için 600 milyon dolarlık bir harcama yapılacağını ve bu projenin hızlı tren ile bir ilgisi olmadığını,aksine hızlı treni engellemek için bir aldatmaca olduğunu.

- Ankara-Istanbul arasında, Prof. Dr. Ilyas Yılmazer'in bir elektrikli demiryolu projesi hazırlamış olduğunu; bu projeye göre 395 Km olacak demiryolunun, boru tipi türbin ile Mudurnu çayından elde edilecek elektrikle,yani bedava enerjiyle çalışacağını ve bu bedava enerjiyle günde 96 sefer yapılabileceğini (yabancı ülkelere teknoloji ve çözüm uygulaması görmeye giden siyasilerimiz nereye bakıyorlar acaba?).

- Atatürk zamanında 4.075 km demiryolu yapıldığını, bundan sonraki 65 yılda ise sadece 1.510 km demiryolu yapılabildiğini.

- 1950 yılında %50 oranında olan demiryolu taşımacılığının, 2003 yılında %5 e düştüğünü.

- Tokyo'da yüksek hızlı trenlerin (200 km/s), 1964 yılında çalışmaya başladığını ve bugüne kadar bu trenlerin hiç kaza yapmadığını (bizimki kaza yaptı ve hızlı tren hülyası bitti).

- Izmir-Denizli arasının (300 km) 27 yıl önce otobüsle 5, trenle 6 saat, günümüzde ise bu mesafenin otobüsle 3,5 saat, trenle yine 6 saat (ort. hız 50 km /saat) olduğunu.

- ABD, Fransa ve Japonya'da 450 km/s hız yapan trenlerin hava yolu taşımacılığıyla rekabet ettiklerini. (St,TSE.mart 2002 )

- Artık 600 km hız yapan elektrikli trenlerin kullanılmaya başlandığını, 800 km hız yapan elektrikli trenlerin ise deneme aşamasında olduğunu.

- Türkiye'de yılda 10-12 bin kişinin trafik kazalarında öldüğünü. (St, tse.mart 2002 )

- Türkiye'de % 7 si trenle yapılan taşımacılığın, elektrikli trenle yapılan taşıma olarak %30 çıkarılması durumunda, yıllık 36 milyar dolar tasarruf edileceğini. (Prof. Dr. Atıf Ural), (Tasarruf dış borcu ödemek yani daha az bağımlı demek olur. Haşaaa!!)

- AKP'nin acil eylem planında söz konusu olan 15 bin km yolun yapılabilirlik (fizibilite) çalışmasının, jeolojik ve jeofizik etütlerinin, şehir içi geçiş planlarının, bilimsel değerlendirmesinin olmadığını, (Prof. Dr. Atıf Ural) ,(şimdiki başbakan RTE'nin, seçilebilmek için verdiği 2 vaadinden biri, 15 bin km "duble" yol yapmak idi ve seçildi. (Bu nedenle bu yazıyı çocuklarınıza mutlaka saklayın. )

- Tarsus-Adana-Gaziantep arasında yapılan otoyolun, keşif bedelinin 360 milyon dolar, keşif uzunluğunun 243 km, öngörülen bitiş tarihinin 1991 yılı olduğunu, ancak bu yolun 258 km olarak, 2001 yılında 4,2 milyar dolara bitirildiğini. (Doç. Dr. İlyas Yılmazer)

- Otoyolların geçtiği alanların, on kilometre sağ ve on kilometre solunun, kirlilik nedeniyle tarım alanı olmaktan çıktığını (amaç zaten Türkiye'ye tarım ürünü satmak. 150 çeşit olan Türk domatesi artık yok), *Türkiye'nin en verimli ovalarından biri olan İzmir, Menemen Ovasının ortasından, otoyol geçirmek için proje hazırlandığını, otoyolun ovanın 4 bin dönüm arazisini yok edeceğini.

- Otoyolların verimli ovalar içinden geçirilmesinin Türk tarımını yok etme planının bir parçası olduğunu (böylece, kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi iken tarım ürünü için dışa bağımlı bir ülke haline getirildik).

- Ovanın içinden geçen karayolları kenarlarındaki bağlardan ihraç edilen üzümlerin, zararlı madde bulunduruyor olmaları nedeniyle geri iade edildiğini (ama onlar iç pazara sunulur çünkü Türk'e bir şey olmaz!).

- Taşımacılığını %95 oranında karayolu ile yapan Türkiye'nin, kaza sayısı sırlamasında 195 ülke arasında 12. olduğunu.

- Trafik kazalarının 4 yıllık zararının, 25 trilyon olduğunu. (2002) (ne kadar çok araba telef olursa o kadar daha yenisini satın alırız. İnsan hayatının önemi yok)

- Yüksek hızlı demiryolunun km maliyetinin 1.4 milyon dolar, ömrünün 30 yıl ; bölünmüş yolun km maliyetinin 1.5 milyon dolar, ömrünün 15 yıl olduğunu. (Prof. Dr. İlyas Yılmazer)

- Ankara-İstanbul arasındaki yolda yapılan Bolu Tüneli'ne (25 km) harcanan parayla, Ankara-İstanbul arasını 1,5 saate indirecek demir yolu yapılabileceğini, bu demiryolunun tüm enerji ihtiyacının, Mudurnu çayından karşılanabileceğini. ( Prof. Dr. İlyas Yılmazer)

- Bolu tünelinin Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde olduğunu, trilyonlarca para harcanan bu tünelin soğuk hava deposu olarak kullanılacağını.

- Türkiye'de Avrupa'daki toplam sayıdan daha fazla otobüs ve kamyon olduğunu.

- Avrupa ülkelerinde, elektrikli trenle yük tağımacılığının en düşük olduğu ülkede, bu oranın % 60 , yolcu taşımacılığında ise en düşük oranın % 80 olduğunu.

- 1 km karayoluna yapılacak harcamayla 5 km demiryolu yapılacağını.

- Karayolunda 5 ila 10 birim harcanarak taşınan yükün, demiryolunda 1 birim harcanarak taşındığını.

- Demiryolu ulaşımının, komünist ülkelerin tercihi olduğunu öne süren Özal'ın Türkiye'de cumhurbaşkanlığı yaptığını.

- Gaziantep-Adana arasında 4,5 milyar dolara yapılmış olan çift yolun, günde 25 bin araç trafiği için ekonomik olduğunu, ancak bu yolda günde sadece 2.500 araç trafiği olduğunu.

- Istanbul-Ankara arasını 3 saat, Ankara-Mersin arasını da 3 saatte alacak olan bir demiryolu yapılsa, bunun maliyetinin 4 milyar dolar olacağını, (Bu hattın sıradan bir hat olmayıp, Türkiye'yi besleyen sebze ve meyve seralarının "atar damarý" olduğunu ve "maliyetleri" bu yolun belirlediğini, dümdüz Konya ovasını aşan elektrikli trenlerin soğuk havalı vagon katarlarının Avrupa'ya ulaştıklarını düşünün...)

- Batı'dan Hopa'ya bir TIR'ın 3 bin dolar, bir vagonun 2.500 dolar taşıma ücreti aldığını, bir vagonun ise 3 TIR'ın taşıdığı yükü taşıdığını. (2003)
- Japonların yaptığı araştırmaya göre, karayolu taşımacılığının, deniz yoluna göre % 166 daha pahalı olduğunu. (St, tse.mart 2002 ), (ülkemizin 3 tarafı deniz miydi?)

- Ülkemizde, deniz yolunun yük taşımacılığındaki payının % 0.3 olduğunu, (2002) *300 milyar dolar olan dünya deniz taşımacılığından, Yunanistan 60 milyar dolar pay alırken, bizim ise 2,5 milyar dolar dahi pay alamadığımızı. (Eeee, Yunanistan'ın denizi daha fazla tabii)

- Ulaşım, enerji, eğitim gibi temel politikaları yanlış olan bir ülkenin kalkınamayacağını. (ve doğal olarak şöyle ya da böyle "yok olmaya" doğru sürükleneceğini, ama bunu asla hak etmediğini...)

--- BİLİYOR MUYDUNUZ?!!!

--- ŞİMDİ ÖĞRENDİNİZ....!

--- NE YAPACAKSINIZ???

http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/kara-demir-ve-hatta-denizyolu?hl=tr

--
..::CTO::..
..::CiHAN TÜRK OLSUN::..
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
--
Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
--
Özkan BOSTANCI
--

Bu mesaj ve onunla iletilen tum ekler gonderildigi kisi ya da kuruma ozel, gizlilik yukumlulugu tasiyor olabilir. Bu mesaj, hicbir sekilde, herhangi bir amac icin cogaltilamaz, yayinlanamaz ve para karsiligi satilamaz; mesajin yetkili alicisi veya alicisina iletmekten sorumlu kisi degilseniz, mesaj icerigini ya da eklerini kopyalamayiniz, yayinlamayiniz, baska kisilere yonlendirmeyiniz ve mesaji gonderen kisiyi derhal uyararak bu mesaji siliniz. Bu mesajin bilinen viruslere karsi kontrolleri yapilmistir.

Bu mesajı yalnız kaynağı ile kullanabilir veya çoğaltabilirsiniz.

Copyright © 2008 CiHAN TÜRK OLSUN Corporation

This message (including any attachments) is intended only for the use of the individual or entity to which it is addressed and may contain information that is non-public, proprietary,privileged, confidential, and exempt from disclosure under applicable law or may constitute as attorney work product.If you are not the intended recipient, you are hereby notified that any use, dissemination, distribution, or copying of this communication is strictly prohibited. If you have received this communication in error, notify us immediately by telephone and (i) destroy this message if a facsimile or (ii) delete this message immediately if this is an electronic communication.

Allowed either use or coppy this message as its source.

Copyright © 2008 CiHAN TURK OLSUN Corporation

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Türkiye'nin Dip Dalgası || http://www.dipdalga.com ( üye olup yazı ekleyebilirsiniz)

Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Türkiyenin Dip Dalgası" grubu.
Bu gruba posta göndermek için, e-posta atın : dipdalgasi@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: dipdalgasi-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/dipdalgasi?hl=tr adresinde
bu grubu ziyaret edin

Bu grup hakkında ayrıntılı bilgi için, e-posta atın : dipdalgasi-owner@googlegroups.com

2 Aralık 2008 Salı

BATI DENİLEN BİLİNMEZ

BATI DENİLEN BİLİNMEZ -1-1 Aralık 2008 Pazartesi, 7:23
BATI DENİLEN BİLİNMEZ -1- BATI = BEŞ BENZEMEZ!

Bugünlerde ülkemizde "DÜNYAYLA BÜTÜNLEŞMEK" palavrasının arkasına sığınarak, bir BATI'YA YARANMA ve YAMANMA politikası yürütülüyor!...
TÜRKİYE, kapitülasyonlardan bin beter şartlar getirecek olan GÜMRÜK BİRLİĞİ'ne girdi!.. AVRUPA BİRLİĞİ'ne alınmak için KIBRIS'ı, hatta GÜNEYDOĞU ANADOLU'yu gözden çıkartmış politikacı ve "aydın"larımız var!..



NATO genişliyor, MÜSLÜMAN ülkelere saldırmaya hazırlanan bir HAÇLI İTTİFAKI haline geliyor!...



A.B.D. bizi İSRAİL'le can-ciğer kuzu sarması yapmak için özel bir gayret sarfediyor!.. Böylece diğer MÜSLÜMAN ÜLKELER ile, TÜRK CUMHURİYETLERİ ile, hatta MAZLUM GERİ KALMIŞ ÜLKELER ile aramızı açmak istiyor!.. Bizi kullanıp onları EZMEK, SÖMÜRMEK istiyor!..



Yıllarca AMERİKAN uçakları TÜRKİYE'den kalkıp komşumuz IRAK'ta MÜSLÜMAN kardeşlerimizi, TÜRKMEN soydaşlarımızı bombaladı!.. IRAK'ı TÜRKİYE'ye can düşmanı yapma, bölgede bir uydu "kürt devleti" kurup hem petrolü ele geçirmek, hem de TÜRKİYE'yi bölmek çabası artık saklanmıyor bile!..



Hem AVRUPA, hem A.B.D. bir yandan kendine yapılan terörist saldırılara olmadık sertlikte karşılık vererek mazlumların ölmesine sebep olurken, bir yandan da bizdeki ve diğer müslüman ülkelerdeki bölücü terörü destekliyor!.. ENDONEZYA'dan DOĞU TİMOR' u koparttı, şimdi başka kısımlarına göz dikti. Daha önce YUGOSLAVYA'yı parçalayıp, MAKEDONYA ve KOSOVA'yı perişan ettiği gibi!..



Ermeni dölü APO İtalya'ya sığındı da; ne o, ne Almanya, ne İngiltere, ne Fransa geri verilmesine yanaşmadılar!.. Asılmasın diye uğraştılar, ve sözde milliyetçi MHP'yi bile idam cezasını kaldırma konusunda "ikna" ettiler. Ondan sonraki AKP hükümetleri de "ikna" olup içerdeki teröristleri sokağa salacak "pişmanlık" yasaları çıkarttı... sanki aralarında pişman olan varmış gibi!..



Bunlar sürerken bir yandan da "dostluk, müttefiklik, işbirliği" palavraları havada uçuşuyor!.. Hâlâ dışarda ve içerde, "özelleştirmenin mucizevî fazileti, globalleşmenin yararları, serbest piyasa ekonomisinin üstünlüklerinden, dünyaya açılmanın inanılmaz hafifliğinden dem vuruyorlar.



Batılılar bizde hep "ufak" bir kusur buluyorlar!.. Biz "insan hakları"na saygılı değilmişiz!.. Bizi biraz "islah" etmek, "yontmak" istiyorlar!.. Ama ne kadar uğraşsalar, bir türlü adam olamıyoruz... Önümüze bir takım "uyum" paketleri koyuyorlar, uyuyoruz, gene olmuyor... Hadi, bir paket daha!..



Çetin Altan'ı, Mehmet Altan'ı, Ahmet Altan'ı, alta yatanı hep "bizim geri olduğumuz, medeniyeti ve demokrasiyi ancak BATI'dan öğrenebileceğimiz, BATI ile bütünleşmezsek yok olup gideceğimiz"i söyleyip duruyorlar!..



Biz bunlara hiç mi hiç katılmıyoruz!.. Bu yazı dizimizde, bize çok makbul bir şeymiş gibi yutturulan BATILILAŞMA konusunda, kendi fikirlerimizin yanı sıra, yerli ve yabancı yazarların bu konudaki düşüncelerine yer vereceğiz... BATI DENEN BİLİNMEZ'i biraz olsun tanıtmak; sinsi emellerini anlatmak istiyoruz!..



Çünkü kimse BATI İNSANI'nı tanımıyor!.. BATI ZİHNİYETİ'ni bilmiyor!.. ZALİM EMPERYALİST HIRİSTİYAN BATI TARİHİ'nden bihaber!.. Daha 50 yıl önce bu YAMYAMLAR'ın insan yağından SABUN, insan saçından ELBİSE, insan derisinden ÇANTA yaptığını hatırlamıyor!.. Varsa yoksa bir BATI HAYRANLIĞI!..



Ancak bir endişemiz var... 1838'den beri (TANZİMAT) beyinler bu konuda öylesine yıkanmış ki, biz ne söylesek, hatta bazı yerli yazarlardan alıntılar yapsak, inandıramıyacağız gibi geliyor!.. Çünkü kim ağzına açsa, "TÜRKİYE terchini BATI'dan yana yapmıştır!" diyor!..



Acaba bu tercihi kim yaptı?.. ATATÜRK mü?.. Asla!..



ATATÜRK hiç bir zaman BATI ülkelerine güvenmemiş, onlarla 20 yıllık (1918-1938) SİYASİ hayatı boyunca hiç bir İTTİFAK'a girmemiştir!..



Tercihi yapan, baştan beri MANDACI olan İSMET PAŞA'dır!.. (1947) Bugün onun TESLİMİYETÇİ, PISIRIK, BATI HAYRANI DIŞ POLİTİKASI "atatürkçülük" diye bilinmekte, gençler yanıltılmaktadır!.. Tam 50 yıldır bu SİNSİ OYUN böyle sürüp gitmektedir!..



Ama biz kararlıyız!.. Artık bu OYUN'a bir SON vereceğiz!.. MANDACILAR'ın, SAHTE "ATATÜRKÇÜ"LER'in, SATILMIŞLAR'ın, VATANI DEVLETİ SATMAYA YELTENENLER'in, HAİN BÖLÜCÜLER'in foyasını meydana dökeceğiz!.. Güvendikleri BATI'yı, yerin dibine batıracağız!..



İddiaların aksine, ATATÜRK "batıcı" olmak ne kelime; HIRİSTİYAN EMPERYALİST KAPİTALİST ZALİM BATI DÜNYASI ile, onlara UŞAKLIK eden YERLİ İŞBİRLİKÇİLER'den nefret eder!.. Ülkenin içinde bulunduğu SEFALET ve ÇÖKÜNTÜ'yü bu iki HABİS RUHLU güruhun bir arada hareket etmesine bağlar:



- Milletimiz asırlardan beri iki müstebit kuvvetin, iki imhakâr kuvvetin baskısında müteessir ve müteellim olmakta idi!.. O iki kuvvetten birisi doğrudan doğruya MEMLEKET ve MİLLETİ İDARE ETMEK İDDİASINDA BULUNAN MÜSTEBİTLER... ikincisi bütün bir EMPERYALİST ve KAPİTALİST ÂLEM'dir!..



Asırlarca bu İKİ KUVVET'in BASKI'sı altında kalmış olan MİLLET, tabii gayet ZEBUN bir haldedir!.. (13.10.1924)



ATATÜRK geçmişi değil, sanki bugünü anlatıyor!.. Asırlardır süregelen bu YOK EDİCİ BASKI ve HAİN İŞBİRLİĞİ hâlâ bitmiş değil!.. TAM TERSİNE, son 60 yılda gittikçe arttı, son 20 yılda da tamamen azıttı!.. Başımızdaki UŞAK tiynetli, HAİN ruhlu YÖNETİCİLER ile HIRİSTİYAN EMPERYALİST KAPİTALİST ZALİM BATI DEVLETLERİ el ele vermiş, halkımızı nasıl eziyorlar, görüyorsunuz!..



ATATÜRK; BATILILAR'ın bizi HAKİR gördüğünü, HAK-HUKUK'tan anlamaz, KIYMET BİLMEZ bir HAYVAN SÜRÜSÜ saydığını, bunun için de elimizdeki TOPRAK ve TABİİ KAYNAKLAR'ı almakta, adeta kendilerini HAKLI gördüklerini bakın nasıl anlatıyor:



- EMPERYALİST KUVVETLER; MİLLET'imizi HUKUK, HAYSİYET ve İSTİKLAL'den mahrum ve bunları gayr-ı müdrik bir HAYVAN SÜRÜSÜ telakki ettiği için, böyle bir sürünün elinde SONSUZ TABİİ KAYNAKLAR'a malik KIYMETLİ ve GENİŞ bir memleketin bırakılmasını, tabii caiz görmezlerdi!..



Bugün de böyle değil mi?.. İkide-birde gelip bize "insanlık, hukuk" dersi vermeye kalkmıyorlar mı?.. Bütün TABİİ KAYNAKLAR'ımızı, SAHİLLER'imizi, MİLLİ KURULUŞLAR'ımızı "siz beceremezsiniz, bunları özelleştirin, biz gelip işletelim" diyerek elimizden almaya kalkışmıyorlar mı?..



Bizim SATILMIŞ YÖNETİCİLER de onlara "Emredersiniz!" deyip, hemen gerekli değişiklikleri yapmıyorlar mı?..



ÖZAL haini bu yüzden YABANCILARA TOPRAK SATIŞI'na izin veren kanunu çıkarmadı mı?.. Türkiye'nin bütün ÇİMENTO FABRİKALARI'nı FRANSIZ şirketine YOK PAHASINA satmadı mı?..



Ondan sonra gelenler diğer tiynetsizler "zarar ediyoruz" bahanesiyle en KÂRLI tesislerimizi, HAYATİ kuruluşlarımızı YABANCILAR'a peşkeş çekmediler mi?



Hâlâ da çekmiyorlar mı?.. Üstelik birbirleriyle yarışarak!.. Gavura göz kırpıp "Valla ben daha fazla özelleştirmeciyim" diye işmar çekerek!..



ATATÜRK bu sinsi yaklaşımın arkasındaki ARTNİYET'i şöyle anlatıyor:



- Onların telakkisine göre, bu memleketi PARÇALAMAK ve bu memleketteki insanları ESARET altına almak lazımdı!... Bir taraftan da DAHİLDE bulunan GAFİL ve HAİN KUVVETLER, MEMLEKET ve MİLLET'i adeta bu HARİCİ KUVVETLER gibi telakki ediyorlardı!... (13.10.24)



Bugün de aynı değil mi?.. İstisnasız bütün PARTİ LİDERLERİ, MİLLETVEKİLLERİ'nin hemen hepsi, BÜROKRATLAR, AYDIN ve SANATÇI GEÇİNENLER'in tümü TÜRKİYE'yi, TÜRK İNSANI'nı BATI GÖZLÜĞÜ ile değerlendirmiyorlar mı?.. Biz içerden ne kadar İYİ desek; dışardakiler KÖTÜ deyince, "Onlardan iyi mi bileceksin?" diye bize karşı çıkmıyorlar mı?..



Bakın bir sonraki ifadesinde ATATÜRK BATI'ya nasıl hitap ediyor:



- GARB'IN HİÇ BİR VAKİT AFFETMEYECEĞİMİZ ZALİMLERİ, memleketimiz TÜRKİYE'yi parçalamak, bu topraklarda yaşayan MİLLETİMİZİN HAYSİYETİ'ni, İSTİKLALİ'ni payimal etmek için verdikleri asırlık kararı en nihayet tatbike koyarken, MİLLETİMİZ MEVCUDİYETİNİ MUHAFAZA lüzumuna kanidir!...(13.10.24)



GARB'IN HİÇ BİR ZAMAN AFFETMİYECEĞİMİZ ZALİMLERİ!... İşte HIRİSTİYAN EMPERYALİST KAPİTALİST ZALİM YAMYAM TİPLİ BATILI DEVLETLER için bundan daha uygun bir ifade olamaz!.. TÜRKİYE, BATILI DEVLETLER'in geçmişte yaptıklarını asla affetmiyecektir!.. Bugün yapmaya çalıştıklarını da asla gözden kaçırmıyacaktır!..



BATILI DEVLETLER, ancak böyle değerlendirilirse, gerçeğe ulaşılmış olur!.. BATILI DEVLETLER'in TÜRK TARİHİ'ndeki, TÜRK İSTİKBÂLİ'ndeki yeri ancak budur!.. BATI, BUNDAN BAŞKA TÜRLÜ DEĞERLENDİRİLEMEZ!..



Yalnız burada çok önemli bir husus var!.. ATATÜRK, MİLLET'in tutumunun FARKLI olduğunu söylüyor!..TÜRK MİLLETİ'nin hem BATILI ZALİMLER'e, hem de onların İŞBİRLİKÇİLER'ine direndiğini, MEVCUDİYETİ MUHAFAZA için MİLLİ MÜCADELE'ye giriştiğini söylüyor!.. Yani MİLLET başka yönde, baştaki HAİNLER başka yönde!.. Baştakilerin tercihi, adı batası BATI'dan yana!... Ya MİLLET'in tercihi???



Elbette ki HAK'tan , DOĞRU'dan, MAZLUM'dan yana!.. MİLLİ MÜCADELE bu yüzden BATI iledir!... MÜDAFAA-YI HUKUK, BATI'ya karşıdır!.. Ve sadece TÜRKİYE'nin kendi adına yapılan bir MÜCADELE değildir!... Bunu da ilerde vereceğiz!...



Devam edelim... ATATÜRK bu ZALİM KAPİTALİST EMPERYALİST HIRİSTİYAN GÜÇLER'in bize DÜŞMANLIK duymasının yeni bir şey olmadığını, bunun YÜZYILLARDIR süre gelen ve gittikçe artan bir KİN'in sonucu olduğunu, ve artık VAZGEÇİLMEZ bir GELENEK haline geldiğini belirtiyor!... Yani biz BATI'ya sevgi duysak ta, BATI bizi YOK ETMEK'ten vazgeçmez!..



Bu "felaket senaryosu" falan değil!.. ATATÜRK'ün tesbiti!..



- Bu ülkelerde duygular, fikirler TÜRKİYE'NİN YOKEDİLMESİ noktasında yoğunlaşmıştır!.. Ve bu yoğunlaşma yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir GELENEK biçimine dönüşmüştür!... (14.10.1921)



- Yüzyıllardır DÜŞMANLARIMIZ, AVRUPA ULUSLARI arasında TÜRKLER'E KARŞI KİN ve DÜŞMANLIK fikirleri telkin etmişlerdir... Bu fikirler bir zihniyet meydana getirmiştir... AVRUPA'da bugün de "TÜRK'ün her türlü ilerlemeye düşman bir adam olduğu, gelişmeye elverişsiz bir adam olduğu" sanılmaktadır... Bu çok büyük bir yanılgıdır!..



- Bizi aşağı olmaya mahkûm bir halk olarak tanımakla yetinmemiş olan BATI, YIKILMAMIZI ÇABUKLAŞTIRMAK İÇİN NE LAZIMSA YAPMIŞTIR! (1923)



Gerçekten de ZALİM EMPERYALİST HIRİSTİYAN BATI İNSANI bize 1096 yılından beri DÜŞMAN'dır!.. Bu düşmanlıktan da asla vazgeçmiyeceklerdir!.. Bizi önce AVRUPA'dan atmak, sonra ANADOLU'dan kovmak, en sonunda da YOK ETMEK ister!.. Bu niyeti hiç bir zaman değişmiyecektir!..Bizim de bu gerçeği hiç bir zaman gözardı etmemek gerekir!..



Sonuçta ya onlar yok olacak, ya da biz!..



Biz bu MÜCADELE'den korkmuyoruz!.. Çünkü ALLAH doğruların yardımcısıdır!.. 1.5 milyon nüfuslu ÇEÇENİSTAN, 150 milyonluk RUSYA'yı nasıl terletiyor sanıyorsunuz?.. Gerekirse, BATI ile bir kere daha savaşırız!.. Çünkü onların bizi İSTİLA, İŞGAL, BÖLME niyetleri asla ortadan kalmıyacak!..



BATI kabadayıdır, külhanbeyidir!.. Öyle hak hukuk tanımaz. İstediğini vermeyenin ülkesini işgal etmeye, bölmeye kalkar!... IRAK'ta, YUGOSLAVYA'da, ENDONEZYA'da, PANAMA'da olduğu gibi!..



Bilmiyenler için söyliyelim, PANAMA, Panama Kanalı'nı Amerikalılar'a peşkeş çekmekten vazgeçen KOLOMBİYA'dan koparılmış bir ülkedir. Sonra o da Amerika'ya kafa tutunca NORİEGA döneminde işgale uğradı.



Devam edelim:



- İSTİLÂ fikri ile açılmış olan Cihan harbini hitama erdiren galipler, teklif ettikleri barış şartları ile ana TOPRAKLARIMIZ'ı, İSTİKLÂL ve HÜRRİYETİMİZ'i elimizden almaya, asırlardan beri İSLAM'IN ve TÜRKLÜĞÜN fedakâr MUHAFIZI olan MİLLETİMİZ'i ESİR derecesine indirmeye kalkıştılar!.. (14.10.21)



Bunu her an tekrarlıyabilirler!.. Ordu ile yapmalarına gerek yok!.. Ekonomimize çökerterek bizi ESİR alabilirler!.. Şimdi yapmaya çalıştıkları da o zaten!..



ATATÜRK bu ZALİM EMPERYALİST KAPİTALİST HIRİSTİYAN BATI ÜLKELERİ'nin bizi İŞGAL ederken, bir de utanmadan MEDENİYET, İNSANLIK öğretme iddiasında olduklarını söylüyor!..



En kötüsü, bizim aptal, satılmış YÖNETİCİLERİMİZ'in de buna inandığını, ve böylece ÜLKE SATHI'na çok tehlikeli YANLIŞ bir ZİHNİYET'in yayıldığını belirtiyor:



- Nihayet "TÜRKİYE'yi ıslah etmek", "TÜRKİYE'yi uygarlaştırmak" gibi bir takım bahanelerle TÜRKİYE'NİN İÇ HAYATI'na, İÇ YÖNETİMİ'ne sızmışlardır!.. Bunun etkisi altında kalarak milletin, en çok da YÖNETİCİLER'in zihinleri tamamen bozulmuştur!..



- Artık DURUMU DÜZELTMEK, hayat bulmak, İNSAN OLMAK için mutlaka AVRUPA'dan NASİHAT almak, bütün işleri AVRUPA'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri AVRUPA'dan almak gibi bir takım ZİHNİYETLER ortaya çıktı!.



- TÜRKİYE'NİN nasılsa BAŞINA GEÇMİŞ olan bir takım İNSANLAR, galip düşmanlar karşısında susmaya mahkummuş gibi, TÜRKİYE'yi ATIL ve ÇEKİNGEN bir halde tutuyorlardı!... KORKAK ve MÜTEREDDİT idiler!...



- TÜRKİYE'nin fikir adamları adeta kendilerine hakaret ediyorlardı!... Diyorlardı ki, "Biz ADAM değiliz ve olmayız!... Kendi kendimize ADAM olmamıza ihtimal yoktur!.."



- Canımızı varlığımızı BİZE DÜŞMAN OLDUĞUNDAN HİÇ ŞÜPHE EDİLMEYEN AVRUPALILAR'a kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı!.. "Onlar bizi idare etsin!" diyorlardı!... (6.3.1922)



- Oysa HANGİ İSTİKLÂL VARDIR Kİ, YABANCILARIN NASİHATLARIYLA, YABANCILARIN PLANLARIYLA YÜKSELEBİLSİN!.. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir!..

Gördünüz mü?..



ATATÜRK sanki BUGÜNLER'i, bugünlerin ÇİRKEF, KOMPLEKSLİ, HAİN POLİTİKACILAR'ını tarif etmiş!..



Sadece POLİTİKACI değil; KADINLI-ERKEKLİ nice sözde AYDIN-YAZAR-ÇİZER-BOZAR takımı ve SANATÇI MÜSVEDDESİ kişi TÜRK İNSANI'nı tepeden bakıp, AYNEN bunları TELKİN etmiyor mu?..



Ya şu MEHMET BARLAS?.. Sık sık televizyona çıkıp, "Artık BAĞIMSIZLIK devri kapandı, herkes birbirine BAĞIMLI!.. AMERİKA bile IRAK'a bağımlı!" diye ESARET propogandası yapmıyor muydu?..



Efendi, AMERİKA "bağımlı" olduğu IRAK'ı canı istediği zaman gidip bombalıyor!..İstediği zaman da gidip işgal ediyor!.. Sen seni sömüren AMERİKA'yı, APO'yu vermiyen İTALYA'yı, bölücülüğü kışkırtan İNGİLTERE'yi, sana binbir tuzak kuran ALMANYA'yı bombalıyabiliyor musun?.. KIBRIS'ta kendi toprağını bile muhafaza edebiliyor musun?



O senin dediğin TABİİ KAYNAKLAR, TİCARET yönünden bağımlılıktır!.. PARA'n varsa satın alırsın, yoksa SİLAH GÜCÜ'yle!.. Veya MALI'nı satarsın, almazsa SİLAH DAYARSIN!.. AMERİKA'nın 1800'lerde JAPONYA'ya yaptığı gibi!..



ATATÜRK bundan sonra sözleri ile BİZE DÜŞMAN OLDUĞUNDAN HİÇ ŞÜPHE EDİLMEMESİ GEREKEN BATILI DEVLETLER'in bu bizi "islah etme, kalkındırma" palavrasına kanan aptal BOZUK ZİHNİYET'li kişiler yüzünden, TÜRKİYE'nin ve TÜRK İNSANI'nın hem MADDİ hem MANEVİ yönden büyük ÇÖKÜŞ'e uğradığını belirtiyor:



- İşte TÜRKİYE, bu YANLIŞ ZİHNİYET'le malûl olan bazı YÖNETİCİLER yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür!..



- Bu düşüş, yalnız MADDİ şeylerde olsaydı, hiç bir önemi yoktu!.. Ne yazık ki, TÜRKİYE ve TÜRKİYE halkı AHLAK bakımından da düşüyor!..(8)

Bu ne acı bir gerilemedir!.. "Kalkınıyoruz, ilerliyoruz, zengin oluyoruz" derken hem bu ZALİM EMPERYALİST KAPİTALİST HIRİSTİYAN BATILI DEVLETLER'e soyuluyoruz, hem de MANEVİ DEĞERLER'imizi kaybediyoruz!.. SECİYELİ MİLLET olmaktan çıkıp AHLAKSIZ, NAMUSSUZ bir güruh haline dönüşüyoruz!..



Bu durum 75-80 önce de aynen yaşanmıştı!.. Hatta 1838'den beri yaşanıyor!.. Daha da eskiye giderseniz, 1600'lerden beri BATILI DEVLETLER kendi AHLAKSIZ düzenlerini bize yutturmaya kalkmışlardır!...



Bunu biz demiyoruz!... MACAR asıllı HIRİSTİYAN bir delikanlı iken ESİR düşen, sonra Müslümanlığı kabul edip DEVLET görevleri alan ve çeşitli hizmetlerde bulunan, TÜRKİYE'de ilk MATBAA'yı kuran İBRAHİM MÜTEFERRİKA, "USUL-ÜL HİKEM" adlı kitabında(1732) şunları söylüyor:



- HIRİSTİYAN MİLLET, BİR TEK MİLLET VE KÜÇÜK TOPLULUK İKEN YERYÜZÜNE YAYILARAK DAHA DA ÇOĞALDI... BU MÜSİBET TOPLULUK GÜÇLENİP ARZIN HER YANINI GEMİLERİYLE GEZDİLER... DOĞUNUN BATININ HER YANINDA NİCE BELDELERE MUSALLAT OLUP ORALARI ALDILAR!..



- DEVLET-İ ALİYE-Yİ OSMANİYE (ALLAH DAİM ETSİN) ORTAYA ÇIKIP ELİNİ UZATMIŞ, FAKAT AYAĞINI UZATMADAN YİNE O CİBİLLİYETSİZ TOPLULUK DOĞUYA YOL BULUP, UZAK MEDENİYETLERE ULAŞMIŞTIR!..



- İSLAM AHALİSİ İSE, SÖZ KONUSU EDİLEN TOPLULUĞUN BU HALİNE GAFLET, HATTA KÜÇÜMSEME VE DİKKATSİZLİK İÇİNDE KAYITSIZ KALDI!..



- O PİS GÜRUHUN SULTANLARI VE HÜKÜMDARLARI ARAŞTIRILIP HAKLARINDA BİLGİ SAHİBİ OLMAK GİBİ EN MÜHİM ŞEY, NEDENSE YERİNE GETİRİLMEMİŞTİR!..



- DEVLET-İ ALİYYE İLE KOMŞU OLANLAR, KÖTÜ EMELLERLE İÇTEN İÇE DÜŞMANLIK BESLERLER VE HER AN FIRSAT GÖZLERLER!



- BUNLARIN TOPLULUKLARI AZ İKEN ÇOĞALMALARINA, YENİLMİŞKEN ÜSTÜNLÜK GÖSTERMELERİNE İZİN VERİLMEMELİDİR!..



- ÂLEME YAYILMALARINDAN, UĞURSUZ DEVLET DÜZENLERİNDEN, HÜKÜMET ETME TARZLARINDAN, BELDELERLE İLGİLİ TEDBİRLERİNDEN, KANUNLARINDAN GAAFİL BULUNMAMAK GEREKİR!..



- BÖYLECE İSLAM BELDELERİNİ İSTİLALARINA VE KÜFÜR DİYARINA İLHAK ETMELERİNE MÜSAMAHA GÖSTERİLMEMELİDİR!..



- BEŞERİN EN HAYIRLI ÜMMETİ OLAN İSLAM MİLLETLERİNİN MESKENLERİ TAMAMEN YERYÜZÜNE YAYILMIŞTIR... (ANCAK) UZAK YERLERDE YERLEŞMİŞLER, BİRBİRİNDEN HABERSİZ KALMIŞLARDIR... NİCELERİ KÜFFARIN TASALLUTUNA ÇARESİZ VE DERMANSIZ KALMIŞTIR!..



- HIRİSTİYAN ÂLEMİNİN İNCİL, TEVRAT VE ZEBUR ZANNETTİKLERİ KİTAPLARDA HALLERİNİ, DAVRANIŞLARINI DÜZENLİYEN GEREKLİ ŞER'İ HÜKÜMLER BULUNMAMAKTADIR!.. BU YÜZDEN DEVLET, GENEL DÜZENİ AKLA DAYANAN BİRÇOK KANUN VE KAİDELERLE SAĞLAMAKTADIR... KÖTÜ İÇLİ KÂFİRİN GİYDİĞİ UĞURSUZ ELBİSE VE GİYİŞ TARZLARI PEK SAKİLDİR!..



- YERYÜZÜNDE ÜSTÜNLÜKLERİ İLE ÖĞÜNEN HIRİSTİYAN MİLLETLERİN İFTİHAR DUYDUKLARI BAŞŞEHİR ROMA'DIR!.. ROMA ŞEHRİ TÜRK HALKI ARASINDA "KIZIL ELMA" NAMIYLA ŞÖHRET OLMUŞTUR...



Buna devam etmek mümkün... Ama biz sadece bundan 250 yıl önce HIRİSTİYANLAR'ın arasından çıkıp ta, bizim aramıza gelen birinin o dönemde dahi BATI'nın ÇİRKİN YÜZÜ'nü ne kadar iyi gördüğünü ve İSLAM DİYARI'nı onlardan korumak için yazdığı kitapta PADİŞAH'a neler tavsiye ettiğini göstermek istedik!



Belki Padişah'a yaranmak için Hıristiyanların kıyafetini "sakil", yani çirkin ve biçimsiz bulduğu söylenebilir... Ama gerçekten BATILILAR'ın kıyafeti çirkindir. Bunu 100 yıl sonra, Sultan 2. Mahmud zamanında TÜRKİYE'ye uzman olarak gelen (general) MOLTKE şöyle ifade ediyor:



- "Memleketin ileri gelenleri arasında ESKİ GÜZEL TÜRK KIYAFETİNİ, AVRUPA BİÇİMİ ÜNİFORMANIN ZEVKSİZ VE RAHATSIZ TAKLİDİYLE ilk DEĞİŞTİREN HÜSREV PAŞA'DIR!" ... (Moltke'nin Türkiye Hatıraları, sf. 41)



İBRAHİM MÜTEFERRİKA, ANADOLU TÜRKLERİ'nin görevini çok doğru tesbit etmiş!... Bütün İSLAM DÜNYASI'nı ZALİM EMPERYALİST HIRİSTİYAN BATI DEVLETLERİ'ne karşı korumak!..



ATATÜRK ülkemizle ilgili son derece önemli bir STRATEJİK TAHLİL, bir DURUM DEĞERLENDİRMESİ yapıyor ve aynı sonuca varıyor:



- "GARP ÂLEMİ, OSMANLI DEVLETİ'ni yıkmak için ortaya ŞARK MESELESİ namıyla bir mesele çıkarmıştı... GARP öyle zannediyordu ki, OSMANLI DEVLETİ'ni yıkmakla, onu vücuda getiren ASIL UNSUR'u da (TÜRKLER'i) yıkacaktı!..." (31.1.1923)



- "Bu vaziyette ANADOLU'yu gözönüne getirmenizi rica ederim... ANADOLU; bütün ASYA'NIN, BÜTÜN MAZLUMLAR DÜNYASI'NIN ZULÜM DÜNYASI'NA DOĞRU İLERİ SÜRDÜĞÜ BİR VAZİYETTE bulunmaktadır..."



- "ANADOLU bu vaziyeti ile bütün ZULÜMLERE, HÜCUMLARA, TAARRUZLARA MARUZ bulunuyor!.. BU HÜCUMLARIN UMUMİ HEDEFİ BÜTÜN ŞARK'TIR!.. ANADOLU her türlü tasallutlara, taarruzlara karşı bütün mevcudiyetiyle NEFİS MÜDAFAASI etmektedir..."



- "ANADOLU bu müdafaası ile yalnız kendi hayatına ait vazifeyi ifa etmiyor... Belki bütün ŞARK'a müteveccih hücumlara SET çekiyor!.. BU HÜCUMLAR ELBETTE KIRILACAKTIR!.. Bütün bu tasallutlar mutlaka nihayet bulacaktır." (18.10.1921)



- "Bütün MAZLUM MİLLETLER, ZALİMLER'i bir gün MAHV ve NABUT edeceklerdir!.." (3.1.19922)



- "İşte ANCAK O ZAMAN GARP'TE, BÜTÜN CİHANDA HAKİKİ SÜKUN, hakiki REFAH VE İNSANİYET HÜKÜM SÜRECEKTİR!" (18.10.1921)



ATATÜRK "belki tam olarak anlaşılmamıştır diye" aynı gerçeği bir başka ifadeyle tekrarlıyor:



- "TÜRKİYE'nin bugünkü mücadelesinin yalnız TÜRKİYE'ye ait olmadığını, bir defa daha teyit etmek istiyorum!.."



- "TÜRKİYE'nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi... TÜRKİYE mühim bir gayret sarfediyor!.. Çünkü müdafaa ettiği, bütün MAZLUM MİLLETLER'in, bütün ŞARK'IN DAVASI'dır!.. Ve bunu nihayete getirinceye kadar TÜRKİYE, ŞARK milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir..." (Temmuz 1920)



- "Biz BATI EMPERYALİSTLERİ'ne karşı yalnız KURTULUŞ ve BAĞIMSIZLIĞIMIZ'ı korumakla yetinmiyoruz... Aynı zamanda BATI EMPERYALİSTLERİ'nin, güçleri ve bilinen amaçlarıyla TÜRK MİLLETİ'Nİ EMPERYALİZME ARAÇ OLARAK KULLANMAK İSTEMELERİNE ENGEL OLUYORUZ... Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz!" (20.6.1920)



ATATÜRK, ANADOLU TÜRKLERİ'nin konumuyla ilgili bir önemli tesbit daha yapmaktadır:



- "Durum incelenirse görülür ki, TÜRKİYE DOĞU MANEVİYATI'yla başlayan, BATI maneviyatıyla sona eren bir yol üzerinde bulunuyor..."



- "BATI'ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, ASIL MAYAMIZ olan DOĞU MANEVİYATI'ndan tamamiyle soyutlanıyoruz!.. Hiç şüphesiz ki, bundan milleti ÇÖKÜNTÜ ve YOKOLMA çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez!.."



ATATÜRK burada bir sürç-ü lisan etmiş, "BATI maneviyatıyla sona eren" demiş... Aslında o ifade "BATI MADDİYATI" olmalıdır... BATI'da MANEVİYAT yoktur ki!.. DİN'ini bile DOĞU'dan almıştır!..



Şu halde TÜRKİYE, DOĞU MANEVİYATI ile başlayıp BATI MADDİYATI ile biten ve bir DEĞİŞİM yolunun üzerinde bulunuyor... İşte bu yüzden çok DİKKATLİ hareket etmek şart!.. ATATÜRK, BATI'nın MADDİ, TEKNOLOJİK imkanlarından yararlanırken, sahip olduğumuz DOĞU kökenli MANEVİYAT'ı ASLA kaybetmememiz gerektiğini hatırlatıyor! Eğer MANEVİYATIMIZ'ı kaybedersek, HİÇ ŞÜPHESİZ sonuçta MİLLET, DEVLET ve ÜLKE olarak YOK OLMA durumunda kalacağımız ikazını yapıyor!..



Şimdi gelin söyleyin!.. Hangi HÜKÜMET, hangi DIŞİŞLERİ, hangi MECLİS bu gerçeğin idrakinde olarak BATI ile olan BİTMEZ TÜKENMEZ MESELELERİMİZ'i ele alıyor?.. Acaba kendilerinin haberi var mı?



Hangi AYDIN, hangi YAZAR bu TEHLİKE'nin üzerinde duruyor?.. Hangi TELEVİZYON YAYINI, RADYO, GAZETE, DERGİ bu hususu işliyor?.. Halka ulaştırmaya çalışıyor?..



Biz hiç OKUL'da, ÜNİVERSİTE'de bu ÇÖKÜŞ, hatta YOK OLMA TEHLİKESİ'ne karşı bir eğitim aldık mı?.. Peki o zaman niye her 5 yılda bir Hükümet, işadamları, aydın geçinenler "yıkıldık, battık, bittik, yok olduk," diye feryat edince şaşırıyoruz?.. ATATÜRK bu sıkıntılara düşeceğimizi, hatta YOK OLMA tehlikesi ile karşılaşacağımızı 70 yıl önce söylemiş ve tedbirini de göstermiş!.. Meseleye nasıl baktığını onun ağzından dinliyelim:



- "MİLLET ve MEMLEKETİN MENFAATLERİ İCAB ETTİRİRSE, milletlerden her biriyle MEDENİYET icabı olan DOSTLUK ve SİYASET münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim... ANCAK BENİM MİLLETİMİ ESİR ETMEK İSTEYEN herhangi bir MİLLETİN, bu arzusundan vazgeçinceye kadar AMANSIZ DÜŞMANIYIM!.."



- "Eğer ECNEBİ DÜŞMANLIĞI'ndan o kadar pahalı elde edilen bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa... EVET, bizim ECNEBİ DÜŞMANI olduğumuz söylenebilir!... Evvelce size açıkça söyledim: HENÜZ GÜVENİMİZ TAM DEĞİLDİR!.. TÜRKİYE'DE bulunan ECNEBİ TEŞEBBÜSLERİN, ECNEBİ AMAÇLARININ içimizde UYANDIRDIĞI KAYGILAR, bütünüyle ORTADAN KALKMIŞ DEĞİLDİR!.."



- "Bazen aşırı derecede KUŞKULU davranıyorsak, bize çok pahalıya mal olan HÜRRİYET'imizi kaybetmek konusundaki korkumuzdandır!.." (29.10.1923)



- "Düşmanlarımızın emellerini yakından biliyoruz!.. DÜŞMANLARIMIZIN bu emellerini elde etmek için amaçlarına ulaşmak için KEŞFETTİKLERİ EN GÜÇLÜ ARAÇ, yine BİZİ BİRBİRİMİZE ÇARPIŞTIRMAKTAN İBARET OLMUŞTUR!.." (24.4.1920)



ATATÜRK, BATILI DEVLETLER'e hiç güvenmiyor!.. Onlarla hiç bir İTTİFAK'a girmiyor!.. Onların şirketlerine, kuruluşlarına, derneklerine hep KUŞKU ile bakıyor!..Onları asla SERBEST ve BAŞIBOŞ bırakmıyor!.. Onların bizimle olan münasebetinin sözde dostluğunun altında mutlaka bir HİNOĞLU HİNLİK bulunduğu biliyor!.. Mutlaka bizim aleyhimize bir TALEP ile karşımıza çıktıklarını söylüyor:

DEVAMI>>> http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/bati-denilen-bilinmez--1?hl=tr
--
Özkan BOSTANCI
--
..::CTO::..
..::CiHAN TÜRK OLSUN::..
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
--
Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

12 Ekim 2008 Pazar

TARİH ÜZERİNE

TARİH ÜZERİNE
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/tarih-zerine?hl=tr&msg=ns
(1) ATATÜRK, TARİH ilmine çok önem verir... MİLLET'in geçmişini bilmesini, ondan DERS çıkarmasını geleceğini çizebilmesi için ön şart sayar. Bunda da son derece haklıdır.

Ancak özellikle son 50 yıldır, sanki sadece TEKNİK konular önemliymiş gibi MÜSBET İLİMLER denilen FİZİK, KİMYA, BİYOLOJİ, MATEMATİK dallarına önem verilmiş; diğerleri "üvey evlat" muamelesi görmüştür. SOSYAL BİLİMLER adeta bir lüks telakki edilmiş, bu konularda tahsil görenler kendi mesleklerinde dahi iş bulamaz olmuştur... Hem de hiç bir eğitim görmeden "şair, ressam, yazar, artist, müzisyen, müteahhit", hatta "iktisat bilen politikacı" olunabildiği halde!..

Eskiden insanlar, bilhassa yöneticiler, bir tek konuda değil; HAYAT için gerekli pek çok konuda eğitim görürlerdi. DİN, DİL, BELAGAT, EDEBİYAT, TIP, ASTRONOMİ ve tabii ki TARİH bu eğitimde mutlaka yer alırdı. Bu 1000 yıl önce TÜRK ve İSLAM topluluklarında da böyle idi, 500 yıl önce de, 150 yıl önce de!..

OSMANLI şehzadeleri bile böyle bir eğitimden geçerek tahta hazırlanırken; "demokrasinin aydınlattığı" 20. asırda sadece bir konuda uzmanlaşmış, hatta tamamen eğitimsiz kişilerin DEVLET yönetimine soyunmalarını, ilerleme sayabilir misiniz?..

Peki, MÜHENDİSLİK'ten başka bir konuda tahsil görmemiş, EKONOMİ bilgisi kendinden menkul, İNGİLİZCE'yi bile çat-pat söken Demirel ile bütün EKONOMİ bilgisi Friedman'ın bir tek kitabına dayanan Özal'ın BELAGAT eksikliğinden devirdikleri çamları hatırlıyor musunuz?.. "Petrol vardı da içtik mi?.. Yunanlılar gelirse gelsin, Ege işte orada, kaçmadı duruyor... Kodum mu kıç üstü oturturum...Biz erkek adamız, borcumuzu öderiz..." gibi densizlikler bir yana; TARİH bilmediklerinden "AZERİLER şiidir, bizden çok İran'a yakındır...ENVER PAŞA'nın sürgünü sona erdi" gibi beyanlar ile DOST ülkeleri küstürmeleri, "Almanya, İngiltere, Fransa, Amerika ile GEÇMİŞ'e dayanan dostluğumuz"dan söz etmeleri, tüylerimizi diken diken ediyor.

Bir defa ENVER PAŞA TACİKİSTAN'da sürgünde değildi!.. Orayı Rus esaretinden kurtarmaya gitmişti. Faaliyeti yöre halkına çok zarar vermiş olmasına, bütün aydınların bu yüzden Ruslar tarafından katledilmesine rağmen, mezarı bir ZİYARETGÂH olmuştu. ENVER PAŞA'nın mezarının TACİKİSTAN'da olması, TÜRKİYE ile ORTA ASYA TÜRKLERİ arasında tıpkı AHMED YESEVİ türbesi gibi MANEVİ bir BAĞ idi!..33 yıllık siyasi hayatında memlekete felaket üstüne felaket getiren DEMİREL'in marifet yapıyormuş gibi Paşa'nın kemiklerini TÜRKİYE'ye getirmesi, törende de "sürgünden kurtardık" diye nutuk atması, ne akıl almaz cahilliktir!..

Öte yandan AZERİLER Şİİ değil ALEVİ eğilimlidirler. Bilindiği gibi ŞİİLİK, iRAN tarzı bir MÜSLÜMAN MEZHEBİ'dir. ALEVİLİK ise sadece TÜRKLER'e mahsus bir TARİKAT'tir, MEZHEP değildir. AZERBEYCANLI ŞAİR SABİR MİRZA bu asrın başında yayınları ile AZERİLER'in İRAN etkisinden, ŞİİLİK'ten, yobazlık ve cahillikten kurtulmasını sağlamış, onları ANADOLU TÜRKÜ'ne yaklaştırmıştır. İRAN'ın AZERBEYCAN'ı bırakıp ERMENİSTAN'ı desteklemesi ise işin tuzu biberi olmuş; AZERİLER İRAN'dan iyice soğumuştur...Kendini her konuda bilgi küpü sanan bastıbacak ÖZAL, bu konuda da baltayı taşa vurmuştur.

Hem onun, hem DEMİREL'in, YILMAZ'ın, ÇİLLER'in ikide birde "BATILI dostlarımız"dan söz etmeleri; bu kişilerin övdükleri milletlerin daha 70 yıl önce çakallar gibi bu ülkeye saldırdıklarını; hala bile ERMENİ, KÜRT teröristleri koruduklarını, KIBRIS'ı, EGE'yi, İSTANBUL'u bizden çekip almaya çalıştıklarını görmemeleri, TARİH bilmemelerindendir.

Aynı kişilerin LAİKLİK, DEMOKRASİ, DİN konusundaki beyanları da aynı cahilliğin izlerini taşır... AVRUPA TARİHİ'ni bilmeden ne LAİKLİK, ne de DEMOKRASİ lehine (veya aleyhine) söz söyliyemezsiniz. Çünkü bu kavramlar AVRUPA'nın TARİHİ GERÇEKLER'inden doğmuştur... DİN'i ve DİN TARİHİ'ni bilmeden de bu konuda konuşamazsınız... Halbuki bu kişiler, bir mevkiye gelip insanların hiyerarşik olarak üstüne çıkmayı, her konuda ahkam kesmeye cevaz verir sanıyorlar.

Aslında Ekonomi Profesörü ÇİLLER'in bile, EKONOMİ'yi sadece MONETER TEDBİRLER ile düzeltebileceklerini zannetmesi ve başarısız olmasının sebebi, başta İKTİSAT TARİHİ olmak üzere pek çok konuyu ve bu ülkenin TARİH'ini bilmemesidir.

Bizim bu yazıdan amacımız insanları eleştirmek veya başka konuları dile getirmek değildi. Ancak TARİH'in önemini ortaya koymak için böyle bir giriş yapmak zorunda kaldık.

TARİH bilmeden DEVLET ADAMI olunamaz. TARİH bilmeden EDEBİYATÇI, İKTİSATÇI, SOSYOLOG, ÖĞRETMEN, ALİM olunamaz. Biz deriz ki, TARİH bilmeden DOKTOR, MİMAR, MÜHENDİS, FİZİKÇİ, KİMYACI, ASTRONOM, MARANGOZ, AŞÇI bile olunamaz.

SANAT VE EĞİTİM bölümünde bir kısmını anlattık. Şimdi sadece neden AŞÇI olunamıyacağına örnek verelim. Gerçek bir AŞÇI sadece EVKADINLARI'nın pişirdiği yemekleri pişiren kişi değildir. Öyle olsa, herkes "aşçı" sayılırdı. Bir AŞÇI önce yaşadığı toplumun gelmiş geçmiş yemeklerini, pişirme usüllerini, baharatlarını bilirse, AŞÇI'dır. Yoksa 1000 tane yabancı yemek te bilse, sadece turist otellerinde yabancılara hizmet eden biri olur. Onların "aşçı"sı olur, bizim değil!.. Nitekim son yıllarda OSMANLI SARAY YEMEKLERİ ve ANADOLU YEMEKLERİ üzerine araştırmalar yapılmaya başlamış ve bu TÜRK MUTFAĞI'nın gelişmesine yol açmıştır.

İşte bu yüzden ATATÜRK, TARİH'i GERÇEK OLAYLAR'ı tesbit etmek, yorumlamak, onlardan ders çıkarmak ve geleceği planlamak için elzem görür. Her konunun, her dönemin tarihinin yazılmasını ister. Ancak TARİH yazanlar palavradan kaçınmalı, tesbit edemediği hususları itiraf etmeli ve bunları ileriki araştırmacılara bırakmalıdır.

Eğer TARİHÇİ artniyetli ise HAKİKAT'i çarpıtır, insanları şaşırtır. Nitekim BATILI TARİHÇİLER yıllarca ANADOLU HALKI olan PELASKLAR'ı gözlerden saklamışlardır. Yine ANADOLU'ya ait olan İYON MEDENİYETİ'ni GREK diye yutturmuşlardır. Birer TARİHÇİ gibi çalışan VATİKAN ELÇİSİ ADİLE AYDA, yazar CEVAT ŞAKİR olmasa hiç haberimiz olmayacaktı!.. ADİLE AYDA ayrıca VATİKAN kütüphanesinde aylar, yıllar süren çalışmaları sonucunda bizim TRUVA dediğimiz TROYA'nın (TURYA); ROMA MEDENİYETİ'nin temeli olan ETRÜSK (TURUŞKA, TUR-SAKA)MEDENİYETİ'nin kökeni olduğunu, yani TÜRK olduğunu tesbit etmiştir, hem de eski tarihçilerinin kayıtlarından!

Ne yazık ki, TÜRK tarihçisi çok azdır. Rıza Nur bizde tarihçi geçinenlerin "hep Cohen'den aşırmalar yaptığını" söyler. Elbette ilim adamları birbirlerinin eserlerinden yararlanırlar ama, milyonlarca vesikanın, yüzbinlerce tarihi eserin olduğu ülkemizde kendi tarihimizi bile BATILI tarihçilerden öğrenmek durumunda kalmamız çok acıdır. TÜRK TARİH KURUMU'nun kuruluş amacının altında bu gerçek yatar.

Daha önceki bir bölümde belirttiğimiz gibi, günümüzde yetişen bir çok "tarihçi"nin de "kompartımancı" olması, yani TANZİMAT DÖNEMİ, MEŞRUTİYET DÖNEMİ, MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ gibi 5-50 yıllık dönemler ile kendilerini sınırlamaları, ayrı bir problemdir. Bu kişiler belki bir dönemi iyi bilir ama, o dönemin MİLLET'in UZUN GEÇMİŞ'i ile bağlantısını kuramaz, SENTEZ yapamaz. TARİH'i dilim dilip doğrayıp, sonra o dilimleri sonuç çıkaracak biçimde birleştiremez.

HİTLER, NAPOLYON'un RUSYA MAĞLUBİYETİ'ne gereken önemi verseydi, aynı akıbete uğramazdı. RUSLAR, CENGİZ HAN'ın bile AFGANİSTAN'ı fethedemediğini hatırlasaydı, o maceraya girişmezlerdi. Bizimkiler YAVUZ'dan, ABDÜLHAMİT'ten ders alsalardı, HALEB, MUSUL, SÜLEYMANİYE bizde olmadıkça ve Kürtler şehirleşmedikçe Güneydoğu'da anarşinin önlemiyeceğini, AŞİRET sisteminin DEVLET otoritesinden daha etkili olacağını görürlerdi... Ama bütün bunlar "kompartımancı" tarih anlayışı ile mümkün değildir.

ATATÜRK'ün hangi konuşması incelenirse incelensin, derin bir TARİH bilgisi göze çarpar. DİN TARİHİ bunun dışında değildir. Onun DİN, İKTİSAT, İSTİKLAL, DEVLET, hatta SANAT, KADIN konularında yaptığı bütün beyanlarda bir veya birkaç AYET, HADİS, veya DİNİ OLAY'ın izlerini görürsünüz.

Bu bakımdan "ATATÜRKÇÜ'yüm" diyen aydınların ve yöneticilerin fikirlerini TARİHİ GERÇEKLER üzerine bina etmeleri gerekir. Ancak bunu yaparken olaylara sadık kalmaları, iyi ANALİZ ve SENTEZ yapmaları şarttır.

(2) ATATÜRK'ün TARİHİ OLAYLAR'ın HİSSİYAT ile meydana geldiği ifadesi hiç bir yerde dile gelmemiş, üzerinde hiç durulmamış bir gerçeğin ta kendisidir.

HİTLER'in dünyayı fethetme arzusu bir AKIL ve MANTIK ürünü müdür?..100 milyon ARAB'ın 2 milyon YAHUDİ'yi Filistin'den söküp atamamaları, üstelik 1947'de ülkeyi boşaltıp onlara teslim etmeleri KİN ve YOKETME arzusundan başka neyin kötü sonucudur?..

Şunu kabul etmek gerekir ki, dünyayı AKILLI DEVLET ADAMLARI değil, HIRSLI, KİN, İHTİRAS VE ŞEHVET DOLU POLİTİKACILAR idare eder. Hal böyle olunca da, bizim hakkımızda DÜŞMANLIK besliyen, İNTİKAM HİSSİ güden BATILILAR ile öyle kolay dost olunamaz...Bunu biz söylemiyoruz, ATATÜRK söylüyor. Onların ruhlarındaki KİN'i söküp atmanın mümkün olmadığını belirtiyor.

BATILILAR'da bize karşı bu DÜŞMANCA HİSSİYAT'ın kaynağı nedir, diye sorarsanız, elbette TARİH'e müracaat etmek gerekir.

Daha önceki bölümlerde bir kaç vesile ile anlattık. HIRİSTİYAN BATI DÜNYASI 1096 yılından beri TÜRK ve MÜSLÜMANLAR'ı, AVRUPA'dan, ANADOLU'dan ve MUKADDES TOPRAKLAR'dan atmak için HAÇLI SEFERLERİ düzenlemektedir. Bu seferlerde ARAPLAR daima ve kolayca mağlup olmuş, ancak TÜRKLER direnebilmiştir. KILIÇARSLAN'ın, SELAHADDİN EYYÜBİ'nin, MURAD-I HÜDAVENDİGAR'ın, YILDIRIM BAYEZİD'in, 2. MURAD'ın, FATİH SULTAN MEHMED'in HAÇLILAR'a indirdiği darbeler, HIRİSTİYAN BATI insanının ruhunda derin izler bırakmıştır. Çok sonraları en zayıf olduğumuz dönemde dahi 2. ABDÜLHAMİD'in mukavemetini, ATATÜRK'ün MİLLİ MÜCADELE'deki zaferini ise hiç hazmedememişlerdir.

HIRİSTİYAN BATI, bilhassa 19. asırda RUSYA hariç bütün dünyayı sömürgeleştirirken en çok kaybı gene İSLAM ülkelerinin koruyucusu OSMANLI karşısında vermiştir. Yenemediği, sömürgeleştiremediği TEK MÜSLÜMAN ÜLKE de TÜRKİYE kalmıştır.

Öte yandan TÜRKİYE'nin zaferi ile, 20-30 yılda bütün sömürgelerin bağımsızlığına yol açılmıştır. BATI bunu hiç unutur mu?..

İşte ATATÜRK, 1000 yıldır AMANSIZ DÜŞMANIMIZ olan HIRİSTİYAN BATI ÜLKELERİ insanlarının ruhlarındaki, zihinlerindeki MENFİ HİSSİYATI; yani bize karşı KİN, İNTİKAM, YOKETME duygusunu, bugünkü SUN'İ MÜTTEFİKLİK ve YAKINLAŞMA ile silemiyeceğimizi çok kesin olarak ifade ediyor. Hatta böyle düşünmenin HAYAL olduğunu belirtiyor.

Şimdi anladınız mı MANDACI İSMET'ten bu yana gelmiş geçmiş bütün politikacıların bize niye TARİH öğretmediklerini?.. Niye okul kitaplarında "İZMİR'in işgaline AMERİKAN gemilerinin de katıldığı" ve "AMERİKA'nın LOZAN ANTLAŞMASI'nı hâlâ imzalamadığı" gerçeğinin yer almadığını?.. Niye ATATÜRK'ün hiç bir BATI ülkesi ile İTTİFAK'a girmediğini?.. Hatta niye CEMİYET-İ AKVAM'a ( o zamanki Birleşmiş Milletler) üye olmadığını?..

(3) ATATÜRK, TARİH öğretmeye her şeyden çok önem verir. Çünkü insan kendi tarihini bildikçe, ECDAD'ını tanıdıkça, hele ÜSTÜN KAABİLİYETLİ ve MEDENİ bir MİLLET'e mensup olduğunu öğrendikçe şevki artar. Ecdadından ilham alır, aşağılık duygusundan, başkalarını üstün görmekten kurtulur. Bu bilgi ve inançla yeni bir medeniyete doğru koşar.

Halbuki şimdi tam tersi yapılmakta, bize hep BATILI ülke ve insanlar örnek gösterilmekte, onları taklit edersek kurtulacağımız fikri aşılanmaktadır!.. TARİH bilgisi, GEÇMİŞ'i ve ECDAD'ını tanıma özelliği eksik olunca da; insanımız, ve bilhassa gençler bu aşılanan yanlış fikirlere kapılmaktadırlar... ATATÜRK'ten sonra ATATÜRK'ün yüzde biri kadar tarih bilen bir liderimiz olmadığı için, bugünkü acınacak duruma düşmüş bulunuyoruz.

Ama biz ümitsiz değiliz. KUR'AN'da ve HADİSLER'de övülmüş bir MİLLET olduğumuzu, kendi TARİHÇİLERİMİZ ve YABANCILAR'ın TÜRKLER hakkında neler düşündüklerini burada tekrarlıyarak bu eksiği kısmen tamamlamak istiyoruz.

KUR'AN, MAİDE SURESİ 54. ayette PEYGAMBER'e huysuzluk eden ARAPLAR'a hitaben şöyle der:

- "İçinizden kendi dininden dönen olursa, bilsin ki ALLAH ona bedel olarak bir topluluk getirecek ki, onları sever. Onlar da O'nu severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı zorlu olurlar. ALLAH yolunda cihat ederler. Kendilerini ayıplayan kimselerin ayıplamasından korkmazlar."

Nitekim, 900'lü yıllardan sonra TÜRKLER, Araplar'ın elinden İSLAM liderliğini çekip almış ve daha ileriye götürmüştür.

Bu da bir KUDSİ HADİS:

- " BENİM bir ORDUM vardır, onlara TÜRK adını verdim ve DOĞU cihetine yerleştirdim. Herhangi bir kavme öfkelendiğim zaman, işte bu TÜRKLER'i onların üzerine musallat ederim."

Hadis imamı Tabarani (doğumu H.260) İbn-i Zi'l Kela'dan nakleder:

- (Mu'cem'ül Kebir, Mu'cem'ül Efsat)

İMAM-I AZAM ise DÜNYA MÜSLÜMANLARI'na şu müjdeyi verir:

- "Kılıç TÜRKLER'in elinde bulunduğu müddetçe senin dinine zeval yoktur."

KAŞGARLI MAHMUT bunlara dayanarak:

" Gördüm ki Yüce TANRI, DEVLET GÜNEŞİ'ni TÜRKLER'in burçlarından doğurmuş, göklerdeki burçları ONLARIN DEVLETLERİ çevresinde döndürmüş. Onlara TÜRK adını KENDİSİ vermiş. MÜLK ve SALTANAT'ı onlara vererek, onları ASRIN HÜKÜMDARI kılmış. CİHAN halkının dizginlerini onların ellerine bırakmış ve onları bütün insanlardan üstün eylemiş. Doğrulukta onlara her zaman yardımcı olmuş, onlara intisap edenleri, onların hizmetinde bulunanları hep aziz kılmış ve bütün dileklerine erdirmiş, kötülerin şerlerinden korumuş."

değerlendirmesini yapar. ATATÜRK bu sözü, bazı konuşmalarında hatırlatmıştır.

ATTİLA diyordu ki:

- "Ben ve milletim TANRI'nın kırbacıyım. TANRI kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderdi!"


CENGİZ HAN ASYA'yı fethederken, komutanlarından SABUTAY'a şu emri vermişti:

- " Nerede TÜRK varsa, oraya kadar git!"

Böylece CENGİZ'in orduları Moskova sınırlarına kadar dayandı.

KARADENİZ kıyılarını, ORTA ASYA'yı, SELÇUKLU diyarını, HALİFE'nin oturduğu BAĞDAT'ı, HİNDİSTAN'ı ve ÇİN'i zaptetti. Her birinde TÜRK DEVLETLERİ kurdu. CENGİZ SOYU sonradan MÜSLÜMAN oldu. Böylece KUBİLAY'ın ÇİN'de eriyip giden hanedanı hariç, bir çok MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETİ oluştu.

KUBİLAY, ÇİN İMPARATORU olunca devlet idaresini hep soydaşlarına teslim etmiştir. Ancak nesiller geçtikçe TÜRKLER saraya çakılıp kaldılar, Çinliler'in sunduğu rahatlık ve refaha daldılar, benliklerini kaybettiler.

Bazı tarihçilere göre, dünyada mevcut en eski medeniyetlerden biri, M.Ö. 7000 tarihinde ORTA ASYA'da kurulan ANAY (TÜRK) medeniyetiydi. MOĞOLİSTAN'dan URALLAR'a, ÇİN SEDDİ'nden HAZAR'a; aynı soy, aynı dil, aynı dilde insanlar olarak yaşıyorlardı. Her aşiret veya köy ayrı bir siyasi organizma oluşturmuş, bir köy devleti kurmuştu. MÖ. 4000-625 arasında bunlar, SAKA İMPARATORLUĞU diye adlandırılır.

Şehirleşmenin M.Ö.7000'lerde başladığı doğrudur... MEZOPOTAMYA'da, ANADOLU'da görülen ilk köy-şehirler ve kalıntılar bunun delilidir. Ancak ŞEHİR DEVLETLER çok daha sonra, İMPARATORLUKLAR ise daha da sonradır.

Yapılan hesaplara göre HZ. NUH M.Ö. 4000 yıllarında böyle bir ŞEHİR DEVLETİ'nde yaşamıştır... TUFAN EFSANESİ bu sebepten SÜMER, (M.Ö.3300) ASUR(M.Ö.3000) ve HİTİT(M.Ö.2000) kil tabletlerinde GILGAMIŞ DESTANI'nın bir parçası olarak yer alır. BABİL DEVLETİ ise M.Ö.2500 yıllarındadır. DİLLER'in birbirinden ayrılmasının bu tarihten sonra olduğu tahmin edilmektedir. 1991 yılında bir eser yayınlayan iki RUS bilim adamı, bu sebepten bütün DİLLERİN ANAYURDU'nun ANADOLU olduğunu ileri sürmüşlerdir.

SÜMER DİLİ ve ÇİVİ YAZISI dünyanın en eski dili ve yazısıdır. Bu dildeki TENGRİ, YIRLAMAK, OD gibi kelimeler hâlâ TÜRKLER arasında kullanılan TANRI, AĞLAMAK veya ŞARKI SÖYLEMEK ve ATEŞ anlamlarına gelir. Bu da göstermektedir ki, DÜNYANIN EN ESKİ DEVLETİ SÜMERLER, TÜRKLER'İN ATASI'dır.

Yine onların ardından gelen ELAMLAR, TOURKİLER, TURUKKULAR, MEDLER, HATTİLER, URARLAR, PELASKLAR, ETRÜSKLER de TÜRK DEVLETLERİ'DİR. İlk TÜRK adı TOURKİLER ile M.Ö.1500'lerde duyulmuştur. Sonra TURUKKU gelir.

Tarih açısından HZ. İBRAHİM M.Ö. 1800'lerde yaşamış ve BABİL HÜKÜMDARI ile sürtüşmüştür. Aynı tarihlerde OĞUZ HAN EFSANESİ yer alır. OĞUZ HAN'ın hikâyesini, FİRDEVSİ aşırıp FERİDUN adıyla İRANLILAR'a, yani ARİLER'e mal etmek istemiştir... ŞEHNAME'de FERİDUN'un oğlunun adı TUR (TÜRK)dür. OĞLU TÜRK olursa, BABASI ne olur?.. Üstelik hikayede ÜÇ OĞUL, ÜÇ GELİN, YAY, ÜÇ OK vardır. Tek fark OĞUZ HAN'ın iki karısından olan 6 OĞLU yerine ÜÇ OĞUL-ÜÇ GELİN'dir. Üstelik FERİDUN bunların hepsine ad koyar, GÖK, DAĞ, DENİZ, AY, GÜNEŞ, YILDIZ diye!..

İşte bu yüzden biz TÜRK DEVLETLERİ'nin SÜMERLER ile başladığına (M.Ö.3500), ilk YAZI'nın TÜRKÇE olduğuna (M.Ö.3300), ilk destanın GILGAMIŞ(EL ULAMIŞ) TÜRK DESTANI olduğuna (M.Ö.3000), HZ. İBRAHİM'in babası AZER'in HAZAR TÜRKÜ olduğuna ve OĞUZ HAN ile aynı dönemde yaşadığına (M.Ö.1800), ve ilk imparatorluğun da OĞUZ HAN İMPARATORLUĞU olduğuna inanırız. Bu devlet bütün MEZOPOTAMYA, ANADOLU, İRAN, HAZAR BÖLGESİ ve ORTA ASYA'yı kapsar. Bu ülke ŞEHNAME'de TURAN diye geçer.

Ancak TÜRKLER bundan çok daha önce küçük gruplar halinde ASYA'nın kuzey taraflarına, Moğolistan'a, Sibirya'ya, Mançurya'ya yayılmış; hatta BERİNG BOĞAZI'ndan geçerek AMERİKA KIZILDERİLİLERİ'ni oluşturmuşlardır.

Sibirya Türkleri'nden Kâzım Mirşan ise bunların hepsini yetersiz bulur. 15 dil ve lehçe bilen bu büyük araştırmacı, TÜRKLER'in tarihinin 15.000 yıl öncesine dayandığını, Orhun alfabesinin köklerinin o tarinihlerde yapılmış duvar resimlerinden geldiğini anlatır.

İşin enteresanı, ARAPLAR'ın PEYGAMBERİMİZ'in mensup olduğu KUREYŞ kabilesini HZ. İSMAİL'den geldiği için asıl Araplar'dan saymayıp, ARAPLAŞMIŞ KABİLE olarak görmeleridir ki, bizim görüşümüzü doğrular. 900'lü yıllarda Buhara'nın yanında KUREYŞ köyü ve oymağı vardı.

Altın, gümüş, bakır, demir, kurşun, kalay ÖZ-BE-ÖZ TÜRKÇE kelimelerdir. Bunlar bütün TÜRK lehçelerinde müşterektir. Bu da gösteriyor ki, TÜRKLER anadillerinin teşekkülü devrinde bu madenleri kullanmışlardır. Bunları kendileri keşfetmişlerdir. Madenleri işleme usüllerini de TÜRKLER icat etmişlerdir. Zaten bütün TÜRK anane ve efsaneleri, TÜRKLER'in en eski devirlerden beri MADEN İŞLEYEN bir MİLLET olduğunu göstermektedir. (Vamberey)

Çinliler HUNLAR zamanında TÜRKLER'e "KANÇİ" (yüksek arabalılar) demişler, GÖKTÜRK çağında da TİELE (TÜRK) diye adlandırmışlardır. TUKYU, TÜÇÜEH de derlerdi. Bir de JUAN-JUAN dedikleri proto-Moğol AVARLAR vardı. MOĞOLLAR TÜRKLER'e "TÜRKÜT"(çoğul) derdi. Çinliler bunu TUKYU diye almış olabilir.

O. Frankie'ye göre, TU-KÜE "migfer" demektir. ALTAY bölgesindeki miğfer şeklindeki dağda oturdukları için bu adla anılmışlardı. (Türkçesi dugulga) Çin kaynağı (Sui-Şu) Çou-şu'da ise, TU-KÜE'nin HÜKÜMDAR ünvanı olduğu belirtilmiştir. S.W.Koelle'ye göre TÜRK kelimesinin kökü "tur-tir"dir. çekmek, cezbetmek demektir. Eski İran dillerinde miğfer "TERK" kelimesi idi. K. Fiok ise kelimenin TURKU olduğunu, İSKİT dilinde "deniz kıyısında oturan adam" anlamına geldiğini söyler. Kaşgarlı'ya göre TANRI'nın verdiği bu ad, "olgunluk çağı" anlamına gelir. Ayrıca gök, erklik, güzel anlamına da gelir. Hammer'e göre TÜRKLER, Tevrat'ta TOGARINA(TOGARMAH), Herodot'ta TARFİNAÜS diye geçer.

TÜRK adı, DOĞU ASYA'da M.Ö.14. asırda TİK-TİK şeklinde; M.Ö.599-433 tarihlerinde ise GÖKTÜRKLER olarak geçmiştir. (Zeki Velidi Togan Umumi TÜRK Tarihine Giriş)

Gardizi de (Ö. 1048) Yafes'e verilmiş olan yerin, insandan terk edilmiş TAURK DİYARI olduğu için bu adı aldığını söyler. A.Wambery TÜRK kelimesinin türemekten geldiğini, Ziya Gökalp ise TÜRELİ demek olduğunu belirtir.

19. asrın antropologlarından Fransız Jean Daniker, 29 ırktan biri olarak TÜRKLER'i gösterir ve özelliklerini şöyle sayar:

- "Cildi beyaz (hafif sarıya mütemayil); boy ortadan yüksek; kafatası kısa, saç siyah, göz siyah fakat çekik değil; burun normal, basık değil; yüz uzunca oval, elmacık kemikleri hafifçe çıkık; dudakları kalın, boyun kısa, göğüs orta..."

Beşeri zümreler karışmasına rağmen, her etnik zümrenin ırk özelliklerini temsil eden tiplerin tamamen kaybolmadığı biliniyor. Her kavmin içinde, karışmadan evvelki hali temsil eden fartler mevcuttur. Bu tarife uyan TÜRK boyları olmasına rağmen, çok çeşitli TÜRK tipi vardır. Bu yüzden bir Fransız yazar şöyle der:

- "TÜRKLER bilinen MİLLET vasıflarından farkıl özellikler taşıyor. Belirli TEK bir TİP yok. Çekik gözlü, kısa boylu olduğu gibi, sarışın, uzun boylu TÜRKLER de var. Belirli bir vatanları yok. Çok geniş alanlara yayılmışlar. Belirli bir dinleri yok. Hemen her dinden TÜRK var. Denilebilir ki, TÜRKLER'de ORTAK sadece iki özellik var: DİL ve DÜŞÜNCE TARZI!"

Büyük HUN hükümdarı Çİ-Çİ(Oğuzhan'ın torunlarından olduğu söylenir) şöyle diyordu:

- " Çinliler'e tabi olmayız. Atalarımız bize geniş ülkelerle birlikte HÜRRİYET ve İSTİKLAL emanet ettiler. Hiç bir HUNG-NU'nun alnında esaret damgası taşımaya tahammül göstereceğini tahmin etmem!"

Alman bilgini F. Hirth, "MİLLİYET fikrini DEVLET siyasetine esas ittihaz eden ilk kişi Çİ-Çİ'dir," diyor.

Bu anlayış yüzyıllar sonra (M.S.732) ORHUN KİTABELERİ'nde şu ifadelerle yer alacaktı:

- " TÜRK MİLLETİ, yurdundan ayrıldın, dağıldın, aç kaldın, sefil düştün, ayakta ölü gibi oldun. Ey TÜRK MİLLETİ! Silkin, kendine dön!..!

- "Niçin yanılıyorsun? Bütün bunlar kendi öz benliğinden uzaklaşıp düşmana dönük yaşadığın için oldu. HAKAN'ını dinle. üstte gök basmasa, altta yer çökmese, senin ilini töreni kim bozabilir?.."

Bahsedilen töre, OĞUZ TÖRESİ'dir. OĞUZ TÖRESİ, güçlünün zayıfı ezmediği, kurtla kuzunun birlikte dolaştığı, açın doyurulup çıplağın giydirildiği DEVLET BABA geleneğinin adıdır. HÜKÜMDAR bunu sağlamak için gerekirse gece uyumaz, gündüz dinlenmez, ölesiye bitesiye çalışır. Kendi biriken malını sık sık dağıtır, fakirlere toylar verir, yedirir içirir, TÜRK ordusuna yabancı asker almazdı.

Tarih boyunca TÜRKLER'in kaderi GÖÇ etmek olmuştur. ANADOLU ve MEZOPOTAMYA'dan TUFAN'la başlıyan GÖÇ, ASYA'nın en ücra köşelerine kadar ulaşmış, Avrupa'ya yayılmış, Amerika kıtasına atlamış, sonra İSLAMİYET'le birlikte tekrar ANADOLU'ya yönelmiştir. 1991'de SOVYETLER'in dağılmasıyla ANADOLU TÜRKLERİ tekrar ATAYURT yollarına düşmüşlerdir.

Oğuz ile göçüp yürümedik yol var mı

Evin tutup oturmadık yurt var mı?

(Secere-i Terakkiname)

Araştırmalar İSKİT ve HUN akınlarının İSPANYA'ya ve İNGİLTERE'ye kadar ulaştığını göstermektedir. BASKLAR'ın ASYATİK(TÜRK) olduğu zaten kabul edilir ama İSKOÇLAR'ın(SCOT-İSKİT) TÜRK kökenli olduğunu iddia edenler dahi vardır. Bizce UKRAYNALILAR da İSKİT kökenlidir.

Panturanizm TÜRK, MOĞOL, MACAR, FİN-OGURLAR'ı birleştirmek isteyen Macarlar tarafından ortaya atılmıştı... Macar Vambery ise Pantürkizm'i ortaya attı. Ziya Gökalp formüle etti. Ziya Gökalp, "TÜRKLER'in uzak mefkuresi TURAN namı altında birleşen OĞUZ, TATAR, ÖZBEK, KAZAK, KIRGIZ, YAKUT ve diğer TÜRK TOPLULUKLARI'nı LİSAN'da, EDEBİYAT'ta, HARS'ta birleştirmektir," diyordu. (Türkçülüğün Esasları)

Daha önce Panislamizm 2. Abdülhamid tarafından ortaya atılmış, ancak başarıya ulaşamamıştı. Amacı, Fransız ihtilali ve TÜRK düşmanlığı karşısında gelişmekte olan Avrupa ve Balkan milliyetçiliğine set çekmekti. Gaspırali ile Cemaledddin Afgani de "işgale uğramış İSLAM ülkelerinin kurtarılması" amacında idiler. Abdülhamid bunun Rusya ve İngiltere'yi kışkırtmasından endişe ediyordu. Pantürkizm'de yine Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde ve işte birlik " ülküsünden hareket edilmiştir.

TÜRKLER hakkındaki sıraladığımız bu gerçekler, BATILI bilim adamlarının dikkatinden kaçmamış ve olağanüstü değerlendirmeler yapmalarına yol açmıştır. Bunlar dahi BATI hayranı "aydın"larımız tarafından bilinmez.

İngiliz Ricaut, "Her şeyin iyisini yapan TANRI, bu güçlü milleti sanki Hıristiyanların günahlarını ve kusurlarını cezalandırmak için yüceltmiş ve desteklemiş gibidir," diyor.

"Dini bakımdan TÜRKLER, daha fazlasına imkan olmayacak kadar müsamahakardırlar," diyor Jean Paul Ronx.

"Yeryüzündeki en İLAHİ DİSİPLİN, TÜRK askerlerindedir," diyor Postel... Bizi bundan iyi anlatan söz olamaz.

(4) ATATÜRK bu gerçekler ortaya çıksın, TÜRK MİLLETİ GERÇEK TARİH'ini öğrensin diye TÜRK TARİH KURUMU'nu kurdu. Bu sözü de, onların çok sıkı çalıştığı günlerde, bir nevi özür dileme mahiyetinde sarfetmiştir. O ne büyük bir insandı ki, aslında ülkesi için çalışan bu insanlara sanki şahsi bir zahmet yüklüyormuş gibi, gerek olmadığı halde özür dilemiştir.

ATATÜRK, bu çalışmaların semeresini göremeden öldü. Temelini attığı muazzam hareket, onun ölümünden sonra terkedildi. 70 yıl uykuya daldı. TARİH'ten, GEÇMİŞ'ten, ASLIMIZ'dan o kadar kopuk büyüyüp yetiştik ki, 1980'lerde "milliyetçi-muhafazakar-takunyacı" ÖZAL'ın bir bakanı, AZERBEYCAN'lı meslekdaşına, "Ne güzel TÜRKÇE konuşuyorsunuz, nereden öğrendiniz?" diyecek kadar cahildi!..

TARİH bilmemek yüzünden DOST'umuzu, DÜŞMAN'ımızı birbirine karıştırdık. CEZAYİR'in bağımsızlığı için çekimser oy verdik. EGE'yi, KIBRIS'ı YUNANİSTAN'a kaptırdık. FENER RUM PATRİĞİ AMERİKAN pasaportlu BARTELAMOS'u başımızın üstüne çıkardık. İSTANBUL'u DÜNYA açık ŞEHRİ ilan ettik, GAVUR BAYRAĞI çektirdik de 20 gün TÜRKLER'E KAPADIK!..(1996 Haziran)

Bunları yobazlar, "şeriatçılar", cahiller yapmadı, gözümüzün içine baka baka "Atatürkçü" olduğunu söyliyen politikacılar, bürokratlar, "aydın"lar yaptı. Üstelik safsata dolu romanlar, filmler üreterek TARİH'imizi çarpıttılar. Hala da yapıyorlar.
(Şeriatçılar da ayrı bir muamma, onuda ayrıca ele alacağız)

Ne dersiniz, şu işe yaramıyan DEVLET GÜVENLİK MAHKEMELERİ'ni kaldırıp ta, gerçek bir İSTİKLAL MAHKEMESİ kurmanın zamanı gelmedi mi?..
>>>ATATÜRK'ÜN TARİH ÜZERİNE SÖZLERİ-- ..::CTO::....::CiHAN TÜRK OLSUN::..http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr--Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK-- Özkan BOSTANCI

9 Ekim 2008 Perşembe

DİBE VURDUK MU?

9 Ekim 2008 Perşembe, 9:19
Kimden:
"© Özkan BOSTANCI" bostanciozkan@gmail.com
Kime:
"..::CTO::.. ..::CiHAN TÜRK OLSUN::.."
DİBE VURDUK MU ?

http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun/web/dibe-vurduk-mu?hl=tr

Suda çırpınan, boğulmak üzere olanın kurtuluşu dibe vurmaktan geçer derler. Ayakları zemine değsin ki, nerede olduğunu anlayıp can havliyle kurtuluşunu gerçekleştirsin.

Irak'ta yaşananların dibe vurmakla ilgisi olduğu kesin. Demokrasi zannettikleri "evangelist emperyalizm"in nasıl bir şey olduğunu anlamaya başladılar ve gerçek savaş başladı. Türkiye'de ise yıllardır yaşanan çırpınışların sonuna geliniyor sanırım. Bir anlamda "musibet" uyarması. (Bir musibet, bin nasihatten evlâdır..) Şimdi bir bakalım yakın geçmişte ve günümüzde neler olmuş, neleri yedirmişler, neleri hazmettirmişler:1) Dilinizi neredeyse yok etmişler, hem de devlet okulları eliyle! 2) Tüm ahlâk ve kültür değerlerinizi bozmuşlar; basın-yayın, politikacılar, iş adamları eliyle!... 3) İktisadınızı ele geçirmişler, uydu şirketler ve dahili ajanlarıyla! 4) Ülkenizde ne kadar zayıf halka varsa çekip çıkarmışlar; mozayik-çok kültürlülük-insan hakları safsatalarıyla! 5) İç politikanızı AB, Dış politikanızı ABD yönetir olmuş, sizin seçtikleriniz sayesinde! 6) Şehit kanıyla aldığınız toprakları üç-beş kuruş uğruna peşkeş çektirmişler, yasalar eliyle! 7) Milli Egemenlik mi dediniz? O da tartışmaya açıldı; Meclis, Anayasa Mahkemesi ve Genel Kurmay Başkanınız diliyle!.. Kanımca dibe vurduk!.. ABD Büyük Elçiliği ev sahipliği ve Fener Rum Patrikhanesi himayesinde gerçekleştirilen resepsiyona davet edilenlere "ekümenik" sıfatıyla davetiye gönderildi. Başbakanlık ise, devlet görevlilerine "davete gitmeyin" yazısı gönderdi. ABD Büyükelçiliği ise "isteyen gelir isteyen gelmez" cevabını verdi. Bu davet yapıldı ve AKP Milletvekili Cemal Kaya da katıldı. Her şeye kayıtsız-şartsız evet diyenler birden "ekümenik" kelimesine takıverdiler, neden? İstanbul'un ATATÜRK Kültür Merkezine Bizans bayrağı asılırken neredeydiniz? Patrik tarafından yıllardır "ekümenik" sıfatı resmi ve gayr-ı resmi her zeminde ilân edilirken neredeydiniz? AB sürüngenliği uğruna, şirin görünmek için her hakarete, her oldu-bittiye boyun eğeceksiniz, Milli Güvenlik Stratejinizi ve İç-dış tehdit politikalarınızı yeniden tanımlayacaksınız (Küreselleşme uğruna), ABD (Stratejik ortağınız) "ekümenik" dedi diye; "ayıp oluyor, abi" diyeceksiniz. GÜNAYDIN!... Bu "Stratejik Ortak" zaten Lozan'ı tanımadığı için "ekümenik" sıfatını kullanacaktır. Zaten verdiği cevapla tüm ülkenin başına çuval geçmiş oldu!.. Ya siz ne yaptınız; Kaymakamın muhatabı Papazı Devlet töreniyle karşılamadınız mı? Yasalar çıkarmadınız mı; daha çok mülk edinsin, eski mülklerine kavuşsun diye. Bu muydu, "hoşgörü-dinler arası diyalog" diye yutturulan acı zehir? Fitne-fesat yuvalarını tekrar açabilmek için formül arayanlar kim, sizce? Sen-Sinod Meclisine atama yapılırken delinen LOZAN'ı da mı okumadınız? Kendi ülkenizde Coniler Bakanlarınıza "TIRNAK VE AVUÇ KONTROLÜ" yaparken neredeydiniz? Ülkeyi bölme amacıyla otuz bin insanınızın ölümüne sebeb olanlara özel gemiler tahsis edip, onun uyduluğundan hüküm giyenleri affetmediniz mi? Hapisten salıverip, devlet kapısında ağırlamadınız mı? Geçiniz!... Evet, şimdiden sonra ayaklar yere basacak: Egemenlik kavramının ve Tehdit algılamasının tariflerini bir kenara bırakarak kim dost, kim düşman onun tanımlamasını yapacak Türk Milleti. Dibe vurduk!... Artık korkunun ecele faydası yok!.